BİR BAŞKA EZİYET!

Fehmi KETENCİ 22 Tem 2020

Bir başka dayanılmaz tutkunun peşinde koşunca, işte o zaman salgını unutuyor ve son zamanlarda iyice eziyet haline gelen, keyfimizi kaçıran televizyonda maç keyfini yaşamaya çalışıyoruz.

      Salgından kendimizi korumak için zorunlu olarak evde olmak zorunluluğu artık alıştığımız durumdur. Ama geçen haftaki yazımda bu konuda bir iki örnek aktarmış neler yaşadığımızı anlatmaya çalışmıştım. Koronavirüs salgını konusunda en vazgeçilmez önlemlerimizden olan, evde kalmak konusunda elimizden gelen özeni gösteriyoruz. Hele biz 65 yaş üstülerin kısıtlamalara uyumu konusundaki özeni dillere destan. Buna alıştık. Evden çıkıp bir yere gittiğimizde en geç saat 20.00’de evin kapısında içeri girip akşamları en büyük eğlencelerimizden biri olan televizyon başına geçiyoruz.

      Geçtiğimiz hafta şunu yazmıştım özetle;

      “Televizyonlar, bu pandemi dönemindeki yayınlarında tam olarak sınıfta kaldılar.

      “Pandemi döneminde nasıl olsa evdeyiz ve yapacak fazlaca bir şeyimiz yok, alternatifsiz televizyon izlemek zorundaydık. “Ne verirsek izleyecekler” anlayışına mahkumuz. Buna bir de; reklam yayın kuşaklarına uyma konusundaki özensizliklerini de eklersek, kesintisiz 35-40 dakika süren reklam yayınlarını izlemek zorunda bırakılıyoruz”.

      “Bir zamanlar; dizilerde yaşatılan “reklam arası dizi izleme” uygulamasının çok daha kötüsüyle karşı karşıyayız.”  

      Bir başka dayanılmaz tutkunun peşinde koşunca, işte o zaman salgını unutuyor ve son zamanlarda iyice eziyet haline gelen, keyfimizi kaçıran televizyonda maç keyfini yaşamaya çalışıyoruz.

      İşte o zaman eziyetin en ağır olanı başlıyor. Televizyonda maç yayınını doğru dürüst yapamayan, maç öncesi, arada ve özellikle maç sonunda saatlerce yayıncı kuruluş ekranında laf kalabalığı ile aldıkları aylık aidatın karşılığını vermeye çalışanlarla birliktesiniz. Dayanılacak gibi olmayan, yorumlar, maç özetleri yayını sırasında saçma sapan ve dayatma olan pozisyon analizleri iyice dayanılmaz oluyor. Eski futbolcuların maç yorumları, pozisyon analizleri sırasında eski hakemlerin ders ve yorumları ve saat 12.00’ye kadar üstümüze çöreklenen eziyet tam bir karabasan.

      Maç yayınlarındaki özensizlik, maçı seslendiren spikerlerin, kulağı tırmalayan kötü Türkçeleri, saçma sapan yorumları tam bir eziyet. Ayrıca; yayıncı kuruluş ile TFF arasında pandemi dönemindeki ödemelerde istenen indirimler nedeniyle yaşananların maç naklen yayınlarına yansımaya başladığı çok net belli oluyor.

      Ama bu arada olan, biz yayıncı kuruluşa 149 TL ödeyerek aylık abone olan bizlere oluyor. Bu tatsız tuzsuz yayınların kötü yayını için ödediğimiz bu para da çok...

      Taahhüdümüz var “alın dekoderinizi ben vazgeçtim” diyemiyorsunuz. Ve bu eziyeti çekmeye mahkumsunuz. Bu vurdumduymazlık düzelecek gibi de görünmüyor. Ayrıca; bu taahhüt meselesi de “nedir ne değildir” tam olarak kimse de bilemiyor ya..

      Karar verdim, o var olduğu söylenen taahhüdüm sona erdiğinde sadece Süper Lig karşılaşmaları paketi dışındaki tüm anlaşmalarımı iptal edeceğim. Artık 149 TL’lik aylık ödeme eziyeti ağır gelmeye başladı.

      Televizyonların özensiz yayınlarının bir başka örneğini uygulayan maç yayınlarının yayıncı kuruluşu Digitürk pandemi dönemindeki yayınları konusunda en çok şikayet edilenlerden.          

      Geçen hafta bu konuda bazı televizyonlardaki durumu aktarmıştım. Bu hafta da bu eklemeyi yaptım. Yazımın sonunda; geçen haftaki ikazımı bir kez daha tekrarlıyorum.

      “Pandemi ortamını fırsat bilip aklımızla alay etmeyin! Bu kafayla giderseniz pandemi dönemi geçtiğinde programlarınızı izleyen kimseyi bulamayacaksınız.”

      Umurunuz da mı bilemem ama, unutmayın ki, ektiğinizi biçeceksiniz!               

BİR TUTAM TEBESSÜM

TATBİKAT

    Temel ile Dursun bir gün askeri tatbikata katılmışlar.
    Diğer paraşütçüler gibi onlarında uçaktan atlama sıraları gelmiş ve kendilerini boşluğa salıvermişler.
    Temel’in paraşütü açılmış ancak Dursun’unki açılmamış.
    Dursun Temel'e:
    -“Ula Temel bu meret açılmayı da!..”

   Temel:
   -“Ula Tursun yardımcı paraşüti aç uşağum!..”
   Dursun yardımcı paraşütü açmaya çalışmış fakat o da açılmamış.

ve Dursun Temel'e:
   - “Ula Temel bu merette açılmayı.”

   Temel:
   - “Boş ver uşağum nasul olsa tatbikattayız!”