GETİR GÖTÜR, POPÜLERLİK SEVDASI!

Mehtap DEMİR 29 Ara 2019

Özenti halinin yayılması ile akıllarda yer eden bir hastalık popülerlik sevdası…

Başlığı anlamak için akademik makale çalışmalarına gerek yok –çok yazdık da metropol entelektüelleri anlamadı-

O yüzden şöyle özetleyeyim:

Özenti halinin yayılması ile akıllarda yer eden bir hastalık popülerlik sevdası…

İnsanı öylesine etki alanına alır ki bunalım başlatır, çıkmaza sürükler.

Tatminsizdir.

Tatminsizliğe iter. Hep daha fazlasını istetir.

“Daha fazla” cazibesi ile “daha görünür” olmanın hırsıyla basitleştirir insanı.

Yaşam nedeni olur.

Bahanesi kazanmaktır.

Para kazanmaktır,

Ünvan kazanmaktır,

Alkış toplama çabasıdır.

Hunharca ‘Like’lanmaktır…

Çok çok sevilmeyi isteyip, el üstünde tutulmayı beklemektir.

Daha fazlanın şemsiyesi altında sıra sıra insan mezarlığı yaratır.

Çok kullandırır, çabuk tükettirir.

Varsa orijinalin, onu da alır.

Seni sen olmaktan çıkaran bir fazlalık aracının direksiyonunda bolca kazaya götürür.

Sonrasında da öldürür.

Geçici doyumun, anlık mutluluğun anasıdır.

İmajsızlığını oluşturtur.

Dilini dilsizleştirir.

Ağzına ne gelirse konuşturur.

Yüzüğünün içine sakladığın zor zaman zehrini aniden yudumlatır.

Elini belini dilini birbirine karıştırır da “hakimiyetini bil” öğüdünü veren Hacı Bektaş-ı Veli’yi unutturur…

Ne müziğinde ne de resminde özgü olmayı unutturur

Her türlü şaklabanlığa hazırdır sanatçı

Kült olmaktan ziyade ne olursa yaparım çabasıdır almış başını gider…

Muhabiri medya patronu yapar.

Bilim insanını, toplumu yönetmeye çalışan ‘akil’e çevirir…

Başkası gibi yaşamayı öğretir, kendinden çıkarıp haksız başkalaşmaya götürür

İyilik yerine zalimlik çağrıştırır.

Kısacası;

“Derdimin dermanı”dır popülerlik

“Ne olursan ol yine gel”i,

“Ne verirsen ver yine de gel”e çevirir…

A dostlar!

Aklımıza, kendimize, benliğimize

bizi insan yapan özümüze sahip çıkalım…

Bir-az da ol-sa,

Sa-hi-p çı-ka-lı-m.

Ne diyor Baudrillard :

"Bugün artık sadece şu duyguların çekim gücü kaldı: nefret, tiksinti, alerji, iğrenme, hayal kırıklığı, bulantı, antipati, bıkkınlık.

Artık insanlar neyi istediklerini bilmiyor. Neyi istemediklerinden daha eminler.

Günümüzün süreçleri ret, soğukluk, sevgisizlik, alerji duygusu

Nefret de bu tepkisel boşalmaya, içindekini dışa atmaya yönelik paradigmanın bir parçası: reddediyorum, istemiyorum, uzlaşmıyorum."

***

OKUYORUM… DARISI 2020’YE…

2019’un en önemli araştırmalarından biri, Türkiye Okuma Kültürü Araştırması…

Türkiye’nin okuma kültürü haritası ve gelişimi adına çok değerli bir çalışma.

Rakamlar önceki yıllara göre 2019’un okuma kültürümüzde iyi bir yıl olduğunu gösteriyor.

“Okuyorum” diyenlerin sayısındaki artış, umut verici.

***

Buna göre;  

“Son 3 ayda bir veya daha fazla kitap okuduğunu söyleyenlerin oranı 2008’den bu yana yüzde 30’dan yüzde 64’e çıktı.

Kitap okuma 11 sene öncesine göre çok daha olumlu bir imaj haline geldi.

Gençler daha fazla okuyor. Okuma ayrıca eğitim, gelir, kültür tüketimi gibi parametrelere göre de artıyor. En fazla okuyan küme öğrenciler.

Okuma oranın yüksekliğinde birincil etken aileden gelen destek. Aileden destek almış kişilerin okuma seviyesi birebir orantılı olarak artıyor. Toplum da bunun farkında. Ama hâlâ çocuğuna kitap okumayan çok ebeveyn var. Ancak genç ebeveynler çocuklarına daha fazla kitap okuyor.

Dünyada gençlerin sosyal medya kullanımı artarken okuma oranı düşüyor ancak Türkiye’de sosyal medyayı yoğun kullanan gençlerin okuması da artıyor. Bu toplumsal bir avantaj olabilir.

Hayat pratikleri daha kısıtlı ve eğitim seviyeleri daha düşük olsa da kadınlar daha fazla kitap okuyor. Anneler de çocuklarına daha fazla kitap okuyor.

Türkiye, ortalamada 3 ayda 2,7 kitap okumuştur. Bu sayı “okuyanlar” kümesinde 4,2 kitaba kadar çıkmaktadır. “Okuyabilirler” kümesinin ortalamada Türkiye geneline yakın bir sayıda kitap okumuş olması potansiyel okuyucu olduklarını teyit etmektedir.”

Darısı 2020’ye diyelim…

***

OKULUNU KENDİ TEMİZLEYEN ÖĞRENCİ, KİRLETMEK İSTER Mİ?

Soru güzel.

Japonya örneğinden yola çıkarak bize de uyarlanabilecek bir durum.

Eskiden hatırladığım kadarıyla Türkiye’nin belli bölgelerinde de öğrenciler okullarının bahçesindeki çöpleri vs temizliyordu, ilkokullarda sınıf temizliğinin hala devam ettiği yerler vardır elbette ancak Japonya örneği dememin sebebi, Japon eğitim müfredatında bu temizliğin yer alması…

Futbolla pek aram yok ama 2018’deki Dünya kupası sırasında karşılaştığım bir görüntü o gün bu gündür hafızamda. 

Bağlayacağım yer şu…

Farklı milletleri bir araya getiren bir uluslararası futbol organizasyonunda Japon taraftarların her maçtan sonra tribünlerdeki çöpleri topladıktan sonra stattan ayrılmaları, tam anlamıyla efsaneydi.

Büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla, dünya milletlerine ders niteliğindeki bu tavrın nedenlerini çokça konuşmuştuk o günlerde.

Hatta Japon Milli takımı oyuncuları da kendi soyunma odalarını pırıl pırıl bırakıyorlardı…

Japonlar çocukluktan başlıyor temizlemeye.

Okula başladıkları dönemden itibaren temizlik kültürü aşılanıyor ki, birey olduklarında “kendilerine ait çevre” olarak gördükleri mahalle şehir gibi alanları da aynı şekilde korusunlar.

Biz de bu konularda eskiden iyiydik…

Hadi bizi geçelim de, temizlik hassasiyetinin had safhada olduğu Japonların, en dehşet verici kirliler kategorisinde Avrupalıları ilk sıraya koymaları beni biraz rahatlattı…

***

YAŞAR KEMAL’İ HATIRLAMAK…

“Anadolu sayesinde dünya kültürüne katkı sağlayacağız. Kitaplarımı okuyanlar barışçı olsunlar. Yoksa zahmet etmesinler.”

Diyordu;

Yaşar Kemal…

26 roman… 11 deneme… 9 röportaj… 2 öykü ve şiir…

Ve eserlerinde;

bir toplumun acılarını yaşamıyla birleştiren, sevincini özümseyen gülüşünü gözyaşını hisseden, hissettiren bir edebiyat çınarı…

Anadolu’yu dünyaya yansıtan bir büyük ayna…

Uluslararası Cino del Duca ödülü, Legion d'Honneur nişanı, Commandeur payesi

Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı,

Premi Internacional Catalunya, Legion d'Honneur Grand Officier rütbesi,

ve Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü…

Her ödülü; Anadolu’ya armağan…

Her kitabı bizlere akıl… Nice Yaşar Kemal’li günlere.