EKİP ÇALIŞMASINA İNANMAK

Ümit G. CEYLAN 21 Kas 2019

Hiçbir başarı tek başına elde edilmez. İstisnalar var gibi görünse de, gizli bir el, bir destek o kişinin hayatında hep var olmuştur.

16. DOST İSLAM’A HİZMET ÖDÜLLERİ

On altı yıldır düzenlenen bu önemli ödül töreninin bu yılki konusu “Ahlâk-ı Muhammedi”. Bilindiği üzere her yıl Mevlidi Nebi haftası öncesine veya sonrasında bazen de haftanın içine denk getirilerek düzenlenen Dost İslam’a hizmet ödülleri bugüne kadar yurtiçinden ve yurtdışından 40’dan fazla isime ödül verdi. Bu yıl ödüllerden biri yakın zamanda kaybettiğimiz Prof. Dr. Emin Işık’a ve yurtdışından Michel Chodkiewicz’e veriliyor. Ödülü almak üzere Chodkiewicz’in kızı “İbn Arabi Kibrit-ı Ahmer”in yazarı Claude Addas programa katılıyor. Program tasavvuf müziği konseri ile son bulacak. Program öğretmenler gününe denk gelmesi vesilesiyle de ayrı bir anlam taşıyor. Katılım ücretsiz ve herkese açıktır.

EKİP ÇALIŞMASINA İNANMAK

Hiçbir başarı tek başına elde edilmez. İstisnalar var gibi görünse de, gizli bir el, bir destek o kişinin hayatında hep var olmuştur. Peygamberlerin dahi yanlarında bir inananı olmuş, onunla omuz omuza veren eşlik eden ya bir dost ya bir eş, mücadelesinde nefes olmuştur. İnsanlık tarihi nice başarılı hikayeler ve zaferlerle doludur. Kazanılan savaşlar, yeni icadlar, keşifler hepsinin yanında veya arkasında bir ekip ve bir inanan irade vardır. Başarıları başarı yapan da, başarının mâl olduğu kişinin, ekibinin, inananların suskunluğudur. Bu suskunluk inanılmış başarıya adanan bir sessizliktir. Başarının içinde birbirini tamamlama, destekleme, anlama ve değer bilme vardır. Amaç insanlığa hizmettir. Amaç insanlığı yüceltmektir. Böyle olunca başarının mimarı tek gibi görünse de, yapıyı bütünüyle inşa eden iradeler vardır.

Tek vücud olabilmek

Bugün Müslümanların en büyük çıkmazı birbirini desteklememektir. Başarılı olacaksam ben tek başına olacağım diyerek başkasını basamak yaparak zirveye çıkmaya çalışıyoruz. Başarılı ve öne çıkan birini gördük mü hemen o kişiyi görmezlikten gelerek en büyük cezayı veriyoruz. Başarılı olan birini desteklemek, fikirlerine ön ayak olmak, yol açmak yerine susturmak, oyalamak millet olarak en iyi yaptığımız şeylerin başında geliyor maalesef. Oysa başarı el ele verilerek olacaktır. Tek vücud halinde halka hizmet düsturu ile hareket eden bir gayenin Hak tarafından ödüllendirileceği unutulmamalıdır. Zira Allah birlikten yanadır. O yüzden birlikten güç doğar denilmiştir. Sen ben yoktur. Biz varız ve hepimiz birlikte varız. Ancak hepimiz birlikte olduğumuz zaman kutsal mefkurenin iradesiyiz.

Sonu hüsran olanlar

Değer bilinmek ister. Değer takdir görmek ister. Yoksa yerini yozluklara ve yobazlıklara bırakır. Ekip çalışması sabır ister. Dinlemek ve anlamak ister. Ekip çalışması bencilliği kaldırmaz. Ekip çalışması her bir bireyin değer olduğunu kabul etmek demektir. Kabul edemeyenlerin sonu her zaman hüsran ve yalnızlıktır. Kendi işini iyi yapanlar başkasının alanına girmezler. Başarının sırrı kendi işini iyi bilmek ve geliştirmektir. Ekip çalışmasına uygun olmayanlar; hırslı, bencil, özgüvensiz, tatminsiz ve tembel kişiliklerdir. Sonumuz hüsran olsun demek istemiyorsak, yerimizi ve haddimizi bileceğiz. Ona göre pozisyon alacağız. Ona göre de bir ekip içinde yer alıp doğru dürüst iş yapacağız. Liyakat ve ahlak bunu gerektirir.

Kendi ekibini yarat

Bir kurumda çalışıp da başarıları görmezden gelinen, anlaşılmayan, geri bırakılmaya çalışılanlar eninde sonunda kendi ekiplerini kuracaklardır. Çünkü bu kişiler doğal liderdirler. Onların ekibinde olmak isteyen insanlar olacaktır. Ekip ruhu ile çalışan ama lider olan bu başarılı insanları kaybeden işletmeler anlayıştan ve idrakten yoksundurlar. Zaten idealist bir lider kendi ekibini kurar. Çekirdek bir ekiple diğerlerinden katbekat verimli işler yapar. Herkes birbirini teşvik eder, yaptıklarını takdir eder. Herkes birbirlerinin eksikliklerini giderir. Birbiriyle dostluk ve kardeşlik kurar. Ekip ruhu, muhabbet ve ünsiyetle yapılan işin verimliliğini artırır vesselam!..

AĞLAYAN ÇOCUK

Bu hıçkıra hıçkıra ağlayan masum bir çocuk mudur, yoksa bu içini çeke çeke ağlayan yetişkin bir adamın ruhu mudur!.. Gördüğümüz bu sureti hal masum bir çocuğun ağlayışı olsa da, belki de yetişkin bir adamın masumiyet feryadıdır. İnsan bu!.. İyisi var, kötüsü var. İnsanın helal süt içmişi var, harama bulaşmışı var. Karşımıza kim çıksın; her insanın bir görünüşü var, bir de görünmeyen sırrı var. Her sureti halin, bir de sureti sırrı var. Her şey göründüğü gibi değil; sevinci, neşesi olduğu kadar, bir de hüznü ve üzüntüsü var. Zahiren insanı anlamak mümkün değil, kendini melek yerine koyan var, içindeki şeytanı çıkartan var. Var oğlu var. Gören göz, işiten kulak, koku alan burun, dokunan parmak ne kadar işlev görse de kalbe işleyen bir sır var. İnsan; bulunduğu yer ve zaman ne olursa olsun halden hale geçiş var. Bir alimden bir zalim, bir zalimden bir alim olurmuş. Ağlamak ise son çare, son kurtuluş. Bir masum çocuk kadar ağlayabilsek keşke!.. Sonuna kadar zembereği kurulmuş bir saat gibi boşalsak sonuna kadar, için için ve hıçkıra hıçkıra. Ve nihayet bir annenin şefkatli eli saçlarımızı okşasa!..

TEK ÖĞRENCİSİ KALAN KÖY

Reuters fotoğrafçısı Alexey Malgavko Sibirya’daki Sibilyakovo köyünde tek kalan köyün öğrencisi Ravilin’in günlük yaşamını belgelemiş. Ekonomilerin şehirlerde hızla büyümesiyle insanlar büyük şehirlere göçtüler. Tarım alanları bir bir yok oldu. Şehirlerde mutsuzluk, köylerde de sessizlik hâkim. Sibirya’nın Sibilyakovo köyünün nüfusu bugün 550’de 39’a gerilemiş. 70’lerde köydeki ilkokulun dört sınıfı, her biri 18 öğrencisi varken bugün sadece Ravilin var. O da son öğrenci ve artık emekliliği gelmiş 61 yaşındaki öğretmeni Uminur Kuchukova bu okulda 42 yıldır ders veriyor. Ravilin’i okutup artık emekli olacağı aşikâr.

Fotoğrafçı Malgavko, serbest fotoğrafçılığı hikayeler belgelemek için seçtiğini belirtiyor. Rusya’nın kapanan köy ve kasabalarını belgelediğini anlatan fotoğrafçı Sibilyakovo köyünde de mağaza olmadığını, postanenin de yakında kapanacağını söylüyor.

Köyler bugün kapansa da bir gün köylere ihtiyacımız olacağını düşünerek oraları korumamız gerektiğini düşünüyorum. Bu da editörün notu olarak kalsın. (Franfkurter Allgemeine Zeitung’dan alıntılanmıştır)

HARAM YESİN

Haram, malum dinimizce yasaklanmış birtakım şeylerden uzak durmak demektir. Üsküdar Doğancılar’da halen usta çırak geleneğini devam ettiren kasaplardan biridir. Adını vermeyeceğim. Ancak kendisi anlattı. Ustası bundan bir kırk yıl evvel anlatmış bu olayı o da kendi ustasından dinlemiş. Nereden baksanız hikâyenin bir yüz yılı var. Büyük ustanın tanıdıklarından bir çocuk varmış. Bu çocuğun keşfi açıkmış. Yani melekut alemini görürmüş. Bir takım normal insanların göremediği, duymadığı manevi alemden kendisine bilgi gelirmiş. Çare aranmaya sağa sola araştırılmaya başlanmış. Bizim kasap efendinin ustasının ustasına sorulmuş. Ne yapmalı ne etmeli denilmiş. Büyük usta çocuktur bunu kaldıramaz demiş. Ve şöyle bir çare önermiş; “Birkaç kez yemeğini dışarıda yesin ev yemeği yemesin. Haram bulaşırsa keşfi kapanır” demiş.

Şaştım kaldım. Birde bizim halimize bakalım. Helalinden kazanmaya çalışmak başka ama bir de dışarıda yenilen yemekten haram bulaştırarak manevi keşfin kapanmasına çare olması bambaşka bir şey. Bugünün insanı harama batmış vaziyette. Bu olaya bakılırsa hepimiz batmış durumdayız. Ayarlarımız bu yüzden bozulmuş ve şiraze kaymış durumdadır. Allah bizi korusun, temizlesin ve affetsin. Bu zamanda işimiz gerçekten çok ama çok zor.