HİKMETİN HAKİKATİ

Cemalnur SARGUT 04 Tem 2019

Hikmet nedir, kime nasıl bağışlanır, bir insana hikmetin

bağışlanması ne anlama gelir, velhasıl hikmetin hakikati nedir gibi sorular için izahat gerek. Allah, anlamayı öğretendir. Cenâb-ı Peygamber, hüküm ve hikmeti öğretendir. Peygamberimiz ayrıca idrak yollarını bildiğinden halkı irşadıyla, kendine mahsus bir nur ile Kur’ân’ın manasını öğrenmeye sevk eder. Hikmetten maksat hakikattir. Vehim ve hayal hikmet ve hakikatin önüne perde olur. Güzel bir anlayış ve sağlıklı tefekkür, bütün hal ve hareketlerde bilinçli olarak, ihlasla Allah’a yönelmek hikmetin doğmasına vesile olur.

Semadan yere inen hikmet, kalbinde şu dört haslet bulunan kişilerde yerleşmez: “Dünyaya meyledip, yarın endişesi taşıyanlar, devlet adamlarını sevip onlara yakınlaşma arzusu içinde olanlar, dünya ehlini beğenip onlara gıpta edenler, ihvana hased edenler.” Akıl sahibi adamın kalbindeki sekiz

bahçeden sekizincisi hikmettir ki kavilde, fiilde, talepte dürüst olmaktır. Yani Allah’ı söylemek, Allah için işlemek, muradı Allah’tan gayrı olmamaktır. Hikmet, sözde, fiilde, talepte isabet etmek demektir. Bu ne ile olur dersen, Hak’la söylemek, Hak’la görmek her ne yaparsan Hak için yapmak ve Hak’tan başka bir isteği olmamakla olur. Hikmet, kulun

Hak’la söylemesi, Hak için işlemesi ve matlubu Hak olmasıdır, sözlerinin Hak kelamı, yani Hakk’ın sevdiği kelam ve işlediği, Hakk’ın sevdiği ameller ve talebi de ne dünya ne ahiret olup, matlubu ancak Cenâb-ı Hak olmasıdır. Ne söylerse, ne işlerse, ne isterse onun altında gizli olarak Hakk’ın rızasını gözetmek sûretiyle işlemesi, söylemesi ve ancak onun cemâlini taleb eylemesi demektir.

Dünya ibretle nazar edenler için hikmet evidir. Her hadisenin dili, insana bir hikmet söyler. Her işte bir hikmet gizli olduğunu bilmek irfan ehlinin kârıdır. Tesadüf, hayatın gizli hikmetleridir ki, fiillerimizin hareketlerimizin ceza veya mükafatı bu hikmetlerde saklıdır. Din, hikmet, insaniyet ve ahlaktır. Basiret gözü, kalbine ihsan olunan hikmet nuruyla gözünün görmesidir. Resulullah Efendimiz buyururlar ki: “Bir kimse kırk gün ihlas eylese, o kimsenin dilinden hikmet eserleri zuhur eder.” İşte lisanından hikmet cereyan eden bu kimsenin şüphesiz gözünden de hikmet eserleri zuhur eder. İlim, irfan ve hikmet mânevî rızktır. Ehlullaha, ihvana itibarla vehim gider, hikmet artar. İlim sahibi ile hikmet sahibi arasında fark vardır. Hz. Mûsâ, koca bir peygamber iken Hızır Aleyhisselam’a muhtaç oldu. Fakat Hızır ona muhtaç değildi. Hakîm, âlime muhtaç değil-dir, fakat âlim hakîme muhtaçtır. Hızır, Mûsâ’ya aklının ermediği nice hikmetler söyledi.

Efendimiz, “hikmet, müminin kaybıdır” buyuruyor. Bu hadis-i şerif, bize şunu söyler: Ancak ezelde Allah’ın cemâline mazhar olmuş olanlar hikmet sahibi olur ve bu kimseler dünyaya geldikleri zaman dünyanın icaplarıyla karışarak o hikmeti unutur gibi olurlarsa da, bir mürşid ile karşılaşınca onu hatırlayarak uyanırlar. Hangi mezhep, hangi dinden olurlarsa olsun, hikmete mazhar olan onu bulur. Fakat bulmayan da, sarıklı hoca veya şeyh, ne olursa olsun bulamaz. Kenan Rifâî Hazretleri şöyle buyurur: ‘Ey kardeş! Allah’ın hikmeti senin ruhuna iz’anına akıp durmaktadır. Ancak sana akan bu hikmet kâmil insanların nurundan, onların yataklarından akar. İnsan Elest âleminden buraya gelmekle o hikmet Yusuf’unu kaybetti ve dünyaya onu aramaya geldi. Sen de ezelde kaybettiğin Yusuf’u, gayret eder bulursan Kenan’a erersin.’

Her hadisenin, her başa gelenin bir hikmeti sebebi var. Kul bütün ihlasıyla Allah’a, Kitabına, Peygamberine ittiba ettiği sürece hikmetin derin anlamlarını kavrar ve idrak eder. Kulun teslimiyeti Hakikate ulaşmaktır. Biz kullar Allah’tan gelen her şeye “Lüfun da hoş, kahrın da hoş” deriz vesselam!...