4 TEMMUZ

Gözüne, henüz güneş ışığı dolmadan dinlediği sesler, çok iyi bildiği bir yerde olduğunu hatırlatmıştı.

Martı sesleri pencereden içeriye doluyordu. Bütün güzelliği ile 4 Temmuz 2018 sabahı oluyordu. Radyodan yayılan sese kulak verdi. Gülümsedi. Anne evindeydi:

“Ezelden âşinânım ben

Ezelden hem-zebânımsın”

Bu evde öğrendiği çok şey vardı. En önemlisi ise ayın dili konuşabildiği nadir mekanlardan birisi olmasıydı. Kendini müziğin kollarına bıraktı. Nasılsa, birazdan radyonun sesi yükselecek, kalkma saatinin geldiğini anlayacaktı.

“Beraber ahde bağlandık

Ne yapsan yâr-i cânımsın”

4 Temmuz 1776 Amerika’nın İstiklali

4 Temmuz 1921 Karamürsel’in Kurtuluşu

Eşleşen iki önemli tarihi olay ile anılan bir sahil kasabasında, bir dönem yaşamış olmanın ayrıcalığını duyumsadı. 1950’li yıllarda, Amerika’nın en önemli istihbarat üssünün kurulduğu Karamürsel’de  ‘4 Temmuz’, 30 yıla yakın Amerikalılarla birlikte kutlanmıştı. Çevre köylerinin de akın ettiği kutlamada, binbir çeşit insan, coşku ile  bir araya gelirdi. Atatürk Heykeli’nin önünde yapılan tören ve kurtuluşun temsili canlandırılmasının ardından,  akşam verilecek konser için çay bahçelerinde vakit geçirilirdi. Dönemin değerli sanatçılarının sahne aldığı konser, gece yarısı başlar ve neredeyse sabaha kadar sürerdi.

“Ne olsam zerrenim

Kalbimde hâlâ çarpar esrarın”

Kulağına çarpan martı çığlığını kendisine yordu. Zaten radyonun sesi de yükselmişti. 4 Temmuz gününü kutlama çağrısıydı.

“Gel ey canân gel ey can

Kalmasın ferdaya didârın”

Eski kutlamaların özlemi ile başlayan gün güzellikler ile dolu dolu geçiyordu. Has kadife üzerine özel işlemeler ile bezeli bir bindallıyı anımsatan Karamürsel sahili, “Bin Dalın” birleştiği nokta olarak binbir yüzü misafir ediyordu. Özenli giyinmiş birbirine aşina çocuklar, hem-zeban gençler, beraber ahde bağlanmış yaşlılar, çocuklarına yar-i canım diyen aileler, ne olsam zerrenim diye eğlenen ergenler ve  görev aşkı ile kalbi çarpanlar arasına karışmış baloncular, pamuk helvacılar, macuncular, mısırcılar, ışıldakçılar şölen neş’esindeydi. Sanki, herkes, güftesi Mehmet Akif Ersoy’a ait Şerif İçli’nin hüseyni bestesinde buluşmuştu. “Ufak Tefek Karamürsel Sepeti”ne herkes sığmıştı.

Gece konseri başladığında, İlhan Çınar Alanı’nda ilerlemek güçleşti. Yollara taşan halk, dev ekranlardan konseri izlemeye çalışıyordu. Yeni albümünün tanıtımına fırsatmış gibi algıladığım Edis Sahnesi’nde, yeni şarkılar ile yüzyüze kalmış halk, ciddi bir duruş ile konseri izliyordu. Ben de bir süre onları izledim. Hemen yanıbaşımdaki bir genç kıza Edis’i neden seviyorsunuz diye sorduğumda, erkek olduğu için cevabını aldım. Edis’in “Olmamış mı?” şarkısıyla eşleşti.

Gördüğüm, eğlenmeyi unutan halk mıydı yoksa, müziğini arayan halk mıydı bilemedim. Edis Konseri’nde bir ben, bir arkadaşım, bir de arkadaşımın annesi, eski günlere dans ettik. Havai fişeklerle martıları susturduk. Gece yarısı olmadan dağıldık.

‘4 Temmuz’da herkesin sığabildiği ‘Karamürsel Sepeti’ boştu!