TRT


DÖRT EL PİYANODA KLASİKÇİ İKİ KARDEŞ

Sema SEZEN 03 Ara 2022

Ufuk & Bahar Dördüncü 22. Uluslararası Antalya Piyano Festivali kapsamında 11 Aralık'ta "French Impressionists for Four Hands" programı ile Antalya'da klasik müzikseverlerle buluşuyor. Ufuk Bahar Dördüncü ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Ufuk & Bahar Dördüncü, Cenevre Konservatuarının yüksek bölümünü, ödüllerle bitirdikten sonra, çok genç yaşta kariyerlerine başladı. O günden itibaren çağdaş müziğe olan ilgileri ve merakları, zamanımızın ünlü bestecileriyle tanışma ve çalışmalarına yol açtı.

Çalıştıkları CD kayıtları arasında "Hat-Hut" ve "AK Müzik" yer alıyor. Eleştirmenler ve dinleyicilerin büyük beğenisini kazanan kayıtları, 2 Pianists Under Soviet Rules, Magical Worlds of Sounds, Round Midnight, Gramophone, Diapason, Fonu Forum gibi dünyanın önde gelen klasik müzik yayınlarında övgü dolu eleştirilerle karşılandı.
Ufuk ve Bahar, sadece müziğe olan tutkuları, teknikleri ve değişik projeleri olan piyanistler olarak tanınmıyorlar. Kendilerini yakından ilgilendiren çocuk eğitimi ve sağlığı, kadın hakları ve eğitimi gibi bazı konulara da yardım ellerini uzatmaya önem veriyorlar.
İkili, 2007 yılında Prim’enfance ve Cercle de Grange adlı vakıf tarafından kendilerine verilen “marraine” (koruyucu anne) teklifini kabul etti ve bu konuda görev yapmaya devam ediyor.

-Dördüncü Kardeşler olarak müzikteki misyonunuzu nasıl tanımlarsınız?
Misyonumuz öncelikle, müziğimizi paylaşabilmek. Müzisyen olmak büyük bir zenginlik ve müziğin aracılığı ile herkese ulaşabilmek çok güzel bir duygu. Bildiğiniz gibi biz daha çok çağdaş müzik alanında şimdiye kadar çok çalıştık. Amacımız XX. yüzyıl ve XXI. yüzyıl müziğini bütün müzik severlere tanıtmak, bir parça kapalı olan kapıları açabilmek.

-İki kardeş birlikte müzik yapmak nasıl bir duygu? Sizi birbirinizden farklı kılan özellikler sizce neler?
Nefis bir duygu ama kolay değil… hem kardeş hem de bir bakıma iş arkadaşı olmak durumundasınız. Aramızda bu ayrıcalığı güzel bir şekilde götürebildiğimize inanıyoruz. Kardeşliği belki bir kenara bırakıp müziği nasıl yorumlayacağınız ön planda olmalı. Biz hep bu şekilde çalıştık. Makrokosmos dörtlüsü ile çalışmalarımız da buna yardımcı oldu diyebiliriz. En önemli konu, profesyonel olmak… İyi ki iki ayrı karaktere sahibiz. Ateş ve su demek belki doğru olur. Birbirimizi tamamlıyoruz diyebiliriz. Ayrı olan özelliklerimiz, ikilimiz için renkli yorum sayesinde güzel bir zenginlik katıyor.

-Dört el piyano performansı sunmanın incelikleri neler? Bu performans şekli için neler söylersiniz?
Dört el programları belki daha zor diyebiliriz, çünkü her iki yorumcu da piyanoyu paylaşmak durumunda, ki kolay değil. Piyanonun yarısına hâkim olmak hem çok ilginç hem de çok ince. Bir piyanoda çaldığınızda tabii ki enstrümanınıza çok iyi hâkim olmanız gerekiyor. Ama dört el yorumu, bir piyanoda, iki piyanist için çok değişik bir kontrol gerektiriyor. Renklere hâkim olabilmek için çok deneyimli olmanız ve diğer piyanisti çok iyi tanımanız güzel sonuçlara kapı açıyor. Dört el repertuvarı muhteşem değerli eserleri içeriyor ve bu eserleri daha çok yorumlamayı arzu ediyoruz. Tek piyanoda yan yana müzik yapabilmek nefis bir duygu...

-Yurtdışında da önemli performanslar sergiliyorsunuz. Dinleyici açısından baktığımızda yurtdışında ya da ülkemizde ne gibi farklar görüyorsunuz?
Bütün ülkelerde dinleyici farklı… Avrupa içinde bile ülkeden ülkeye değişiyor. Ülkemizde ilgi gittikçe artıyor ve bu bizi çok mutlu kılıyor. Yurtdışı ile kıyas etmek biraz yanlış olur. Çünkü bu müziğin doğduğu yer ve herkesin doğal olarak kültüründe olan bir müziğin ilgi alanı bizim ülkemizden çok farklı. Tekrarlamak gibi olacak ama, bizim repertuvarımız çoğunlukla çağdaş müzikten oluşuyor. Bu da ne yazık ki seyircinin bir parça da olsa klasik müziğe olan ilgi alanını kısıtlamış oluyor. Ama yurtdışında bu alan biraz daha geniş diyebiliriz. Sanırız Türkiye’de daha çok gencin klasik müziğe ilgisi olursa, radyolarımız da daha çok klasik müziğe yer verilirse, dinleyiciler de daha büyük bir zevk ve ilgi ile konser salonlarını dolduracaklardır.

"Klasik Müzik de özgün olmaktır"

-Klasik müzik camiasında deneysel çalışmalara nasıl bakılıyor? Klasik müzikte özgün olabilmenin yolları nedir?
Klasik müzik dünyasında deneysel müzik daha çok dinleyici toplamaya devam ediyor. Bu demek değil ki her gün yüzlerce kişi bu müziğe ilgi duyuyor. Çağdaş Müzik için Festivaller, yeni besteciler, gruplar her zaman olacaktır diye düşünüyoruz. Bu müziğe yaklaşım sanırız önce konserlere giderek, ilgi duyarak olmalı. CD’den dinleyerek yaklaşabileceğiniz bir müzik alanı pek değil. Yorumcuları görerek dinlediğiniz an daha değişik bir yaklaşımınız oluyor. Klasik Müzik de özgün olmak, kendini ön plana almadan besteciyi ve eseri tam olarak yorumlayabilmektir… Kendini unutarak besteci ve dinleyici arasında bir köprü olabilmek en güzel iletişim.

-Enstrümanistlerde ya da klasik müzik dünyasında erkek egemen bir yapı mı var?
Vardı. Şimdi bu durum değişiyor ve bu biz kadın müzisyenler için bu durum elbette çok pozitif. Yalnız müzik dünyasına has bir durum değil bu konu. İş dünyası da değişime uğradı. Patriarkal sistem yavaş yavaş sarsılmaya başladı. Örneğin eskiden hep şefler erkek olurdu. Ve şimdi kadın şefler yer almaya başladılar. Çok değerli kadın şefler var artık. Eskiden Berlin Filarmoni’de kadın müzisyenler yer alamazdı, şimdi ise böyle bir konu söz konusu bile değil.

-Türkiye ve dünyada beğendiğiniz piyanistler kimler?
Igor Levit Beatrice Rana M.J. Pires Trifanov Sokolov Lugansky Kissin, Can Çakmur Hüseyin Sermet ve tabii ki Idil Biret.

-Repertuvarınızı oluştururken nelere dikkat edersiniz?
Eğitimimizi Fransız ekolünde bitirdiğimizden, repertuvarımız genellikle empresyonist bestecilerden oluşuyor. Biraz öncede söylediğimiz gibi, XX. ve XXI yüzyıl bestecileri ağırlıkta. Bizim için bestelenen eserler de listemizde tabii ki. Tabii ki arzu edildiğinde romantik eserler de konserlerimiz de yer alıyor. Kendi çerçevemizde kalmaya çalışıyoruz.

-Antalya Piyano Festivali’nde sahne alacaksınız. Nasıl bir konser bekliyor bizleri? Dinleyicilere bir mesajınız var mı?
Antalya seyircisi ile birkaç defa buluştuk ve çok sıcak karşılandık. Umarız tekrar ayni hisleri yaşayabiliriz. Bu sefer programımız bir piyano 4 el olacak. Şimdiye kadar bizleri iki piyanoda dinledi Antalya dinleyicisi. Fransa’ya yolculuk gibi görebiliriz bu programı. Umarız Antalya dinleyicisi de Ravel valslerle güzel anlar geçirir.