AL TAKKE VER KÜLAH

Yusuf DİNÇ 30 Haz 2020

Faizcilikle ilgili Türk toplumunun genel yaklaşımı, paradigmaya geçişiyle birlikte büyük değişimler göstermiştir.

Âlemde bir devir dönüyor amma

Devr-i İngiliz mi Frenk mi bilmem
Halli kolay değil, pek güç muamma
Zâlim zulmü göğe direk mi bilmem

Seyrani babamız bu dizelerle bir bakıma kapitalist paradigmaya geçişin sancılarını ortaya kor. Her yönüyle Anadolu medeniyetini kuşatan bu sancılar toplumun faiz sosyolojisinde de kendisini gösterir.

Faizcilikle ilgili Türk toplumunun genel yaklaşımı, paradigmaya geçişiyle birlikte büyük değişimler göstermiştir. Yaklaşımının ne yönde değiştiği ile ilgili son 40 yıl dahi büyük kırılmalar sergiler. Hafızayı tazelemek için çeşitli sinema eserlerini tekrar izlemek bile yeterlidir.

Faizciliğe karşı sosyolojiyi ortaya koyan birçok filmden en meşhur bazıları Çiçek Abbas ve Yedi Bela Hüsnü’dür. Bunlar dışında Kaymakam, Rıfkı gibi karakterlerin faizcilere karşı verdiği mücadele çoğu film senaryosunun ana fikrini oluşturur. (Bir not olarak; Yeşilçam, aşk filmlerinde dahi zulüm ve zalimin karşısında olmak idealini benimsemiştir desem sanırım iyi bir Türk filmi izleyicisi olarak yanılmış olmam. Haliyle faizcilik Yeşilçam’da mücadele edilen ana konulardan birisidir.)

Fakat değişen yaklaşım Türk filmlerinin gündeminden konuyu çıkarmış dahası son dönem filmler kredi dilencisi profiller sunmuştur. Sadece filmler mi değişmiştir?

Anlayış değişirken kavramların, deyişlerin dahi anlamları farklılaşmıştır. Bunlardan birisi de “al takke ver külah”…

Al takke ver külah faizcilik faaliyetinin halk arasındaki en duru ifade biçimidir. Bakmayın bugün alelade kullanıldığına aslında bu ifade kullanıldığı taraflara karşı yerici bir ithamdır.

Zira takke ile külah arasında hem paha hem sıklet farkı vardır. Değişim x=x gibi hak bir denklem yerine x=y gibi manipüle edilmiş bir denklem üzerine kurulmaktadır. Gene de toplumumuz içinde farkında olmaksızın tabirin asıl anlamı terk edilmiş ve bugün artık orijinal olduğu düşünülen genel anlamları ile kullanılır olmuştur.

Buna rağmen ifadenin toplum sosyolojisine yerleşmiş bir başka yönü de vardır. İfadenin ruhu, işlemin bir tarafını mazlum gibi konumlandırmaktadır. Ve toplumun faiz vereni faiz vermek durumunda görüp işlemdeki rolünü göz ardı etmesinde etkili olduğu düşünülebilir ki vaka budur. Yahut tersinden düşünürsek var olan yaklaşım nedeniyle ifade bu biçimini almıştır. Peki, faiz verenler vermek durumunda mıdır, yoksa bu duruma düşürülmüşler midir?

İşte paradigma değişiminin asıl sonucu bu soruya verilecek cevapta gizlidir. İnsanları faiz vermek durumuna düşürenlerin vebali ortadadır amma faiz vermek de masum bir eylem değildir. Gelecek imkanlarını tahakküm altında bırakmaktır. Hatta çoğu zaman iştah kabartan hevesler neticesinde katlanılan bir durumdur. İnsanlar, asıl sorumlulukları olan karşı durmak yerine kısa vadeli heveslerini tatmin için sinsice sorumluluklarını terk etmektedir. Değişen paradigmanın ağızlarına çalacağı bal ile kuşaklarının varlığını tehlikeye atmaklıklarının yanı sıra kendi itildikleri çukuru faiz vererek kendileri eşelemektedir. (Tıpkı Kudüs’ü Müslümanlardan “arındırmak” gayesiyle inşa edilen duvar işinde Filistinlilerin istihdam edilmesi gibi…)

Tam tersinde zekat verenin de alanın da hasenatı oluştuğu gibi faiz alanın da verenin de ameli oluşmaktadır. Diğer yandan zekat vermeyenlerin faizin yaygınlaşmasında sorumlu olduğunu da tespit etmek önemlidir.

Faiz almanın ar görüldüğü bir toplumdan sağda solda eşten dosttan duyduklarımıza bakarak çoktan uzaklaşılmıştır. Fakat faiz vermenin bu denli meşrulaştığı da sanırım görülmüş, duyulmuş şey değildir.

Her şeye rağmen hatta en zirvesindeyken al takke ver külah dönemi bitecektir.