BİR LİTYUM HİKÂYESİ

Ekin GÜN 17 Kas 2019

Bolivya, dünya üzerinde yüzde 70'e yakın lityum rezervini elinde bulunduruyor. Bu oran Çin'i de ilgilendiriyor.

Bolivya halkı devlet başkanını seçmeye sandığa gittiğinde tarihler 20 Ekim’i gösteriyordu. Her demokraside olduğu gibi oylar kullanıldı, sandıklar açıldı ve oy pusulaları sayılmaya başlandı.

Oy sayımı yüzde 80’nin üzerinde çıktığında sonuç yayını kesildi. Tam yayının gittiği anda mevcut devlet başkanı Evo Morales rakibi Carlos Mesa’nın 7 puan önünde seçimi götürüyordu. Normalde bu fark Bolivya’da seçimlerin ikinci tura gittiğini işaret ediyordu.

Yayın geri geldiğinde ise Evo Morales oy farkını açmaya başladı ve o sırada Amerikan Devletleri Örgütü (ADÖ-OAS) seçimlerin ikinci tura götürülmesi gerektiğini açıkladı.

Tarihler 22 Ekim’i gösterdiğinde Mesa, destekçilerine protesto ve genel grev çağrısı yaptı. Mesa taraftarları sokaklara akın ettiğinde Bolivya’da darbeye gidilen sürecin önü açılmış oldu.

24 Ekim’de Bolivya Yüksek Seçim Mahkemesi Morales’i devlet başkanı ilan etti. İlan etti etmesine ama 27 Ekim’e gelindiğinde protestolar bitmemişti. OAS’ın incelemesi başladı ve 3 Kasım’da muhalif Fernando Camacho, Morales’in istifasını isteyerek orduyu gerekeni yapmaya çağırdı.

Zaten sokaklarda yükselen gerilime emniyet güçleri de katılmıştı. Herhalde tarihi yazılsa büyük bir kısmı yaşadığı darbeler olacak olan Bolivya’da yine bir darbe gerçekleşiyordu. Genelkurmay Başkanı Kaliman’ın bildirisinin ardından Morales başkanlık görevini bıraktı.

Bu sırada ABD’li eski bir senatör olan Mike Gravel twitter hesabından CIA’ya Bolivya’da gücü ele geçirdiği için teşekkür ediyordu. Peki bu hangi güçtü? Bu sorunun cevabı Bolivya’da yapılmak isteneni ortaya koyacaktı. O da lityumdu.

Bolivya, dünya üzerinde yüzde 70’e yakın lityum rezervini elinde bulunduruyor. Bu oran Çin’i de ilgilendiriyor. Elektrikli arabaların yoğunlaşacağı 2025 yılında bu rezerv gücünden Çin de faydalanacaktı. Bu hem Bolivya’nın kalkınması hem de Çin’in dünya üzerinde gücünü artırması anlamı taşıyordu.

Evo Morales’in Bolivya’da kamulaştırma politikasının en popüler ayağı lityum üzerinden ilerliyordu. Morales, darbeden birkaç gün önce Almanya merkezli çokuluslu ACI Systems Alemania ile yapılan lityum anlaşmasını durdurmuştu. Darbeden sonra ne mi oldu dediğinizi duyar gibiyim, bu şirketin ve Panasonic’in hisseleri yükselişe geçti. Ne tesadüf ama!

Eski dostlarımdan Hüsamettin Aslan Independent Türkçe’ye yazdığı yazıda Morales’i simgesel olarak Bolivya’nın Mandela’sına benzetiyor. Haklı bir benzetme. Morales’in birçok hatası olsa da her demokratın yapması gerekenin bu süreçte darbeye karşı olması gerektiği. Eli silahlı güçlerin geçici devlet başkanı Anez’e taktığı nişanın fotoğrafı ortada dururken siyasi hataları konuşmanın zamanı olmasa gerek.

Venezuela’dan sonra Latin Amerika’da en fazla doğal gaz rezervine sahip olan bir ülkeden bahsediyoruz. Gelirinin yarısından fazlasını enerji oluşturuyor. Daha yakın bir zamanda Brezilya’da yaşanan darbeyi gözlerimizle görmüşken aynı oyun tekrar sahneleniyor.

Bir lityum hikâyesi değil bu sadece, emperyalizmin bir ülkeyi nasıl kaosa sürüklediğinin ve artık gizliden gizliye değil açıktan bu işi korkunç bir cüretle yaptıklarının hikâyesi.

Dünyanın neresinde olursa olsun durmamız gereken yer ise belli, seçilmişlerin yanı, demokrasinin tarafı.

Peki Türkiye solu mu dediniz? Elbette sus pus!

Mümtaz Soysal’dan solun lideri olur muydu?

Eski Dışişleri Bakanı Mümtaz Soysal geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yumdu. Allah rahmet eylesin.

Vefatının ardından kendisiyle ilgili köşe yazılarının bir kısmına baktım en ilgimi çeken Habertürk yazarı Oray Eğin oldu.

Eğin, son zamanlarda sürekli olarak sola lider aramakla meşgul. Soysal için de solun lideri olabilirdi demiş.

Özellikle Ekrem İmamoğlu’ndan sola lider olmayacağını düşünüyor, Tunç Soyer’i bu noktada daha avantajlı görüyor.

Oray her yazısında liberallere nefret püskürüyor ama sol konusunda liberallerle aynı çizgide ne yazık ki.

Bir kere Kemalizm sol değildir, Kemalizm gibi faşist bir düşünceyi savunan bir kişi solcu olmaz. Atatürkçülük ile Kemalizm de farklı kavramlardır.

Oray Eğin, sol görmek istiyorsa 1965 yılında meclise giren Türkiye İşçi Partisi’ne baksın, Mehmet Ali Aybar’ları, Behice Boran’ları okusun.

Saymış olduğu bu isimlerden ancak CHP’ye lider çıkar, o partinin de solla alakası yok zaten.

Bir sınıf filmi: Parazit

Geçen hafta Güney Kore’nin Oscar adayı filmi Parazit’i nihayet izleme imkânı buldum.

İlk bölüm bittiğinde zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişim bile. Sürükleyicilik noktasında benden tam puan aldı diyebilirim.

Özellikle bu film sınıflar arası farkı anlatması açısından çok başarılı. Sınıf farklılığının nasıl bir umutsuzluğa dönüştüğünün ve bu umutsuzluğun günün sonunda da karşımıza nasıl tekrar çıktığını bizlere gösteriyor.

Ve en önemlisi bu umutsuzlukla beraber sınıf farkının beraberinde getirmiş olduğu süreç: Mücadele!

Yönetmen Bong Joon Ho’nun iyi bir iş çıkardığı söylenebilir, kokunun nasıl bir sınıf mücadelesi sayıldığı ve bunun uğruna neler yapılabileceği çok güzel anlatılmış.

Sonu daha iyi olabilir miydi derseniz belki olabilirdi ama buna rağmen gidip izlemenizi mutlaka öneriyorum.

Kadının ve erkeğin görevleri nedir?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kamu spotunu izlemişsinizdir. Bir kadın kocasına kek getiriyor, telefonundan gözünü ayırmayan adama kadın WhatsApp üzerinden mesaj göndererek kendisiyle ilgilenmesini söylüyor.

Bu kısa videoda herhangi bir şey yok, kadın kocasına kek getirdiği gibi erkekte karısına getirebilir, naziklik bakımından güzel bir şey anlatılmış anlatılmasına amaaa…

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyanet’in kamu spotlarını savunduğu konuşmasında bizim medeniyetimizde kadın görevini yapacak, erkek görevini yapacak diyor.

Çok merak ettim…

Kadının görevi nedir, erkeğin görevi nedir?

Mesela erkek karısına kek/çay getiremez mi?

Bu görevler nerede belirtilmiştir?

İslam dininde bu görevlere ait herhangi bir hüküm, ayet, hadis var mıdır?

Ataerkillikten gelen kültürel kodlarla kadınların görevi diye bir kategorizasyon açmak dayatmaya girmez mi?

İyi niyetinden şüphe duymadığım bu reklam filmi böyle bir açıklamaya kurban gitmemeliydi…