BATI DEMOKRASİSİ (!) SENİ YAKALADIM SOBE!

Micheal KUYUCU 08 Ağu 2022

Fenerbahçe ile Dinamo Kiev bir futbol maçında karşı karşıya gelmiş. Ukraynalı ekip bir gol atmış, seyircinin bir bölümü de "Vlademir Putin" diye tezahürat etmiş. Bir baktım herkes ayağa kalktı.

Fenerbahçe’nin Ukrayna’nın güçlü ve popüler takımı Dinamo Kiev’e 2-1 yenildiği maçta sahada yapılan “Putin” tezahüratından dolayı ceza almasını ben hazmedemedim.

Bir tezahürattan yaygara çıkarttılar

Fenerbahçe ile Dinamo Kiev bir futbol maçında karşı karşıya gelmiş. Ukraynalı ekip bir gol atmış, seyircinin bir bölümü de “Vlademir Putin” diye tezahürat etmiş. Bir baktım herkes ayağa kalktı. Savaşın ilk gününden beri Türkiye’yi savaşta taraf yapmaya yönelik açıklamalarda bulunan Ukrayna’nın Türkiye büyük elçisi Vayl Bodnar’ın Fenerbahçe kulübüne çatmış.  Neyse ki Ali Koç güçlü bir duruş sergiledi ve ona “Senden özür dilemeyeceğiz” dedi. Fenerbahçe kulübünün neden özür dilemesi gerektiğini de hala anlamadım ya o ayrı bir konu.

Batı dünyası bu tezahürat nedeniyle Fenerbahçe’ye 1 maç kısmi seyircisiz maç oynama ve 50 Bin Euro para cezası vermesinin bir tane bile demokratik açıklaması yok. Bu “kısmi seyircisiz oynama” cezası da eski köye yeni adet, saçma sapan bir uygulama. Ben bu cezaya önce inanamadım sonra da çok sinirlendim. Neyse ki ceza 2 yıl ertelendi de ortam yumuşadı. Ama benim kafamda türlü türlü sorular kaldı…

Kafamda türlü sorular

UEFA bir kulübün seyircisinin yaptığı bir anons nedeniyle neden ve hangi hakla ceza keser? Tezahürattan içeriğinden sana ne UEFA?

Maçtan hemen sonra UEFA soruşturma başlatmış. Arkadaş sen neyin soruşturmasını yapıyorsun? Maçta cinayet mi işlendi? Ne bileyim suç teşkil edecek bir olay mı yaşandı?

Üstüne bir de Fenerbahçe’ye ceza kesti. Neyse ki UEFA içinde hala aklı selim insanlar kalmış ve bu cezayı “denetime tabi” şartıyla iki sene ertelemiş. Ha, buna da sevinmeyelim. Bu 2 sene boyunca Fenerbahçe kulübü denetlenecekmiş. Arkadaş sen benim neyimi denetleyeceksin?  Eğer bir başka maç sırasında tribünlerde “Putin’in adı geçerse” bu ertelenen ceza da aktif olacak. Şaka gibi!

Düşünmek yasak mı?

Böyle bir cezanın verilmesinin hiçbir demokrasi de açıklaması olamaz. Ne yani birkaç taraftarın yaptığı bu tezahüratla Fenerbahçe Putin’ci mi oldu? Daha da ileri gideyim bir takımın taraftarı veya takımın kendisi Rusya’yı sevemez mi? Bunu yüksek sesle dile getiremez mi? Mesela Putin’in yeni Sovyetler Birliği rüyasına katılamaz mı? Bu düşünceyi destekleyemez mi? Yasak mı? Yani düşünmek yasak mı?

Artı veya eksi, bir konu hakkında lehte veya aleyhte bir düşüncede olmak ne zamandan beri suç oldu? Demokrasinin neresinde böyle bir şey var? Bana şimdi etik, ahlak, katil gibi şeyler söyleyeceksiniz. Bunları bizde biliyoruz, geri zekalı değiliz. Ama demokraside “düşünce özgürlüğü” vardır. Bu düşünce özgürlüğüne karışamazsınız. Batı dünyası öylesine saçmaladı ki, demokrasinin de içine etti.

Hani düşünce özgürlüğü?

Bana savaş naraları atmasın kimse. Hepimiz savaşa karşıyız. Ben düşünce özgürlüğü perspektifinden bakıyorum olaya. Hani o “Türkiye’de olmadığı iddia edilen düşünce özgürlüğü”. Bakın pekâlâ da varmış Türkiye’de düşünce özgürlüğü. Ama batıda yokmuş. Bir futbol maçında yapılan, anlık bir sinirle yapılan bir dakikalık “Putin” tezahüratına bile tahammülü olmayan bir batı demokrasisi varmış. Bunun adı demokrasi olamaz. Bu olsa olsa egemen küresel düşüncenin adapte ettiği sınırlar içinde yer alan bir demokrasi özgürlüğü olabilir. Bugün Putin’in adını söylemenizi yasaklar, yarın başka bir şeyi yasaklar. Öbür gün bir başka şeyi yasaklar. Sonra da bir bakmışsınız demokrasi diye bir şey kalmamış, sizi yönetmek isteyen bir gücün kuralları kalmış.

Bu yaşananların tek bir tasviri olabilir: Batı Demokrasisi deprem yaşıyor. Hem de ciddi bir deprem. Paldır paldır sallanıyor.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü batının patronu, çok kutuplu bir dünya istemiyor. Batının patronu 2030’lu, 2040’lı yıllarda içinde güçlü bir Çin’in, güçlü bir Rusya’nın veya yeni Sovyetler Birliği’nin olmasına tahammülü yok. Hatta kankisi AB’nin dahi güçlü olmasını istemiyor. 

Ama ben, 2030’lardan itibaren çok kutuplu bir dünyanın olmasını istiyorum. Hatta bu çok kutuplu dünya düzeninde Hindistan’ın da olmasını istiyorum. Türkiye’nin de bu güçler içinde önemli bir denge unsuru olarak söz sahibi olan ve gerektiğini “hadi lan…” diyerek rest çekebilecek kadar güçlü olmasını istiyorum.

Belki bunları biz göremeyiz ama çocuklarımız, torunlarımız görür.

Görmeli, görmek zorunda.