ÂZİM VE BAŞARI

Ümit G. CEYLAN 22 Ağu 2019

Heyecanını kaybetmeyen bir insan şahsiyetini kazanmış daha moda tabirle farkındalığa erişmiş demektir.

DİDAKTİK YAZIYORMUŞUM

Yakınlarımdan zaman zaman didaktik yazarak okuyucuyu yönlendirdiğim doğrultusunda eleştiriler alıyorum. Elbette yazarın okuyucuya düşünceleri ve inandıkları konusunda şüphe uyandırmak, meraka ve araştırmaya sevk etmek gibi bir amacı da olmalıdır. Ancak biz gazeteciler çoğu zaman da tecrübelerimizi okuyucuya doğrudan aktarıyoruz; gözlemlerimizi ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Bu sayfalarda olma sebebimizin nedeni bir iddia sahibi olduğumuzdan kaynaklandığı düşünülmesin. Sadece bir iletişim kanalı olarak buradan sizlerle birlikteyim. Burası olmasa bu bir Blog olabilirdi belki de. Veya bir roman yazarı olarak okuyucularımla olacaktım. Kim bilir? Artık neredeyse ellisine gelmiş bir gazeteci, bir iletişim uzmanı olarak doğrusunu isterseniz bir anne gibi okuyucusuna aman dikkat et buradan yürüme düşersin gibi bir hassasiyetle de yazmıyor değilim. Sanırım iç güdülerimiz bizi buna sevk ediyor. Hepimiz okuyor, izliyor, görüyoruz ama hepsine inanmıyoruz? Acaba diyoruz. Siz yine benim yazdıklarıma da şüpheyle bakın. İnanın ben de kendi yazdıklarıma acaba bir gün gelir bu yazdığımın tersini düşünür ve yazar mıyım diyorum vesselam.

ÂZİM VE BAŞARI

Heyecanını kaybetmeyen bir insan şahsiyetini kazanmış daha moda tabirle farkındalığa erişmiş demektir. Hayatı hayvani vasfından çıkarıp sıradan malumatın peşinde koşmayan güneşe yüzünü dönebilenler için başarı kaçınılmazdır. Başarı derken öyle dış odaklı zihin kapasitesini en maksimum seviyede kullanıp her türlü engeli aşıp maazallah haramı dahi helal gördürecek bir tamahkarlıktan bahsetmiyoruz elbette.

Âzim bilgi

Öğrendiklerimizi, duyduklarımızı kesinlikle karşılaştırmadan, sağlamasını yapmadan inandığımız ve neredeyse iman ettiğimiz bir zamandayız. Halbuki Hazreti Peygamber artık aramızda değil. Onun sözü Allah’ın sözüydü. Şimdi ise her türlü bilginin, malumatın, enformasyonun doğruluğunun, yanlışlığını anlamadan tasdik edilmemesi gerekir. Bilgi kanalları şeytanın elinde. Azim olan tarafından tasdiklenmedikçe bilginin varlığı yücelmez. Bir kelime bakın ne çok anlama geliyor; azîm, âzim, âzîm derken tek bir şey de demiş olabilirim çok fazla şey de demiş olabilirim. Bilginin bizi yüceltmesi için, mana kanallarını açması gerekir. Açılan kapılardan girip başka manaların açılarak âzîm katlara erişebilmek için anlama çabasına girmeliyiz ki gerçek başarı gelsin.

Heyecan neye bağlı?

Heyecan cereyan kablosunun Hakka bağlı olması ile ilgilidir. Hak ise her an zamanı, varlığı, mahlukatı, kâinatı yeniden yaratan yeniden anlam ve mana verendir. Heyecanımızın bitmemesi bu hayret verici duruma tabiidir. Monotonluk yoktur onun katında. Bilmek, anlamak, düşünmek kıyaslamak yani insanın olmakla ilgili heyecanıdır. Cereyan kablosunu kestiğimiz anda heyecan biter ve sıradanlık başlar. Başarı kişiseldir. Ama egosantrik değildir. Paylaşılmaz değildir. Âzim olan bilgi kaynağını bizden kesmez. Biz yeter ki uyanık olalım. Kaynağın başından ayrılmayalım. Hak katında başarı Âzim olanın eteğindekileri toplayıp akıl süzgecinden geçirip halka dağıtmakla olur. Heyecan bunun tam içinden geçer.

Başarı kime göre, neye göre

Daha somut cümleler üzerinden gidecek olursak, günümüzde başarı belli başlı kriterlere bağlı. İyi bir okul: Başta İngilizce olmak üzere en az iki dilli eğitim. Bale kızlar için kaçınılmazdır. Sosyal aktivitelerde gözde olmak. İyi bir eş. Başarılı kariyer. Yüksek maaş. Araba, ev. En az bir kez yurt dışına seyahat edebilmek. Belli başlı sosyal kulüplere üye olmak. Tabii bir de bu başarıların olmazsa olmazları marka kullanımları var. Belli marka cep telefonunuz mutlaka olacak. Onun haricinde tercih edilmesi gereken çeşitli markalarla hayatınızın başarısını taçlandırmanız gerekmektedir. Ama tüm bu göreceli başarıya karşın heyecansız, motivasyonsuz bir hayatınız var. Pazartesi sendromu yaşıyor, dolar çıkınca küfrediyor veya ağlıyorsunuz hatta doğa katliamlarına dövünüyor ama bir ağaç nasıl ne zaman dikilir bunu internetten öğrenecek kadar başarıya odaklıyız.

Başarısız da başarılı olunabilir

“En iyi” şeyleri yapmadan, elde etmeden, tüketmeden, yaşamadan da başarılı olunabilir. Kendi içindeki kişisel hesapları bitirememiş kişiler için başarının sahtesi mümkündür. Başarının gerçeği ise kişiseldir; sorgulanamaz, ifşa edilemez, anlaşılamaz.

BİLGELİK YÜZÜNDEN OKUNSUN

Şükretmekle isyan etmek arasında kalır bazen insan. Onca iyilik yapmanın karşısında beklediği yine iyiliktir ne bilir insan!.. Zanneder ki ömür dediğin şey, ruhun bedeni terkedene kadardır. Hep iyilik yaparak, kötülüğe direnen insan elbette karşılığını görecektir. Yeter ki insan, inansın ve ümit beslesin. Hep kahır, hep kahır bitirir insanı. Zerre miktar iyilik sahibi olan insan sonsuzluk bestesinde bir hoş seda bırakır bu dünyadan terki diyar ettiğinde. İşte o bakışlar yok mu o bakışlar; kin ve nefret desem değil, umut desem değil, yılların yorgunluğu çökmüş üzerine. Hala genç, hala diri olmanın peşinde. Sakal, bıyık beyazlasa da yüzler ve alın çizgileri kırışık olsa da, hala direnen bir ruhu var. Saçlar siyahlığını bir türlü bırakmıyor beyaza. Evet onun içindeki ruh çocukluğun masum, gençliğin çoşkulu hoyrat ruhu. Ne desem bilemedim; gözlerindeki ifade karamsar bir ruh çiziyor yine de. İsterdim ki bu fotoğrafın ifade ettiği mananın içi dolu olsun. Sadece kalbe dokunsun. İhtiyarlığın teslimiyeti yüzüne nur olarak vursun. Yeniden bu resme baktığımızda bilgelik yüzünden okunsun... 

ENDİŞELİ MİYİZ?

Allah’ından emin olan kişinin gelecek ve rızık endişesi olmamalı. Elbette bu bir mertebe meselesidir. Bir anda bu seviyeye erişmek çok zordur. Ama temelde böyle bir inancın mensuplarıyız. Gelecek bizim elimizde değildir. Aslında hiçbir şey bizim elimizde değildir. Bir an sonramızı planlayamıyoruz. Sadece planladığımızı sanıyoruz. Çaba, gayret, sebat hayatın kendisidir. Olmak ve var olmak için gayretkeşlik kaçınılmazdır. Elimizden geleni yapmakla yükümlüyüz. Gerisi takdiri ilahidir. Gerçekleştirdiğimiz mini röportajda sorduk; Gelecekle ilgili kaygılarınız var mı? Sizi en çok endişelendiren üç şey nedir? Niçin endişeleniyorsunuz?

İrem Taştan, 24, Tiyatro Yönetmeni; Gelecek ile ilgili kaygılarım var. İlk üç; istediğim şeyleri gerçekleştirememek. Sanatımı yani beraber iş yapacağımız insanlarla beraber bir ekonomik kaygım var. İkinci kaygım ölüm sanırım ve üçüncüsü de ölüm.

Çünkü bir yandan hayatımı da idame ettirmem gerekiyor ama bir yandan yapmak istediğim şeyler de var. Bunlar için de ekonomik bir düzen kurmam gerekiyor. Şu an fon sağlayan bir merci yok tiyatroya.

Meyra Tokat, 22, Çalışmıyor; Evet endişeliyim. Öncelikle, özgürlüğüm. İkincisi okul ve iş hayatım üçüncüsü ise maneviyatım. Temelde özgür insanlar değiliz. Sınırlarımızı baştan belirliyorlar çünkü bunu istemiyorum. Yanlışım ve doğrum da bana ait olmalı. Yine de özgür değilim ama sınırları olduğunca genişletmeye çalışıyorum. Hayattan çok fazla beklentim yok sadece bir şeyi yapmak istiyorsam onu yapabilmeliyim. Bir yandan okul okuma meselesi var. Bu yıl üniversiteye başlayacağım. Maneviyat konusu şöyle, insanlar biraz karmaşık ama temelde basit. Çünkü biz bulanıklaştırıyoruz meseleleri. Kendi fikirlerimle sizi etkilediğimde sizi bulanıklaştırmış oluyorum. Bu kötülüktür insanlara.

Nagihan Gülmez, 27, Matematik Öğretmeni; Evet var. Mesela bu dönem özel ders vereceğim ama kaç öğrencim olacak? Veya okula başlayacağım yeniden okul ve özel dersi koordine edebilecek miyim? Saatleri uydurabilecek miyim? Ders verebilecek miyim? Trafik ne olacak? Bu tip kaygılarım var. Genelde para meselelerinden dolayı kaygılanıyoruz.

Ömer Hamza, 27, Suriyeli Öğrenci; Evet var tabii. Oldukça fazla. Özellikle yabancı olduğum için çok endişeleniyorum. Gelecekte neler olacak? Dönebilecek miyiz? Dönemeyecek miyiz? İş ve okul hayatı var. İlk geldiğimde okul devam edecek mi etmeyecek mi gibi bir kaygım vardı. Şam Üniversitesi’nde okuyordum orayı bırakıp buraya geldim.

İlk üç, eğitim doktora yapabilecek miyim yapamayacak mıyım ve nerede? İkincisi iş. Mesela babam bir makine mühendisi ve iş aramaya devam ediyor. Yabancı olmak çalışma hayatında olumsuzluk yaratıyor. Çünkü eğitime devam etmek için zaman gerekiyor. İş bulabilmek de kolay değil ve ben zaten 27 yaşındayım. Ne zaman aile kurmaya zaman gelecek bunlar büyük soru işaretleri benim için.

AYEDAŞ

Artı:

Mahallemizde elektrik hatlarının yer altına alınması ile ilgili iki aydır çalışmalar yapılıyor. Tam da balkonumuzun önündeki elektrik direğinin dibine diktiğimiz mor salkımın sarıldığı eski direğin yerinden sökülmemesi için Ayedaş’a başvuruda bulunduk. Talebimize olumlu cevap verilerek belki bir, iki yıl içinde mor salkımlarla sokağımızı şenlendirecek olan bitkinin sökülmemesine sevindik. Bir canın toprağında kalmasına izin verildiği için Ayedaş’a teşekkür ederiz.

Eksi:

Bir yandan sokaklarımıza Ayedaş’ın diktiği elektrik direklerinin gereğinden fazla sayıda olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Yapılan yenilikten önce sadece iki direğin aydınlatması yeterliyken şimdi aynı sokağa üç direk dikilmesi israfa yol açacaktır. Evlerinin tam önünde duran direklerin evlerinin içini de gece boyunca aydınlatacağı için insanların uyku sağlığını da olumsuz etkileyecektir. Bu durumda sokaklara dikilen bu direklerle ilgili planlamaların tekrar yapılmasını hem milli ekonomimizin israf edilmemesi hem de insan sağlığının korunması açısından önemlidir.

PEYGAMBER VE EDEP

Bir dini gruba ait olduğu bilinen TV kanalında konuşulan konunun başlığı şöyleydi; “Peygambere karşı edep”. Aklıma hemen Hazreti Peygamberin ölümü üzere en yakın dostu Hazreti Ebubekir’in; “Kim Muhammed’i seviyorsa bilsin ki o öldü” diyerek metanetini koruması ve Hazreti Ömer’in aksine bir tutum göstererek sahabeleri sakinleştirmesi geldi. Kolay değil koskoca İslam Peygamberi bu dünyadan göçmüştü. Ama o da nihayetinde bir insandı ve hepimiz gibi ölecekti. Hazreti Ebubekir’in de söylemek istediği buydu. O bir insandı. İslam’ı tebliğ etmişti. Görevi bitmiş ve Allah’ın emriyle bu dünyadan gitmişti. Artık edep Allah’ın takdirine boyun eğmekti.

Türklerde edep

Her şeyden önce özellikle Türkler Peygamber efendimize hürmet ve edepten dolayı çocuklarına Muhammed ismini vermezler. Onun yerine Mehmed derler. Hazreti Peygamberin adı anıldığı zaman sağ elimizi kalbimizin üzerine getirerek ona olan sevgimiz, hürmetimiz her an bilvesile gösteririz. Günümüzde Hazreti Peygamberin şahsında bir Müslüman olarak yapılacak en büyük edep bugünün koşullarında onun davranışlarını, sözlerini anlamak ve hayata geçirmek olmalıdır. Yoksa artık rahmeti rahmana kavuşmuş olan alemlerin efendisini yaptıklarını anlamadan ezberden taklit etmek edep değildir. Onu anlamak ve Kitabullah’ı tefekkür etmek ve her devirde yeniden anlamak edeptir.