TT_Ekim
PARAF


EĞİTİMİN EKONOMİ POLİTİĞİ – II: EĞİTİM BİR KAMU HİZMETİ MİDİR?

Tabii ki, eğitim hizmeti özel ellerde verilebilir ancak bu hizmetin kamu hizmeti olması gereğince özel eğitim kurumlarının ciddi şekilde devlet denetiminde olması gerekir.Ancak bu halde bile yine eğitimde verilmesi gereken fırsat eşitliği ortadan kalkmaktadır.

Gündemdeki meseleler yüzünden iki yazı ara verdiğim eğitimle ilgili yazı dizimize devam ediyorum. Bugün kamu hizmeti nedir, iktisadi açıdan özel hizmetten farklılığı nedir ve Türkiye gibi hem milli devlet vasfında olan hem de gelişmekte olan ülkelerde eğitimin kamu hizmeti olarak ele alınması ne derece de önemlidir sorularına cevap vereceğim.

KAMU HİZMETİ NEDİR?

Hizmet ve mal arasındaki ayrımla yazıya başlayalım. Genelde mal ile maddi ürünlerin ve hizmet ile manevi ürünlerin (o da ne demekse) ifade edildiği gibi bir yanılsama vardır. Hâlbuki gerçek başkadır: Mal üretildiği anda tüketilmek zorunda olmayan ve belli bir süre depolanabilir ürünlere verilen addır. Hizmet ise üretildiği anda tüketilmek zorunda olan ve depolanamayacak ürünlerdir. Bir hizmet olarak eğitim de, diğer hizmetler gibi, üretildiği anda tüketilir. Yani okulda ben ders anlatırken eğitim hizmeti üretmekteyim, aynı anda da, öğrencilerim o eğitim hizmetini tüketmektedirler.

Mal ve hizmetler arasında kamu malı ve kamu hizmeti olarak tanımlanan bir grup mal ve hizmet vardır. Kamu malları / hizmetleri toplumun tamamına ortak bir fayda sağlayan, üretimi özel sektöre göre çok maliyetli olan mal ve hizmetlerdir. Aynı zamanda ülkenin içinde bulunduğu gelişmişlik düzeyine göre stratejik sektörlerde üretilenler ile kendi piyasalarında doğal tekel şartları bulunan mal ve hizmetler de kamu malı / hizmeti olarak tanımlanabilir. Son olarak bazı durumlarda pozitif dışsallık sağlayan sektör ürünleri kamu malı / hizmeti olarak sınıflandırılabilir. Eğitim, elbette, alan için kişisel fayda sağlamakla birlikte, aynı zamanda, bütün ekonomi için gerekli olan işgücünü ürettiği için hem kamu hizmetidir hem de her ülke için stratejik bir hizmettir. Dahası iyi örgütlenmiş ve planlanmış bir eğitim sektörü pozitif dışsallıklar da üretir.

Genelde kamu mal ve hizmetleri, özelde eğitim hizmetinin bu nedenle kamu eliyle verilmesi, kamunun gelecekteki toplumsal planlaması ve hedefleri doğrultusunda yönetilmesi toplumsal açıdan bir zorunluluktur. Aynı zamanda bu hizmetten bütün vatandaşların eşit şekilde yararlanması da gereklidir. Eğitimde kamu hizmeti vasfı, özellikle ilk, orta ve lise eğitiminde geçerlidir. Çünkü bu eğitim temel eğitimdir ve bir kapitalist ekonominin büyümesi ve devamlılığı için gerekli olan işgücünün sahip olması gereken minimum yeterliliği verir. Yani liseden mezun olduğunda her gencimizin Türk toplumu ve ekonomisi için gerekli olan asgari niteliklere sahip olması gerekir. Buna ek olarak, özellikle liseden itibaren, farklı mesleklere yönelik uzmanlaşma eğitimi de verilir.

ÖZEL EĞİTİM VE KAMU EĞİTİMİ FARKI

Türkiye’de kırk yıl önce başlayan ve son yirmi yılda hızlanan bir eğitimde özelleştirme süreci bulunmaktadır. Tabii ki, eğitim hizmeti özel ellerde verilebilir ancak bu hizmetin kamu hizmeti olması gereğince özel eğitim kurumlarının ciddi şekilde devlet denetiminde olması gerekir. Ancak bu halde bile yine eğitimde verilmesi gereken fırsat eşitliği ortadan kalkmaktadır. Nasıl mı? Anlatayım.

İstanbul’da yaşayan ortalama bir Türk vatandaşı çocuğuna sağlam bir gelecek sağlama amacı güder. Sağlam gelecekten kastımız iyi ve düzenli geliri olan bir işe sahip olması ve hayatını kimseye muhtaç olmadan idame edebilmesidir. Bunun yolu (gayrı menkul zengini veya yüksek sermayeli şirket sahibi dâhilse) iyi bir eğitim alarak beyaz yakalı çalışanlara katılmasıdır. Bu amaçla öncelikle iyi bir üniversite kazanmalı, bunun içinde iyi bir Anadolu veya Fen Lisesinden mezun olmalıdır. Bizim çocukluğumuzda hemen hemen herkes devlet okullarından mezun olmuştu. Herkes için eşit şartlarda bir eğitim sistemi fırsat eşitliğini de sağlıyordu. Örneğin, doğudan gelen bir rençperin çocuğu makine mühendisi olabilmekteydi.

Bugün eğitim sistemi büyük oranda özelleşmiştir.Benim görebildiğim kadarıyla üç tip özel okul bulunmaktadır: Anaokulundan yüksek lisansa kadar paket halinde eğitim hizmeti sunan büyük ölçekli okullar (bunların yıllığı 40 bin TL’dan başlayıp 70 bin TL’na kadar uzanmaktadır), çocukları tamamen iyi bir Anadolu lisesine sokma amacıyla kurulan butik okullar (bunların yıllığı 20 bin TL ile 50 bin TL arasındadır) ve belli dini cemaatlerin dini hassasiyetlere cevap veren okulları… Büyük ölçekli okullarda amaç bütün öğrencileri iyi Anadolu Liseleri ve Üniversitelere sokmak değildir. Çünkü bu okullar hem lise hem üniversite eğitimi vermektedir. Dolayısıyla bu okullar sağladıkları sosyal hizmetler (yüzme havuzu, sosyal tesisler, spor tesisleri, sanat eğitimi, yurt dışı değişim programları ve benzeri) ile kendisini farklılaştırmakta ve öğrencilere yüksek lisansa kadar hizmet satacağı müşteriler gözüyle bakmaktadır. Bu okullar genel olarak yüksek gelir grubu ailelerin tercihleri arasındadır. Küçük ölçekli özel okullar bu tür sosyal hizmetleri vermemekle birlikte hedef olarak iyi devlet liselerine ve üniversitelere öğrenciyi sokmayı amaçlamaktadır. Bu gibi okullar da (örneğin benim gibi) orta gelirli ebeveynlerin tercihindedir. Bunlar haricinde devletin ilk ve orta düzeydeki okulları bulunmakta ama bu okullar ne yeterince devlet desteği görmekte ne de sağladıkları imkânlar tatmin edici olmaktadır. Öte yandan devlet okulları arasında hızla artan sayıda imam hatip okulları kurulmakta ve bu okulların sağladığı şartlar çoğu zaman özel okulları aratmamaktadır. Ancak istatistiklere bakıldığında imam hatip okullarının eğitimsel performansı tatmin edicilikten uzaktır. Sonuç şudur: Fakirlerin çocukları devlet okulları veya imam hatiplere mecbur edilmektedir. Orta gelirli aileler hem ciddi bir para harcamakta hem de çocukları yıpratıcı bir sınav yarışı içine sokmaktadırlar. Zengin ailelerin çocukları ise yüksek miktarlı ödemelerle ve hiç de zorlanmadan lisans ve yüksek lisans diplomalarına sahip olabilmektedir. Ne kadar devlet denetimi olursa olsun, bu durum fırsat eşitliğinin ortadan kalktığı bir durumdur.

Eğer eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkarsa hem milli birlik bozulur hem de toplumun insan gücü verimsiz kullanıldığı için toplumsal refah uzun dönemde düşer. Ülkenin uluslararası alanda rekabet gücü azalır, o çok korktuğumuz emperyalistlerin ianesine / sadakasına muhtaç hale geliriz. Daha hazini ne kadar Mehter Marşı çalsanız da, genç kuşakların Türklüğe, İslam’a ve Cumhuriyete gönül bağı kalmaz, kendi istikballerini yabancı ülkelerde arayan, “dünya vatandaşı” olmak isteyen kişilere dönüşürler.

TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİNİ NASIL YENİDEN KURARIZ?

Eğitim sisteminin temeli iyi öğretmenle başlar. Öğretmenler ilk önce öğretmen liselerinde temel mesleki eğitimlerini almalıdır. Ta Sultan Abdülhamit Han zamanında kurulan ve Cumhuriyet Dönemi’nde geliştirilen öğretmen liseleri mesleki eğitimi temel alan, idealist ve vatanperver öğretmenler yetiştiren kurumlardı. İlk önce bunlar kaldırıldı. Eğitim fakülteleri öğretmenlik nosyonu vermek için yetmez, zaten eğitim fakültesinden mezun olanlara kamuda yeterince kadro verilmemektedir. Çoğu öğretmen yarı zamanlı ve sözleşmeli çalışmaktadır. İyi ve donanımlı öğretmenler özel sektöre gitmektedir ama burada da okullar arasında öğretmen hareketliliği çok yüksektir. Özellikle ilkokullarda birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar aynı sınıf öğretmeniyle devam eden öğrenciler azınlıktadır. Bu durum eğitimde sürekliliği öldürmektedir.

İkinci önemli sorun meslek liseleri açısındandır. Türkiye’de şöyle bir algı oluşmuştur: Herkes üniversiteden mezun olsun. Hâlbuki bu hiçbir toplumda akılcı bir tercih olamaz. Bir kapitalist üretim ekonomisinde üretimde en önemli unsurlar ara elemanlardır. Bunlar ise meslek liseleri ve akabinde iki yıllık meslek yüksekokullarında eğitim alırlar. Türkiye’de ne esnafa çırak ne de sanayiye ara eleman kalmıştır. Bu yüzden her vilayette üniversite açmak kaynak israfıdır. Memleketin ihtiyaçları belirlenerek bu ihtiyaçlara yönelik ara eleman yetiştirecek bir sistem kurulmalıdır. Hoş, bir toplum üretim yapmak istemezse, kısa yoldan köşeyi dönüp voliyi vurmak isterse bunların da kıymet-i harbiyesi kalmaz.

Dini eğitim ve milli eğitim konusuna da Cuma günü devam ederiz.