İBB m0b


DURUN SİZ KARDEŞSİNİZ!

Fenerbahçe ve Galatasaray spor kulüplerinin futbol branşındaki yüzyıllık rekabeti çıkış noktası ile tamamen centilmenlik ve yarışma odaklıyken günümüzde –ne yazık ki- yöneticiler eliyle zorlama bir gerginlik ve huzursuzluk kaynağı haline dönüştürülmüştür.

Türk sporunun ve özellikle futbolun Ülkemizdeki temel taşıyıcı kolonlarından ikisi arasında son zamanlarda yaşanan ağız dalaşı ve gerginliğin aslında ne kadar gereksiz, tabansız ve zamansız olduğunu ifade etmek için gene bir Yeşilçam repliğini ödünç alıyoruz ve “durun, siz kardeşsiniz” başlığıyla yazıya başlıyoruz.

Fenerbahçe ve Galatasaray spor kulüplerinin futbol branşındaki yüzyıllık rekabeti çıkış noktası ile tamamen centilmenlik ve yarışma odaklıyken günümüzde –ne yazık ki- yöneticiler eliyle zorlama bir gerginlik ve huzursuzluk kaynağı haline dönüştürülmüştür.

Bizim güzel Ülkemizde ne ırk odaklı, ne mezhep odaklı, ne sosyolojik odaklı ne de zengin-fakir ayrımına dayalı bir futbol rekabeti tarihin hiçbir döneminde olmamıştır ve Allah’ın izniyle de olmayacaktır. Bu topraklarda bu maya tutmadı, tutmaz da.

Celtik-Rangers rekabeti, Boca Juniors-River Plate rekabeti, Lazio-Roma rekabeti hatta Partizan-Kızılyıldız rekabeti hep arkasında savaşlar, yıkımlar, yerel gerginlikler ve tarihsel kinler bulunan rekabetlerdir. Oysa Fenerbahçe ve Galatasaray arasında son zamanlarda yaşananlar öyle bir tarihi arka plana hiçbir zaman dayandırılamaz.

Olsa olsa kıskançlık, haset, aşağılık kompleksi ve yetersizlik endişesi taşıyan bir kısım idarecinin kitleleri ajite ederek bundan haz duyması ve kendi başarısızlıklarını örtmek için ortalığı yangın yerine çevirme gayretinden bahsedebiliriz. Elbette başta Özhan Canaydın gibi Ali Uras gibi Faruk Ilgaz gibi Güven Sazak gibi akil adamlar yerine daha günü birlik yaşayan ve Ay-Yıldız’ın kuşatıcılığı yerine kendi renklerinin (sarı-kırmızı/sarı-lacivert) sınırlayıcılığına hizmet eden piyasa adamları olunca demek ki bu kaçınılmaz oluyor.

Tribünlerin yarı yarıya olduğu zamanların son demlerine biz de yetiştik, o hazzı, o keyfi biliyoruz. Şimdi geldiğimiz tribüne rakip taraftar alınmaması garabetini işte bunun için anlayamıyoruz. Hayat Mecmuasının orta sayfasında Mithat Paşa Stadyumu’nda çekilmiş fotoğrafta, takım elbiseli, kravatlı, şık beyefendilerin takımlarını büyük bir centilmenlikle teşyi ettiklerini gören gözler için bu yaşananlar ne yazık ki çok elim ve vahim.

Endüstriyel futbolun dayattığı kapitalist piyasa şartlarının ürünü olan “kombine ve loca” ile Türk Futbolunun tanışması Galatasaray’ın UEFA Şampiyonlar Ligi serüvenine dayanır ki çok uzak değildir. O zamanın düşüncesiz yöneticilerinin “biz şampiyonlar liginde oynuyoruz, siz annenizin liginde” söylemi ile ayrışmanın ilk tohumları serpilmiş, taraftardan müşteriye evrilen taraftar profili parayı bastırıp en güzel yerden bir sezon boyu maç seyretmeyi bir statü sembolü saymaya böyle-böyle başlamıştır.

Yeni yapılan stadyumların finansmanı ve kendini döndürebilmesi için sezonluk kombine satışı köpürtüldükçe köpürtülmüş ve gelinen noktada rakip taraftara o da İl Güvenlik Kurulu izin verirse % 5 bilemedin % 10 kontenjan ayrılır olmuştur.

Bütün dünyada federasyonların kuruluş tarihi hatta daha öncesi bile şampiyonluk(yıldız) hesabına dahil edilirken günümüzde bile Ülkemizde bu konuda gereksiz bir inatlaşma ile iş yıldız savaşlarına dönüşmüştür. Unutulmamalıdır ki; Yıldız Savaşları Projesi ile Amerika, Sovyet Rusya’yı gereksiz bir rekabette fakir bırakmış ve çökmesine yol açmıştır. Denk bütçe, bütçe disiplini, altyapı/öz kaynak düzeni gibi konuları konuşmamız gerekirken kim ne veriyorsa ben daha fazlasını verir alırım anlayışı kulüplerimizi borç batağına mahkûm etmiştir, etmektedir.

Devletimizin spor aklının bu konuya müdahil olması ve birlik-beraberliğe en çok ihtiyacımız olan bu günlerde sükûnetin sağlanması elzemdir.

Beklenen kar ve yağmurun yurdumuza bolluk-bereket getirmesi dileğiyle,