jenerik mobil


DENGEDE KALABİLMEK

Ümit G. CEYLAN 18 Kas 2021

Dünyanın bir altı bir üstü varsa mutlaka bir de ortası olmalı.

Dünyanın bir altı bir üstü varsa mutlaka bir de ortası olmalı. Alt, üst arasındaki dengeyi sağlayan bu ortadakiler; mutedil olanlar veya sıratı müstakimde olanlardır. İslam da malumumuz hep dengede olmayı öğütlemiştir. Bunun için insan-ı kâmiller üsttekiler değil ortada dengeyi sağlayan ve gözeten kişilerdir. Denge her zaman her an gereklidir. Dengenin devamı için bazen karmaşa de gereklidir. Kaos da gereklidir. Sadece kâinata bakmak bile dengenin varlığını açıklar. Bir milim sapmanın kâinatı alt üst edeceğini tahmin etmek zor değildir.

Her şey içten başlar

Hayatta her şey merkezden çevreye yayılır. İnsanın bir içi, bir çekirdeği yani özü vardır. O öz beslendikçe yeşillenir bir fidana dönüşür, meyve verir, budanır yine meyve verir. Yani içimizdeki öze ilgi ve ihtimam gösterdikçe, onu tanıdıkça anladıkça kendimizden başlayarak çevreye yayılan bir bereket hâsıl olur. Ama insan kendini bilmezse kendisi dışındaki hiçbir şeyi bilemez. Yüzeysel bir anlama, anlama değildir. Dengenin merkezinde tam anlamıyla bir anlama vardır. O yüzden ‘kendini bilen Rabbini bilir’ denmiştir. Kâinatı anlamak için kendini anlamaya başlamalı insan. Aşırılıktan, tüm izimlerden veya uçlardan uzak dengede durabilmenin şartı iç dengedir. Bir bahçe var; etrafı yeşilliklerle örtülü. Çimler, çiçekler, ağaçlar doğal bir doku. O dokuya yaraşır dünyanın yeryüzünden çıkarılmış  taşlardan bir bina örülmüş. Doku uyuşmazlığı yok. Ama o bahçeye getirir petrol alaşımı bir ucube baraka kondurursanız o ahengi olduğu gibi bozarsınız. İşte insan da kendi iç dokusunun ihtiyaçlarını bilmeli. Böyle olunca insan sırıtmaz, gerçekten tebessüm eder.

Plastikleşiyoruz

Her an her yerde hazır ve nazır olan insanoğlunun doğayla olan bağlantısını kopardığından beri dengesi şaşmıştır. Hazreti Peygamber için Miraç hadisesinden sonra söylenen ‘Ne aştı ne şaştı sözü’ bizler için tam tersi vukuu bulmuştur. Tamamen etrafımızı hoyratça kullanarak doğanın her tarafına zarar vererek haddimizi aştık. Şehvetin her türlüsüne kapılmış durumundayız; şaştık. Sokakta, evde, işte, okulda her yerde bir ‘plastikleşme’ mevcut. Geçirgenliği olmayan, yüzeysel, şeffafmış gibi görünen bir ilişkiler yumağı içindeyiz. Temaslar, ilişkiler, iletişimler her şey bu plastik maddeye bulandı. Kendimizi bu plastik hayattan korumaya çalışsak bile evimize giren her şeyde bir parça da olsa bu virüsten var.

Denge nedir?

Denge her tür hadsizlerin içinde haddini bilmektir. Denge her türlü haksızlığa karşı haktan ayrılmamaktır. Denge, omurgalı olmaktır. Denge ne olduğunu, ne olacağını, ne olmak istediğini bilmektir. Denge mesafeyi iyi hesaplayıp; basiret ve feraset ile hareket edebilen tam bir orta yolu bulabilen demektir. Orta yolu bulmak insanların kardeş olduğunu bilmek, onların farklı fikirlerinden bir çatışma değil bir fikir zenginliği ve oradan da hakikate ulaşacak bir zemin ortamı sağlamak demektir. Orta yolu bulmak değerleri yok etmek, gizlemek değil tam tersine onları ortaya çıkarmak ve insanlığın yücelmesi için yeniden fikir ortamına dâhil ederek insanlığın kendi özünde buluşmasını sağlamak demektir.

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ

20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 'Çocuk Haklarına Dair Sözleşme' imzalanmış ve o tarihten günümüze 20 Kasım 'Dünya Çocuk Hakları Günü' olarak ilan edilmiştir. Ancak hala kapitalizmin öncüsü devletlerin Asya ve Afrika’da ucuz insan gücü için çocukları kullandığını biliyoruz. Yerel halk istemeye istemeye yoksul bırakıldıkları için mecbur kalıyor ve çocuklarının madenlerde zehirli madde solumalarına izin veriyor. Hala çocuklar reklamlarda bir meta olarak oynuyor. Hala çocuk istismarcıları ortalıkta geziyor. Hala çocuklar eğitime ulaşamıyor ve hala çocuklar açlıktan ölüyor.

---------------------

Türkiye’nin tek çocuk koruma uzmanı Gülhan Gündüz bu vesile ile bir sivil toplum kurumu tarafından çocukların korunması, çocuk ihmallerinin önlenmesi çalışmalarından dolayı onur ödülüne layık görülüyor. Sayın Gündüz’ün Türkiye’de ve dünyada yaptığı çalışmaları bilen biliyor. Görmezden gelenlerse her seferinde canı yanan bir çocuk nedeniyle vebal almaya devam ediyor. Gülhan Gündüz’ü tebrik ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyoruz.

ÇÖZ ZİNCİRLERİ

Zincire vurulmuş hatıralar beni de kıyıya bırakın. Çözülün saçlarıma bağlanmış yıllar. Geriye bakıp da darmadağın olmuşum demeyin. Aç gönlünü, kır zincirleri, ufka bak. Seni beklemekte beyaz güvercin, kanatlarını açmış kalk. Hep mi kapkaranlık dünya, gökyüzü, çiçekler ve yüzün! Ben biliyorum gülümsüyorsun her aynaya baktığında. Kalbin çarpıyor sabah aydınlığında. Ya şu halka halka kalbine taktiğin dertlere bak. Uçuştur onları yel alıp gitsin bir seher vaktinde. Dalgalar gibi sen de hafif hafif salın. Demir yığınına dönüşmeden, paslanmadan; çöz zincirleri. Kendini bul, tanı ve de ki ‘iyi ki ben, benim’. Üşütme içini soğuk sözlerle. Bana da nasihat ettirme. Hiç sevmem bilirsin. Kendin anla, yeniden bul. Yenilene yenilene sayfa aç hayatında. Masamda her akşam bu satırları yazarken bir mum yanar usul usul. Bana eşlik eder kalbimi ısıtır. Sen uzaklardayken bile birbirimize bağlandığımız o ince ipliğe tutunurum. Limanda zincirlediğim umutlarıma seni bağlamıştım ya şimdi çözüyorum. Çünkü kimse kimseye zincirle bağlanmasın. Bir de gizemli kelimeler eklemek istedim satır aralarına. İstedim ki sen çözeme. Öyle oldum ki her kelimeyle seni kendime bağlamak isterken kendimi zincirlemişim. O yüzden diyorum; çözülsün düğümler. Ferahlasın gönüller. Dertler ummana dökülsün. Kimse kimseyi zorla bağlamasın. 

YAZAR GÖKÇE GÜNEYGÜL / YENİ BİRLİK

 DİLDEN ÇIKINCA KULAĞA, KALPTEN KAİNATA ULAŞAN SÖZLERİN SULTANI:

                                                       YUNUS EMRE HAZRETLERİ                               

“Ben gelmedim dava için benim işim sevi için
Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim”

Yunus Emre Hazretleri…

O Anadolu coğrafyasının, erenler divânının, o kadim topraklardaki sevgi, saygı, hoşgörü ikliminin gönüllerde esen meltemi..

 O mûsîkî meclislerinin cennet bağlarından, şeker tatlarından süzülen kapısının eşiği…O yedi yüz yıldır ölümsüzlük şerbeti içmişçesine, menkıbelerle yaşayan, destansı yaşam öyküsünde efsaneleşen insan-ı kâmildir.

“Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü” derken Yaradan’dan yaradılana doğru akan sonsuz ilham ışığına nail olan nuruyla, yaradılandan ötürü yaradılanı sevenlerin kutbudur.

“Mevlâna Hüdavendigâr bize nazar kılalı

Onun görklü nazarı gönlümüzün aynasıdır.”

Yunus Emre Hazretleri, Hz. Mevlânâ ve cümle semazenler gibi kimi zaman feryadı figânı semâya doğru yönelen, Yaradan’a dönen suretlerin lisanınca söze dökülmeyen ama dile gelendir. Sır topraktan gelip toprağa dönen, meleklerin bile secde ettiği insan hazretlerinin kimi zaman kainatın sırrına değen elindedir. İnsan-ı kâmilin suret aynasından kulların aynalarına doğru gönül aynalarında yansıyandır. Elif gibi bir ve başı eğik huzura durma şerefiyle la-mekân olandır.

“İsrafil sûr urıcak mahlûk yirden turıcak

Senin üninden artuk kulagum işitmeye.”

            Hakk’ın divanından, halkın divanına doğru yanan bir ateş ile nefsanî olarak ölen ve ruhen yeniden dirilenlerin “Ol!” emri ve sûr borusunun ezgisinde uyananların sessiz avazı, sözüdür o…

O Hakk’ın ve halkın varlığıyla dost evindedir. Yüzyıllarca kalpten kalbe akan türkülerin, ilahîlerin ölümsüz ozanıdır.

“Mevlâna sohbetinde saz ile işret oldu.

Arif mâniye daldı çun biledir ferişte“

Ama ona beden, ceset gerekmez, can gerektir. Kulun kuldaki aynasında sevda gerektir, sevgi gerektir. Sırrın gizemine nasibince vakıf olmak gerektir.

“Severim seni ben candan içeru

Yolum vardır bu erkandan içeru.”

            Hakk’ın divanına ermek için yoluna teni, nefsi kurban gerektir. Gözler onu görmez, görenler haber vermez, bu gidişata ve menzile varmaya akıl, sır ermez. Göz görse de görmez, bazen gönül bile bilmez.

“Yunus bu göz anı görmez
Görenler hod haber vermez
Bu menzile akıl ermez
Bu kurduğun serab nedir?”

Gönül dergâhlarının sultanı Yunus Emre Hazretleri, mürşidi Taptuk Emre Hazretleri şeştâ-çeşte sazını meşk ederken, o gözü görmez olana ışığıyla yol gösteren, gönlü bilmez kendini arayan viraneleri, aşkın cezbesiyle divaneye döndürendir.  

“Ey kopuz ile çeşte aslın nedürür işde

Sana soru soraram eydivir bana oşda (…)

Bana kiriş didiler ışka giriş didiler.

Benim adım ışk virdi ben durmazan kolmaşda”

Âşıklar, dünya süsünden ve yüzünden yüz çevirerek, ruhanî mertebede hamlıktan tamlığa doğru demlenirken, abdallar iki cihanda ne etseler aşkın eliyle nağmelerde mi yakarsalar, yalvarsalar? İlahî divaneliği nasıl dile dökseler konuşsalar mı, sır olup sussalar mı? Halkın içinde Hakk’ın aynasından ışığı yansıtsalar mı? Pervane olup ateşe, çileye yansalar mı? Bilmezler ve sözler nağmelerde aşk ile çağlar. Asırlardır Yunus dilince, dil döndükçe derler ki:

“Bilmem nideyim
Aşkın elinden
Kande gideyim
Aşkın elinden

Yunus’un sözü
Kül olmuş özü
Kağ ağlar gözü
Aşkın elinden”

O aşkın kaynağı odur ki ışığı hiç sönmeyen, ölümsüzlüğün de kaynağıdır. O aşktır ki, Hakk âşığını, divaneleri dile getirir ve söyletir.

O öyle bir aşktır ki, dilden çıkan sesle kulağa dinletir. O ses ki kalpten çıkarsa, kainatı inletir.

İSRAF ETME, HAK YEME

İnsan sağlam akidelere göre bir hayat tarzı benimsediğinde, aşırılıklardan, kendini maddi ve manevi sıkıntılardan korunaklı olarak sağlıklı, mutlu, huzurlu bir hayat sürdürecektir. Bizim kadim değerlerimiz sadece insanı değil, bitki, hayvan, dağ taş, canlı cansız her ne varsa bütün varlıkları korumayı amaçlanmıştır. Bu yönde duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımız şekillenecektir. Bizler toplum olarak, başka kültürlere öykündüğümüz zaman, bir eşyayı, bir hizmeti yerli yerinde kullanmak yerine, sadece tüketmeyi bir alışkanlık haline getiririz. Gelirimiz ve giderimiz dengesizleşecektir. Yiyeceğimiz ve giyeceğimiz kadar, bir eşyayı ihtiyacımızı kullanacağımız kadarına sahip olmalıyız. Az yeme, içme, az kullanma, aç açıkta kalma demek değildir. Bizim kültürümüzde ‘bir lokma bir hırka kavramı şımarmak’ için söylenmiştir. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki tüketim çılgınlığı hayvanlar âleminde bile yoktur. Her şeyin bir hesabı var, israf etmenin de ve hak yemenin de. Ayrıca bu sadece öbür dünyada değil, bu dünyada da sorulur, inanan ve anlayana.

ARTI EKSİ

GÜNDEM OLMASI GEREKİRKEN KARARTILDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yeni adımız ve yapımız Türk Devletleri Teşkilatı'yla bundan sonra daha hızlı, özellikle ısrarla kök salacak, büyüyecek, gelişecek ve serpileceğiz" dedi. Bu adeta Oğuz uykusundan uyanmasın diye yüzyıllardır yürütülen asimilasyon, baskı, darbeler ve benzeri taktiklere rağmen toplanan Türk Devletleri Teşkilatı’nın ayak sesleridir. İstanbul’da geçen hafta toplanan Türk devletleri ismini değiştirerek teşkilatlandığını tüm dünyaya duyurmuştur. Dilde, İşte, Fikirde Birlik” ülküsünden hareketle toplanan bu tarihi günde alınan kararlar doğrultusunda dünyada daha güçlü bir adalet kapısının açılacağına inanıyoruz. Türkler, bilge kişi olarak isimlendirdikleri aksakal makamına Binali Yıldırım’ı atadı. Bu gelişme Türk dünyası adına gecikmiş de olsa asırlardır olması gereken gerçekleşirken, maalesef ana akım medya bu haberi görmezden geldi. Anadolu Haber Ajansı’nın haberlerine yer veren medya, olayı çok sıradan bir toplantı gibi geçiştirdi. Hatta en çok haber izlenen saatlerde, bir ayağı dışarıda olan bir TV kanalı gayrimeşru cinayet haberini dakikalarca anlatmayı seçti. Eşik bekçileri bu günlerde Türk dünyasına dair haberleri karatmayı seçiyorlar. Sosyal medyada en üstlerde olması gereken bu haber çok cılız kaldı. Hangi haberler daha çok duyulmalı hangisi duyulmamalı bunlara şimdi sıradan sosyal medya kullanıcıları mı karar veriyor? İnanalım mı?!

CD İLE BAŞLADI HER ŞEY

CD’lerin çıktığı ilk yıllarda Kuran-ı Kerim öğreniyorum adında CD’ler çıkmıştı. O zaman bu gelişmeye bir devrim gibi bakılıyordu. Herkesin evine bu CD’ler girecek ve insanlar Kuran-ı Kerim okumayı öğrenecekti. Sonra hemen arkasından farklı konularda birçok eğitim CD’leri çıktı. İnternet ve kamera özellikli cep telefonları yoktu. Bunlar için ciddi bir prodüksiyon masrafı harcandı o zamanlar. Pazarlama faaliyetleri yürütüldü. Kapı kapı dolaşıldı, el ilanları basıldı sonra internet devreye girince pazarlama faaliyetleri yayıldı. Bana o zamanlar da pek sıcak gelmezdi bu CD’ler. Uzaktan Kuran-ı Kerim’i öğrenilir ancak maksat onu salt okumak değildir ki? Manasını yaşayan bir hocadan öğrenmek ancak yüz yüze olur. Tabii bu da yeterli değil. Öyle bir hoca olmalı ki, hocalığın hakkını vermeli. Hoca öğrencisinin derdine derman olmalı. Öğretmenin temelinde eğitim vardır. Öğretmen öğrencisini yontacak ondan bir eser ortaya çıkaracak. O öğrenci de etrafına faydalı olacak. CD’lerin bugün hiçbir işlevi kalmadı, çöp oldu diyebiliriz. Temel kaideler değişmez, şartlar icabı bazı şeyler geçici olarak değişse de; iletişimde esas yüz yüze olmaktır.