FAKİRLEŞTİREN BÜYÜME OLUR MU?

"Ekonomiler büyüdüğü halde nasıl fakirlik artıyor? Çevreyi korumak önemliyse büyümeden vaz geçmeli miyiz?

 “Ekonomiler büyüdüğü halde nasıl fakirlik artıyor? Çevreyi korumak önemliyse büyümeden vaz geçmeli miyiz? Üst düzey üniversiteler mi, fabrikalar mı yoksa nitelikli üretim yapan çiftliklere mi öncelik vermeliyiz?”  Cumartesi günkü yazımız bu sorularla bitmişti. Cevaplaması da bugünkü ve bir sonraki yazıya kaldı.

Tabiî ki, ilk bakışta, insana tutarsız ve mantıksız geliyor: Bir ekonomi toplamda büyürken nasıl fakirlik artar? Çünkü büyüme bir milletin toplam üretim gücünde ve dolayısıyla toplam gelirindeki artıştır. Yani gelir artıyorsa insanların da zenginleşmesi gerekmez mi? Kazın ayağı her zaman öyle değildir. İsterseniz anlatayım… Ama öncelikle bugünkü yazımız sadece iktisadi büyüme ile ilgili olacaktır. İşin iktisadi kalkınma ayağını sonraya bıraktım. Hatırlayacaksınız, iktisadi kalkınma için gerekli olan ilk koşul istikrarlı bir büyüme performansıdır. İkinci olarak tekrar hatırlayalım ki, üç ayda bir açıklanan büyüme rakamları iktisadi büyümeyi göstermez. Gazeteciler, siyasetçiler, borsacılar ve “piyasa profesyonelleri” genel olarak güncel büyüme verilerine bakarlar. Bu veriler vatandaşların, firmaların, devletin ve yabancıların yerli mal ve hizmetlere yaptığı toplam harcamaların büyüme oranıdır. Bunu da makro iktisatta “efektif talep” olarak tanımlarız. Efektif talep üretim kapasitesine bağlıdır, doğru ama aynı zamanda finansman imkânlarına da bağlıdır. Bir ekonomi her zaman tam kapasite üretim yapmaz. Buna rağmen çoğu zaman ekonomiler üretim kapasitesi üzerinde harcama yaparlar. Bunun kaynağı da dış borç ve para basımıdır. Sonuç olarak bu yazıda bahsedeceğim iktisadi büyüme üç ayda bir açıklanan milli gelir büyümesi değil, üretim kapasitesindeki artış oranıdır.

İktisadi büyüme kavramı büyüme iktisadında kamunun olmadığı ve dışa kapalı bir ekonomi varsayımı altında ele alınmıştır. Egemen iktisat anlayışının analitik olarak kolaylaştırıcı varsayımları ile bütün ülkenin toplam üretim fonksiyonu tek tip bir sermaye ve tek tip bir emeğin bileşiminden oluşur. Teknoloji ve emeğin üretkenlik düzeyi veri kabul edilir. Fakirleştiren büyümeyi dilerseniz ilk önce ana akım iktisat bakışıyla ele alalım.

Bir ekonominin doğal büyüme oranı uzun dönemde gerçekleştirebileceği ortalama büyüme oranını gösterir. Örneğin ülkemiz için bu yıllık yüzde 5’tir. Bu oran 1923’ten bu yana 99 yıllık büyüme trendini kabaca verir. Doğal büyüme oranı Nobel İktisat Ödüllü iktisatçı Robert Solow’a göre nüfus artış hızı, amortisman oranı, emeğin verimlilik artış hızı ve teknoloji gelişme hızının toplamından oluşur. Eğer bir ülkenin uzun dönem büyüme hızını arttırmak istiyorsanız bu değerleri de arttırmanız gerekir. Öte yandan her ekonomide dengeli büyüme için geçerli olan şart kişi başı tasarrufların kişi başı sermayenin dengeli büyüme oranı ile çarpımına eşit olmasıdır. Bu durumu sağlayacak ideal kişi başına gelir nüfus artış oranı ve amortisman oranı ile ters orantılı, ortalama tasarruf oranı, teknoloji gelişme hızı ve emeğin verimlilik artış hızı ile doğru orantılıdır.  “Hocam ne söylüyorsunuz? Hiçbir şey anlamadık!” Hemen izah edeyim…

Bir ülkenin doğal büyüme hızını arttırmak için nüfus artış hızı, amortisman oranı, teknoloji gelişme hızı ve emeğin verimlilik artış hızını arttırırsınız. Bu takdirde o ülkede toplam üretim kapasitesi artar. Öte yandan ortalama vatandaşın bireysel gelirini arttırmanız için nüfus artış oranı ve amortisman oranını azaltmalı, ortalama tasarruf oranı, teknoloji gelişme hızı ve emeğin verimlilik artış hızını arttırmalısınız.

DAHA ÇOK ÇOCUK, DAHA FAZLA ÜRETİM AMA DAHA FAKİR VATANDAŞLAR

Nüfus artış hızını arttırmak için yapılan “Bir çocuk yetmez üç olsun, üç de yetmez beş olsun!” misali önermeler toplamda üretim kapasitesini arttırırken ortalama vatandaşı fakirleştirir. Bir anlamda daha fazla sayıda insanı daha ucuza çalıştırarak büyüme anlamına gelir. Bu fakirleştiren büyümedir. Nüfusu arttırmak için kampanyalar yapmak popülist siyasetçiler için en kolay ve en doğrudan yoldur. Bunu milliyetçi söylemlerle desteklerler. Hatta, bugünkü küreselleşme şartlarında ülkeye göçmen akınına izin vererek nüfus artış hızını daha da arttırabilirler. Ancak Solow Hocamızın söylediği gibi nüfusu arttırmak toplam üretimi arttırırken, vatandaşları fakirleştirir. Bu süreçte hiç zenginleşen olmaz mı? Tabii ki olur: Bankalarda büyük mevduat tutan ve faiz geliriyle beslenen zengin ve rantiyeler, hizmetler sektöründe iş yapan girişimciler, büyük müteahhitler paralarına para, servetlerine servet katarlar. Bunlar toplumun en fazla yüzde beşidir. Öte yandan nitelikli ve niteliksiz işgücü ayırt etmeden maaşlı çalışanlar, sermaye yoğun ve yüksek teknolojili sektörlerde üretim yapan sanayici ve iş adamları ve tarım sektörü kaybeder, gelirleri ve servetleri düşer. Bunlar ise toplumun ezici çoğunluğudur.

DAHA FAZLA AMORTİSMAN VE DAHA FAKİR VATANDAŞLAR

Amortisman harcamaları firmaların fabrika binalarında ve sahip oldukları makine teçhizatta zaman içinde gerçekleşen bozulma, yıpranma ve tamirat için yaptıkları harcamalardır. Kavramı daha genelleştirirsek her sene yol, köprü ve demiryolları için yapılan tamirat ve yenileme harcamaları, kaldırım söküp takmak, devlet hastanelerini yıkıp büyük şehir hastaneleri kurmak, bir havalimanını yıkıp aynı şehre başka bir hava limanı yapmak da amortisman harcamaları olarak sayılabilir. Tabii ki kentsel dönüşüm de… Amortisman harcamalarının milli gelire oranı amortisman oranını verir. Bu oran artınca doğal büyüme hızı artar. Bu yatırımlar için harcanan para toplamda iş hacmini arttırır.  Pekiyi kişi başı gelir ne olur? Düşer. Popülist hükümetler yol yeniledik, 5 hastane yıkıp bir şehir hastanesi yaptık, daha büyük havalimanı yaptık diye övünürler ama bu kişi başı sermayeyi ve kişi başı üretimi arttırmaz, aksine azaltır. Bu ihaleleri alan şirketler, bunlara devlet garantili kredi veren banka sahipleri ve bankalara para yatıran büyük zenginler para üstüne para kazanırken, üretim kapasitesini arttırmayan bu yatırımları finanse eden vatandaşların çoğu fakirleşir. Bu da fakirleştiren büyümedir. Bunu ben yazıyorum ama söyleyen Nobel İktisat Ödüllü Robert Solow Hocamızdır.  

FAKİRLEŞMEDEN NASIL BÜYÜYEBİLİRİZ?

Fakirleşmeden büyümenin birinci yolu kişi başına sermayenin artmasıdır. Bunun için de kişi başı tasarrufların artması gerekir. Pekiyi yeterli midir? Hayır. Bankalarda toplanan paranın üretken sektörlere gitmesi, katma değeri yüksek sektör ve firmaların yatırımlarını desteklemesi gerekir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, ana akım iktisat modelinde sektörel verimlilik, teknoloji ve üretkenlik farkları ihmal edilir. Onun için tasarruf oranının artmasının yeterli olduğu söylenir. Tasarruf oranının artması uzun dönemde doğal büyüme oranını arttırmaz ama kişi başı geliri arttırır. İkinci yolu eğitim sisteminin işgücü verimliliğini arttıracak şekilde yeniden düzenlenmesidir. Her ülke elindeki insan kaynağını kendi ihtiyaçları doğrultusunda ve o ihtiyaçların bildirdiği oranlarda yetiştirirse emeğin üretkenliği artar. O takdirde hem doğal büyüme oranı hem de kişi başı gelir artar. Üçüncü yol da teknoloji yatırımlarıdır. Eğer üniversiteler üretimde kullanılacak inovasyonları gerçekleştirecek şekilde yönlendirilirse, devlet teknoloji geliştirmek için yeterince kaynak ayırırsa, o zaman ülkenin teknolojik gelişme hızı artar. Bu da hem doğal büyüme hızını hem de kişi başı geliri arttırır.

Cumartesi neyi cevaplayacağız? “Üst düzey üniversiteler mi, fabrikalar mı yoksa nitelikli üretim yapan çiftliklere mi öncelik vermeliyiz?” “Çevreyi korumak önemliyse büyümeden vaz geçmeli miyiz?” Hepinize esenlikler dilerim.