BİR ALMAN, BİR FRANSIZ, BİR BELÇİKALI VE BİR İTALYAN "ESKİ TAS-ESKİ HAMAM"

Ozan CEYHUN 12 Tem 2019

Haftaya 16 ve 17 Temmuz 2019 günleri AB açısından oldukça "sıcak" geçecek günler olmaya aday. 

AB Liderleri, AB Komisyonu’na yeni başkan olarak Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen’i önerdiklerinden beri AB sadece kendisiyle meşgul bir halde. Bu hafta Brüksel’de tek bir konu konuşuluyor: “Avrupa Parlamentosu von der Leyen’i seçecek mi, yoksa seçmeyecek mi?”. Aslında bu sorunun mantıki cevabı çok basit: “Evet, seçecek. Daha doğrusu seçmeyecek de ne yapacak?”

Üstelik AB Liderleri bu durumdan tek sorumlu olanlar da değil. Avrupa Parlamentosu da işlerin bu noktaya varmasında büyük bir sorumluluğa sahip.

Her şey Almanca “Spitzenkandidat” (bir numaralı aday) kelimesi yüzünden. Almanlar bu kelimeyi çok seviyor. Her seçimde illa bir “Spitzenkandidat” olması aslında sadece Almanya için doğal bir durum. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Almanlar “Spitzenkandidat” olarak EPP adayı Manfred Weber’i seçti. Bu doğru. Ancak AB üyesi diğer 27 ülkede seçmenler öyle sanıldığı gibi “Spitzenkandidat” falan seçmediler. Her zaman yaptıkları gibi kendilerine yakın buldukları partilere oy verdiler. Çoğu seçmenin “Spitzenkandidat” sisteminden haberi bile olmadı. Onun için de seçim sonrası Avrupa Parlamentosu tarafından sürekli dile getirilen “ama hani Spitzenkandidat AB Komisyonu Başkanı olacaktı!” itirazını anlamakta da güçlük çekmekteler.

Üstelik CSU’nun 19 Ocak 2019 tarihinde kendi başkanını seçtiği parti kurultayını da hatırlatalım. Manfred Weber de başkan olmak istiyordu. Ama CSU onu seçmedi. CSU, CSU Başkanı olarak seçmeyi tercih etmediği Weber’i tüm Avrupa için “Spitzenkandidat” olarak önerdi.  

Manfred Weber’in AB Komisyonu Başkanı olmasını aslında Brüksel’de zaten kimse de beklemiyordu. Bu gerçek “güvenilir sohbetlerde” dile de getiriliyordu.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından yeni oluşan parlamentoda Weber için çoğunluk olmadığı da bilinen bir gerçekti. “Spitzenkandidat” sistemi üzerine çok konuşulan Avrupa Parlamentosu’nda ne Weber ne de ona karşı aday olan sosyal demokrat Timmermans çoğunluğun desteğini alma şansına sahiptiler.

AB Liderleri buna rağmen en azından Timmermans için bir uzlaşı şansı aradılar. Ancak ona da Doğu Avrupa ülkelerinin çok sert bir şekilde karşı çıktı.

İşte bu koşullarda AB Liderleri Almanya’nın çekimser kaldığı bir oylamada oy birliği ile bir Almanın AB Komisyonu Başkanı, bir Belçikalının AB Konseyi Başkanı ve bir Fransızın AB Merkez Bankası Yöneticisi olması kararını verdiler. Avrupa Parlamentosu da aslında bir Bulgar sosyal demokratı AP Başkanı olarak seçmeye hazırlanırken sosyal demokratların aday değiştirmesi sonucu bir İtalyanı başkan olarak seçti. Bu tercihlerle AB tekrardan kuruluş yıllarına dönmüş gibi oldu. 

Doğu Avrupa ülkeleri tamamen dışarıda kaldılar. Bazı çevreler bunun Doğu Avrupa ülkelerinin bir planı olduğu ve beş yıl sonra en başta Almanya olmak üzere AB’nin eskilerini “AB’nin başarısızlığı” nedeniyle suçlayacaklarını iddia etmekteler. Sadece Doğu Avrupa değil Kuzey Avrupa’da tamamen makamsız kaldı. Bu durum AB’de işleri hiç kolaylaştırmayacak.

Anlayacağınız Brüksel’de çok sayıda hikaye anlatılmakta. “Von der Leyen’in seçimi” üzerine bahis oynayanlar kimseyi şaşırtmamalı.

Aslında ilk defa AB’nin en önemli makamlarında iki kadının yer alıyor olması AB kamuoyunun sempatisini kazanmış durumda. Hem de 7 çocuklu bir annenin AB Komisyonu Başkanı olması gerçekten “bir ilk”!

Şimdi AB Komisyonu Başkan adayı von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’ndaki gruplara konuk oluyor ve onları kazanmak için planlarını anlatıyor. Elbette meclis grupları da ondan “ödün koparmak” için her yola başvuruyor.

Sonunda von der Leyen’i seçecekler. Von der Leyen’i seçmeyerek AB’yi bir “karmaşıklığın içine sürükleme lüksü” yok aklı başında Avrupalıların. 

Von der Leyen’in, Manfred Weber’den çok daha deneyimli bir politikacı olduğu da bir başka gerçek. Elbette “deneyimli” olmak tek kriter olamaz. Öyle olsaydı “Weber’i deneyimsiz” olduğu için seçmek istemeyen Macron’u Fransız seçmenin seçmemesi gerekirdi. Değil mi?

Sonuçta gelinen nokta ortada. AB Liderlerinin oy birliği ile belirlediği “paket” yine aynı AB Liderlerinin parti başkanları olarak belirlediği ulusal listelerde seçilmiş AP milletvekilleri tarafından onaylanacak ve “inşallah” bu tiyatro sona erecek. AB bu konuda daha fazla vakit kaybedemez. Meydanı daha fazla Trump, Putin ve Xi Jinping’e bırakma lüksü yok AB’nin.

17 Temmuz 2019 günü yeni AB Başkanı Ursula von der Leyen seçildikten sonra başlayacak olan yeni dönem hepimiz için hayırlı olur inşallah!