TDV sağ 160x600


​FAİZSİZ FİNANS SİSTEMİ

Faizsiz Finans Sistemi üzerine bir makale istendiğinde, bu makalenin dört önemli tartışma konusu çerçevesinde yapılması gerektiğini düşündüm.

Faizsiz Finans Sistemi üzerine bir makale istendiğinde, bu makalenin dört önemli tartışma konusu çerçevesinde yapılması gerektiğini düşündüm. Bu dört temel tartışma konusunu dört temel soruyla başlıklandıralım:

1. Müslümanların sosyalizm ve kapitalizme alternatif bir ekonomik sistem arayışları ne derece İslâm’ın temel hükümleriyle uyumludur?

2. Riba faiz midir, yoksa faizden başka bir şey midir?

3. Dini hükümlerden bağımsız olarak faizsiz bir finans sistemi ne derece mümkündür?

4. Faizsiz Finans Sistemi pratikte ekonomiye ne sağlayacaktır?

SOSYALİZM VE KAPİTALİZME ALTERNATİF OLAN “İSLÂM EKONOMİSİ” DİYE BİR SİSTEM, İSLÂMİ İKTİSAT DİYE BİR BİLİM DALI MÜMKÜN DEĞİLDİR 

Türkiye’de ve genel olarak İslâm aleminde, kapitalizm karşısında sosyalizm haricinde bir alternatif aramak gelenek haline gelmiştir. Bunun arkasında “Sosyalizm ateistliktir/dinsizliktir!” gibi Amerikan menşeli yanlış algılar da vardır, 200 yıllık geleneksel düşmanımız (!) “Moskof’un” o dönemlerde sosyalist ve ateist bir devlet politikası gütmesi de vardır. Yani Müslümanların bir iktisadi sistem olan sosyalizme karşı çıkış sebeplerinin arkasında hiçbir iktisadi argüman bulunmamaktadır; söylemler salt siyasi asparagaslara dayanır. Yine, Müslümanlar kapitalizme de mesafeli dururlar, bu karşı duruşun arka planında da Kur’an’daki “riba” yasağı vardır. Müslümanlar, riba ile basitçe faizi anladıkları ve böylece yorumladıkları için kapitalizme de şüpheyle yaklaşırlar. Halbuki, kapitalizmin alâmet-i farikası faizli finans sistemi değildir! Kapitalizm teknik olarak bir üretim sistemidir, daha açık bir şekilde “makineleşmiş” üretim sistemidir; ama güncel konuşmada kapitalizm liberalizm yerine kullanılır. Liberalizmin de temel dayanağı özel mülkiyet, serbest piyasalar ve devletin ekonomide minimum etkinliğidir. Ben hiçbir kitap veya makalede “kapitalizm faizli finans sisteminin olduğu ekonomik düzendir” şeklinde bir tanım görmedim. O halde Müslümanların kapitalizme ve sosyalizme alternatif bir ekonomik sistem arayışları mesnetsiz delillere ve havada uçan argümanlara dayanmaktadır. Kur’an’a baktığımızda Allah “Nasıl bir ekonomik düzen gerektiğine” dair bir nass belirtmemiştir, ancak “Ne tür bir ekonomik düzeni kabul etmediğini” çok açık kıssalarla belirtmiştir. Örneğin Karun kıssası, paranın ve malın biriktirilerek istiflenmesinin, iktisadi dolaşıma sokulmamasının, karaborsa ve tekel fiyatlarıyla belli bir sınıfın zenginleşmesinin gelirin paylaşımında adalet ilkesine aykırı olduğunu bize söyler. Burada “kenz günahı” vardır. Yine Şuayb Aleyhissellâm’ın ümmeti olan Medyen ve Eyke kavimlerinin kıssası ticarette hile yapmanın, malı değerinin çok üstünde fahiş kârla satmanın, tüketiciyi yanlış bilgilendirmeyle aldatıp kazanç elde etmenin, bir toplumun tümünün Allah’ın gazabıyla cezalandırılmasına neden olduğunu bize bildirir. Köleciliği şiddetle reddeden Kur’an kıssalarına örnek köleci sistemin temsilcisi Firavun hakkındaki ayetler gösterilebilir.   Tefeciliğin (modern tabirle finans kapitalin) ve köleciliğin entegre bir şekilde uygulandığı Mekke müşrik ekonomisinde bu işlerden sorumlu kodaman Ebu Leheb’in ekonomik düzeni Leheb Sûresinde “Ebû Leheb’in eli” kavramıyla özdeşleştirilir ve lanetlenir. Ebû Leheb hem tefecilerin hem de fuhuş sektörünün yöneticisidir. Demek ki, Kur’an denetimsiz ve tekelci bir azınlığın güdümündeki bir yağma ekonomisini, tekelci kârlarla semiren asalak bir sınıfın bulunduğu bir iktisadi yapıyı, emek sömürüsüne dayalı bir üretim ve ticaret sistemini (emek sömürüsünün en mutlak hali köleci sistemdir yani Firavun düzeni) men etmiştir. Ama Kur’an’da ne özel mülkiyete ne de toplumsal mülkiyete karşı bir tavır bulunmamaktadır. Sünnet-i Nebevî’de de bu tarzda keskin bir ayrıma yol açabilecek hiçbir hüküm yoktur. Eğer mülkiyet meselesi, insanların tercihi ve zamanın şartlarına bırakılmışsa, o takdirde Allah ve Resul’ü bize kapitalizm ve sosyalizme alternatif bir sistem önermemektedirler. Allah’ın lanetlediği iktisadi yapı örneklerini açarsak ikinci soruyu cevaplandırabiliriz.

RİBA VE FAİZ

Riba ile kastedilen, aslında, bir değerin üretiminde yaratılan katma değerden ve topluma sağladığı ekstra faydadan daha fazla bir fiyattan satılması sonucunda elde edilen haksız ve adaletsiz kazançtır. Bu tanımın içerisine, elbette ki faiz girer. Ancak riba sadece faiz midir? Emek sömürüsüyle (emeğin üretime yaptığı katkıdan daha azıyla ücretlendirilmesi neticesinde elde edilen), tekelci kârlarla (bir firmanın piyasayı belirleme gücüne bağlı olarak birim satış fiyatının maliyetin çok üstüne çıkarılarak elde edilen) ve tüketicinin yanlış bilgilendirilmesiyle (tüketicinin maldan elde ettiği faydadan çok daha yüksek bir bedel ödemesi sonucunda elde edilen) haksız kazanç ribâ değil midir? Bizim kapitalizme entegre olmuş Müslümanlara göre bir firmanın tekel gücüyle veya emek sömürüsüyle elde ettiği %200’lük kâr (arada bir alış veriş işlemi olduğu için) helâl iken, emekli Tahsin Bey Amca’nın emekli ikramiyesini yatırdığı tasarruf hesabından yıllık %10 faiz elde etmesi haramdır. Bu konu hakkında fetva makamı değilim, ama bunun enine boyuna tartışılması, iktisatçı, sosyolog ve fakihlerden görüş alınması gerekmektedir. Ancak bugün, İslâm’a uygun bir ekonomi deyince tek akla gelen faizsiz finans sistemidir. Peşinen söyleyeyim, faizsiz finans sistemi hem faydalıdır, hem dinin temel bakışına uygundur hem de bugünkü bankacılık sisteminden daha fazla üretime destek çıkacaktır. Ama bu “ribanın sadece faiz olduğu” anlamına gelmez, sadece “faizsiz çalıştığı için bazı finans firmalarının riba içinde olmadığı” anlamına da gelmez. 

FAİZSİZ FİNANS SİSTEMİ MÜMKÜNDÜR

Bazı iktisatçılar “faizsiz finans sisteminin” imkânsız olduğunu, faizsiz finans kurumlarının aslında faizle çalıştıklarını ama bunu farklı şekilde isimlendirdiklerini söylemektedirler. Faizsiz Finans üzerine uzmanlaşan akademisyenler de, “murabaha” ve benzeri kavramlarla adlandırdıkları işlemlerde elde edilen vade farkının faize yakın olmasının normal olduğunu, çünkü her ikisinin de piyasada belirlendiğini ama farkın işlemin yapılış tarzında olduğunu söylerler. Nitekim, ilm-i fıkıh ribâyı vadeli işlemlerdeki vade farkından ayıran temel farkın, işleme konu olan faaliyetin İslâmî olması için muhakkak bir mal veya hizmet alış-verişine dayanması gerektiğini söylerler. Faizli ve faizsiz finans sistemleri arasındaki ikinci fark da kredi verenin kredi alanın faaliyetinde kâra ortak olup olmamasıdır.   Faizli bankacılıkta kredi veren kurum veya şahsın, borç alanın hangi işi ne kadar kârla yaptığına bakmaksızın bir sözleşmeyle kendi alacağını garanti etmesi temel kuraldır. Faizsiz finans ise, bir kredi ilişkisinden ziyade bir ticari projeye ortaklık ilişkisidir. Dolayısıyla usulüne uygun yapılırsa faizsiz bir finans sisteminin kurulması mümkündür, bugün faizsiz finans işlemi yapan kurumlar bazı iktisatçıların dediği gibi bir kandırmaca içinde değildirler. Ana fark, faizsiz finans kurumlarının kazançlarını önceden garanti etmeyip, ortak oldukları projelerin kârına veya zararına da ortak olmalarıdır. Geleneksel bankacılık ve finans sisteminde, sadece kredilerin geri ödenmeme riski bulunurken, faizsiz bankacılık ve finans sisteminde hem kredinin geri ödenmemesi hem de borçlunun zarar etmesi riski bulunmaktadır. 

FAİZSİZ FİNANS SİSTEMİNİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI

Dini hükümlerden bağımsız olarak (yani hangi işlemin helâl ve hangi işlemin haram olduğuna bakmaksızın) faizsiz finans sisteminin geleneksel faizli bankacılık ve finans sistemine göre çeşitli avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. İlk önce avantajları anlatalım:

a) Faizsiz finans sistemi piyasalarda rekabeti ve özellikle KOBİ’leri faizli finans sistemine göre daha kuvvetli bir şekilde destekler. Bu ise toplumsal refahın iyileşmesine katkıda bulunur.

b) Faizsiz finans sistemi, kredi ilişkisiyle değil ama doğrudan projeye ortaklık biçiminde çalıştığı için, ortak olunan firmaların faaliyetlerini daha iyi denetleme ve yönlendirme imkânına sahiptir; bu bağlamda, projelerine ortak olunan firmaların kârlılığını, iş performansını ve nakit akışını faizli bankacılığa göre daha olumlu etkiler.

c) Faizsiz finans sistemi, eğer etkin bir şekilde işletilirse, toplumsal üretim kaynaklarının (emek, sermaye, toprak ve girişim) iktisadi faaliyet alanlarına faizli finans sistemine göre daha etkin dağıtılmasını sağlar. 

d) Faizsiz finans sistemi, başta İslâmi nedenlerden olmak üzere, çeşitli nedenlerle faizli finans sistemine girmeyen milyarlarca TL tutan fonların ekonomiye kazandırılmasını, atıl halden çıkmasına vesile olur. 

e) Dünyada faizsiz finans sistemlerini talep eden ve büyük hacimli fonlara sahip olan Müslüman ülkelerden – özellikle petrol ve doğal gaz üreten ülkeler – gelebilecek dış fon ve yatırım imkânlarının değerlendirilmesini sağlar.  

Bu sayılan avantajların yanında dezavantajları da bulunmaktadır:

i) Faizli bankacılık sistemine göre faizli bankacılık işlemleri –doğaları gereği – daha yüksek risk içermektedirler. Bu riskin firmanın nakit akışına etki etmeyecek düzeylere indirilmesi için alacak portföyünün faizli bankacılık sistemine göre daha etkin bir şekilde belirlenmesi gerekir. 

ii) Projelerine ortak olunan firmaların daha sıkı denetlenmesi, işlemlerin her aşamasının kontrol edilmesi, finans işlemleri kadar reel sektör ticaretinin içinde de yer alınması, işlem maliyetlerini etkileyecek, istihbarat, risk yönetimi, kredi değerlendirilmesi gibi alanlarda daha fazla çaba sarf edilmesini gerektirecektir. Bu da, daha yüksek işlem maliyetleri anlamına gelir.

iii) Reel sektör firmalarına proje ortağı olunduğu için, reel sektör firmalarının karşı karşıya kaldığı her türlü maliyet de, doğrudan faizsiz finans kurumunun maliyeti haline gelecek ve riski arttıracaktır.

iv) Mevduat sahibi açısından da, faizsiz bankacılık sistemi faizli bankacılık sistemine göre daha fazla belirsizlik içermektedir. Tasarruflar karşılığında elde edilen gelirin değişken olması bir yana, finans kurumunun iflası halinde birikimlerin nasıl korunacağı, tasarruf sahiplerinin mağdur olmasının nasıl önüne geçileceği konusu tartışmalıdır. Çünkü özünde kâr-zarar ortaklığı olan müessese batarsa, mudilerin  (hem kâra hem de zarara ortak olduğu gerekçesiyle) fonlarının büyük bir kısmının da havaya uçması söz konusudur. Geçmişte bu tür talihsiz olaylar yaşanmıştır. Bunun için kamu otoritesinin bu kurumların denetimine ve eşgüdümüne yönelik uzman kurullar oluşturması gerekir.

v) Faizli bankalar Merkez Bankası tarafından belirlenen zorunlu karşılık hesaplarına tâbidirler. Bu zorunlu karşılık hesapları faizle çalışmaktadır. Benzeri bir karşılık hesabının faizsiz bankalar için uygulanmasında karşılık hesabının getirisinin belirlenmesinde ortaya çıkan belirsizlikten kaynaklanan teknik bazı problemler oluşabilir. Bu ise Merkez Bankası’nın faizsiz bankaların yaratacağı kaydi para üzerindeki kontrolünü zayıflatabilir. 

Bütün bunlarla birlikte, faizsiz bankacılık ve finans sektörünün Türk ekonomisine ciddi katkılar sağlayacağı kanaatindeyim. Burada esas olan avantajları koruyacak ve dezavantajları da sınırlandıracak kamusal kurum ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekliliğidir. Sağlam bir kamusal denetim ve şeffaf bir örgütlenmeyle faizsiz finans sektörü Türkiye’nin ekonomisinin büyümesine de olumlu katkılar sunacaktır.