BAK NE DİYECEĞİM! KALAKALDIM BEN!

Kalakaldığım o kadar çok hikayem var ki.

-       Kadınlar çok ilginç, o kadar çok anlatacağım var ki, o kadar çok örnek verebilirim ki..

-       Kadın, uzaktan tanıdığım bu kadın, kardeşlerinin hatırını sormaz, en küçük meseleyi yıllarca kin meselesi haline getirir, telefonlara çıkmaz, ama başka meselelerin derdinden, çok dertlenmiş gibi yazar, eser, gürler.. Yakın dertler, ailesi umuru değil, uzak dertler çok umuru olan bu kadını seyrederken, şahitlik ederken ben, kalakaldım.

-       Kadınla çok uzun yıllardır tanışıyoruz, bir defa oğlun nasıl, ne yapıyor diye sormadı, yarim öldü başın sağ olsuna evime gelmedi, kızının nikahına gittim, kızı görünce selam vermedi, aldığım hediye paketi ile evimde, kalakaldım.

-       Adam ve karısı hayatımda tanıdığım en terbiyesiz, en insanlar, izansız, düşüncesiz, saygısız insanlar, maalesef ortak whatsapp bulunma durumumuz oldu, kaçsam olmazdı, kalakaldım.

-        Kadın, bir acı olay yaşadı, kalbi çok acıdı, hiç tanımadığım halde, o zaman yanında oldum, ona bazı eşyalarımı emanet ettim, telefonlarıma, şu anda çok meşgul diyen, başka birini çıkarır oldu, kalakaldım.

-       Kadınla, defalarca sabahların erken saatlerini paylaştık, beraber acı kahve içtik, dertleştik, çocukları konuştuk, ayrıldık, sonra bir telefon, bir hatır sormak yok, yahu paylaşılan saatlerin, dertlerin önemi yok da, acaba kahvenin de mi hatırı yok, öylece kalakaldım.

-       Kadın, kocası öldü, eşi çok sevdiğim çok iyi bir insandı o adam. Önce uçakla, sonra araba ile 5 saat yol aldım, evine gittim başsağlığı diledim, dönüşte migrenim tuttu, kusa kusa eve döndüm, neredeyse bir sene olacak, defalarca aradım, moral verdim, toparlandın mı dedim, baktım bir telefon, bir hatır sormak yok, kalakaldım.

-       Kadın, öyle bir meslek sahibi ki, herkese el uzatıp, yardım edecek, dertlerine deva olacak, bana beni çok sevdiğini söyledi, sohbet ettik, saatler sonra siyasi olarak hiç konuşmamıza rağmen, niye ise ........... şunu tutuyorsanız, bir daha yüzünüze bakmam, dedi, kalakaldım.

-       Kadınla, tesadüfen tanışmışız, nedense telefonumuzu birbirimize vermişiz, o arada birbirimize, nasılsınız dememişiz, hal hatır sormamış, merhaba demeden, baktım siyasi video yollamış, kalakaldım.

-       Kadın, ben televizyonda program yaparken, her gün mesaj yazıp, bugün ne güzelsin, ne güzel söyledin, diye söylediklerimi onaylarken, şimdilerde hiç ortalarda yokken, DM’den siyasi videolar yollarken, kalakaldım.

Kalakaldığım o kadar çok hikayem var ki.

O kadar çok hatır gönül bilmeyen, sormayan, nasılsın demeyen insan var ki.

O kadar çok merhametsiz insan var ki, kalbi ne ölüme üzülür ne acı duyar.

Kalbim sadece kalbin merhametinde olduğu için, bu insanlarla, ortak hiçbir noktam, ortak hiçbir endişem, ortak hiçbir derdim, ortak hiçbir sorunum ne bugün, ne yarın olmayacaktır.

Merhametinde buluşamadığım insanlarla.

Olmaz.

Çünkü! Kalakaldım ben.

Funda'nin aklındakiler...

... Yazmasam hiç olmaz.

Kul hakkı yemiş olurum ve ben bundan çok korkarım.

Müge Anlı.. Şu anda Türk televizyonlarında en faydalı programı yapıyor.

Yardıma ihtiyacı olan insanlara, çaresiz insanlara el uzatıyor.

Allah ondan razı olsun.

Ben hayatımda, böyle bir şey görmedim ve bu kadında "kararında" kelimesinin anlamını gördüm. 

"Kararında" aslında ölçüsüz, rakam veremediğimiz bir şey değil mi? Aslında herkesin anladığı, ama şu kadar kilo, bu kadar gram diye ölçü veremediğimiz bir şeydir.

Programında, inanılmaz hikayeler, inanılmaz insanlar var.. Bir insan en çok bozulacağımız şeyi, en çok kızacağımız şeyi, bu kadar kararında, anlar mı? 

O anlar.

Bir insan, bir şeye bu kadar kararında bozulup, bu kadar kararında ayar çeker mi?

O çeker.

Kimseyi incitmeden, acıtmadan, bu kadar zor bir program ile bahsedilebilir mi?

O eder.

İnanamıyorum, insanın bazen, zaman zaman, ara ara bir tık fazlası olmaz mı? Müge'nin, bir tık fazlası yok.

Merhametini, aklını, sertliğini, yumuşaklığını, analığını, evlatlığını, kardeşliğini, dostluğunu, vefasını sevdiğim, bu kadının.

Aslında...

En çok, "kararında" bu güzel kadını çok seviyorum.

.... Ünlü modacı, Yıldırım Bey, bir televizyon programına, katılmış..

Sunucu hanımefendiye, Türk kadını giyinmeyi bilmiyor, mini etek yiyorlar, çekiştirip duruyorlar, insan çekiştireceği şeyi giymez diyor. İstanbul’da 17-18 milyon insan yaşıyor, minicik şort ile sokakta dolaşılmaz, mini şort giyeceksen, git adaya, deniz kenarına giy diyor.

Senelerin modacısı, gayet tabi ki fikirlerini, görüşlerini anlatıyor, o anlatmayacaksa kim anlatacak.

Bence de doğru söylüyor.

Ama devam ediyor, bana bu şort görünümü "müstehcen" geliyor diyor.

Müstehcen kelimesini kullanınca, aklım hemen çarpışıyor.

Yıldırım bey, en yakınızdaki, iş arkadaşınız, ev arkadaşınız olan adam, bu ülkenin en müstehcen konuşan adamıdır.

Ülkesinin insanına, en müstehcen kelimelerle hakaret eder "Türk Halkı, b.......da boğulun.” der.

Televizyonlarda, radyolarda en müstehcen kelimeleri rahat rahat konuşur, herkese hakaret eder.

En pervasız konuşan, en müstehcen konuşan adam en yanınızda iken, müstehcen kelimesini kullanmasaydınız sorun olmayacaktı.

Bazen doğruyu söylersin, öyle bir durumun vardır ki, haklı olamazsın.