TT_Ekim


GEÇMİŞ OLSUN!

Aslı SERTDEMİR 29 Ağu 2020

Arabesk ruhumuza hatta DNA'larımıza kodlanmış, yapacak hiçbir şey yok.

Klasik müzik konçertoları dinleyerek büyümüş olabilirsiniz. Blues, Caz frekansları radyonuzda kayıtlı olabilir. Yurt dışında yıllarınız Adele, Pink, Amy Winehouse ya da en kötüsü Justin Bieber dinleyerek geçmiş de olabilir. Deep House mekanlarından çıkmıyor olabilirsiniz. Ama Orhan Baba ‘’Batsın bu dünya’’ dediğinde, sizde bağıra bağıra “Kula kulluk edene yazıklar olsun” diyorsunuzdur. Modunuz biraz düştüğünde inceden canınız Sezen çekiyordur. Aşina olduğunuz bir arabesk şarkı duyduğunuzda gün boyu dilinize dolanıyordur. Geceniz istediği kadar Underground başlasın, kapanışı alaturkaya bağlıyorsunuzdur. Arabesk ruhumuza hatta DNA’larımıza kodlanmış, yapacak hiçbir şey yok. Saklamanın manasına da yok. Dünya müziklerinin alt yapısı değişiyor. Darbuka, kanun, klarnet Madonna’nın şarkılarına giriyorken, ben neden hayatımdan çıkarayım ki? Neden keyifle göğsümü gere gere dinlemeyeyim ki? Özellikle son zamanlarda tavrı ve tarzı değişen “yeni nesil arabesk” şarkılarını zaten dinlemeyen yok. Bu yeni nesil arabeski yurt dışında yaşayan gurbetçi vatandaşlarımız bize sevdirdi. Reynmen, Mero veya Rozz Kalliope gibileri rapin, popun içine gizliden arabesk yerleştirmekte usta. Siz pop rap dinlediğinizi sanıyorken, onlar kanınıza küçük dozlarla arabesk enjekte ediyor. Ve siz farkına bile varmadan müptezel bir arabeskçi oluveriyorsunuz.  

Lütfen, daha yaratıcı olalım…

Çok kötü reklam kampanyaları, reklamlar gördüm. Ama her duyduğumda tüylerimi diken diken eden bir reklam filmi var ki etkisi bende uzun süre geçmeyecek gibi… Biri bana anlatsın lütfen… Kim şampuan reklamında, bed fısıldayan bir ses kullanır ki? Sayelerinde saçımı köpürtmekten ürker oldum. Markette “O” şampuanın bana “şiiiişşş kafa derisi…” diye fısıldadığına yemin edebilirim. Hayır yani Serenay Sarıkaya öyle konuşunca seksi ya da şuh oluyor da ben mi algılayamıyorum?  Hiç boşuna günahımı almayın. Ben de düşündüm, kızı kıskanıp çamur mu atıyorum? diye… Yok, valla değil. Reklam bildiğiniz fobitik, itici, gıcık, tiksinç, kötü yani… (Şu an yazarken bile yüzümü buruşturduğumu fark ettim.) Neyse efendiiim; bu şampuancılar yeni bir reklam filmi çekmek istiyorlarmış. Ama bu kez birden fazla güzel kız fısıldasın istemişler. Serenay’ın yanına Deren Talu’yu alalım demişler. Deren de annesinin kanı yerdeyken “evet” der mi? Demez, dememiş de… İşte son 1 haftadır sayfa sayfa bu yazılıp, konuşuluyor. Alın size reklam. Hem bedava hem ürkütmüyor.

Derdin mi var?

Sen sen ol, muhatap alıp da birine anlatma. Otur duvara anlat kedine anlat köpeğine anlat… Belki cevap alamazsın ama en azından ne yorulur ne de daha fazla dert sahibi olursun. Tam hızını alışmış anlamaya başlayacaksın. Lafını ağzına tıkayıveriyor. Kadın benden dertliymiş meğer… Kibarlık yapıp dinleme gafletine düşersen, bittin. Sıra sana daha da gelmiyor. Hele bir de “Senin derdin dert mi ki benim derdim yanında…” diye cümleye başladıysa, vay haline.  İdrak edemiyor, zaten daha kötüsü duymak istesem oturur Müge Anlı izlerim. Ayrıca sen niye benim derdimi küçümseyip, ezikliyorsun? Ben dert ediyorum, sen de efendi efendi dinle işte. “Şekerim sabret… Vardır bunda da bi hayır… Geçecek!” de, sırtımı sıvazla gönder. Söz yarın da sen anlatırsın, ben dinlerim.