İKİ KÜLTÜRÜN MÜZİK BEKÇİSİ: ORHAN OSMAN

Micheal KUYUCU 11 Eki 2020

Müzik piyasası onu Buzuki Orhan adıyla tanıdı.

Müzik piyasası onu Buzuki Orhan adıyla tanıdı. Türkiye’de üretilen albümlerin nerdeyse tamamında o buzuki çaldı. Batı Trakyalı bir Türk. Ömrü Türkiye ve Yunanistan’da geçiyor.  Solo enstrümantal albümler de yapmaya başladı. Buzuki Orhan, Orhan Osman olarak albüm kariyerine farklı bir boyut kazandı. En son Türkiye’de bir ilke imza attı ve bir albümü hem dijitalde hem de plak formatında yayınladı. Orhan ile bir müzisyen için plak basmanın anlamını ve külfetinden pandemi döneminde müzisyenlerin çektiklerini konuştuk.

“Dünyada başka bir buzuki plağı daha yok”

Yunanistan ve Türkiye arasında uzun zaman yol yaptım. Başka ülkelere giderken kulağıma saksafonlu, trompetli dinleti albümleri takılıyordu. İçimden; “Neden buzukiden böyle bir şey olmasın?” dedim. İçinde kendi bestelerimden oluşan, akustik enstrümanlardan oluşan bir şey hayal ettim. Adı da “Coffee and Buzuki” olsun dedim. Böyle bir çalışma yaptım. Bestelerimin çoğunu yolda besteledim. Yollardan çok ilham aldım. Ağaçlara bakarken, yola bakarken besteledim ve çok güzel besteler çıktı. Hepsinin aranjesi de besteleri de benim. Bir de işin güzel tarafı dünyadaki ilk buzuki plağı olması. Bu dünyada başka bir buzuki plağı enstrümantal olarak yok. 

“Türkiye’de basılan ilk plak benim plağım”

Türkiye’de 80’li yıllardan sonra ilk fabrika açıldığında, bu fabrikada basılan ilk plak benimkiydi. Sonra Mazhar Fuat’ınki basıldı. Ve benim plağım, fabrikanın ilk baskısı oldu. Makineler de Fransa’dan yeni gelmişti, direkt basılan ilk plak oldu. O yüzden koleksiyon değeri de var. Ses mühendisliğini de Akis Golfidis yaptı. Yunanistan’da çok önemli bir ses mühendisidir. Akis Golfidis, 60’lı 70’li yıllarda çok popüler olan Beattles’la çalışmış ve bu adam Atina’da yaşıyor. Onunla arkadaş olduk ve çok yardımcı oldu sound konusunda. Çok sıcak bir sound yakaladık.

“Plak basmak çok maliyetli bir iş”

Çok güzel bir ekiple çalıştım. Çok güzel bir ekip demek, çok maliyetli bir iş demek onu da belirteyim. Plak basmak çok maliyetli bir iş. Çok pahalı, çok maliyetli. Adam bir fabrika açmış, CD gibi seri üretime girmiyor ve herkes de plak basamıyor pahalı olduğu için. Haliyle fiyatlar çok yüksek ama biz böyle bir taşın altına elimizi koyduk ve dinleyicimizi nasıl daha çok memnun ederiz diye düşündük. “Coffee and Buzuki” dijital ortamda da var ama oradaki keyifle plaktaki keyif çok başka; plak zaten ayrı bir şey. Yunanistan’da da çok rağbet gördü, bütün dünyada da yayınlandı fakat kısıtlı adet bastığımız için şu an elimizde çok kısıtlı sayıda plak kaldı. On Müzik Yapım sitesinden plak satın alınabiliyor. Zaten bundan sonra yapacağım bütün çalışmaları sadece dijital platformda ya da plak olarak yayınlanacak. Artık CD yapmayacağım.

“Yunanistan’dan konser teklifleri alıyorum”

Avrupa’da plaklar daha pahalı. Türkiye’de fiyatlar daha ucuz. Yunanistan’da plak çok farklı bir paraya satılıyor ama Türkiye’de çok ucuza gidiyor. Mesela bir plak Türkiye’de 18 Euro’ysa, Avrupa’da 40 Euro ya da 35 Euro’dur. İki üç tane transfer gerçekleşiyor, arada komisyoncular gibi bir sürü şey oluyor. Türkiye’de hazır bir merkez var, adam geliyor 120-150 TL arasında alıyor plağını. Bu plağın bir de dağıtım olayı var. Ondan sonra mağaza var arada. Haliyle o fiyat iki katına çıkıyor. O yüzden en uygunu plağın internet sitesinden alınması. Biz zaten insanlara kargoluyoruz. Yunanistan’dan bana konser teklifi geldi 2-3 kere, aynı şekilde Bodrum’dan da çağırdılar. Ben bu zamanda fiziksel anlamda çok yan yana olmaya sıcak bakmıyorum. Çünkü siz hasta olmazsınız yanınızdaki olur, o ona bulaştırır bir şey olur gerek yok. Bundan dolayı konserleri bekletmek zorunda kaldım bende.

“2020 yılında mesleğimi değiştirdim”

Ben pandemi döneminde yani 2020 yılında mesleğimi değiştirdim. Mesleğim müzik ama çiftçilik yapıyorum şu an Yunanistan’da. Burada ağaçlarla uğraşıyorum. Ağaçlar ekip kara mürver projesi başlattım. Bizim arsalarımız vardı dedim ki dostlarıma Instagram’da “Burada ağacınızın olmasını istiyorsanız fidan desteği yapın”. Bu mesajım üzerine dostlarım bana fidan desteği yaptı 400 ağaç ektik. Ve her bir fidanda herkesin ismi var. Yani Ahmet, Mehmet işte üç fidan falan filan işte böyle bir kara mürver ailesi oluşturduk çok da güzel bir proje oldu. Üç sene sonra bunlar hayata geçecek. Sonrasında burada da kara mürver festivali düşünüyorum.

“Yunanistan Hükümeti, vatandaşına aylık 800 Euro yardım verdi”

Yunanistan’da çok güzel dostluklar var. Politikanın ne olduğu önemli değil ama halk kendi arasında çok uyumlu. Mutlaka her yerde her ülkede olduğu gibi faşistler var. Ama çoğunluk önemli, azınlık değil. Pandemi döneminde herkes birbirine yardım etti. Çünkü ülkede bir işsizlik söz konusu şu an. Burada merkezi hükümet de insanlara yardım ediyor. Aylık 450 ile 800 Euro arasında bir yardım veriyorlar ihtiyacı olan insanlara. Normal işçi sınıfında bir yerde çalışıyorsan veya daha resmi otelde çalışıyorsan 800 Euroluk yardım veriyorlar. Pandemi de aynı şekilde mekan sahipleri de yardım alıyor.

“60 sanatçıya konser”

Benim pandemi döneminde en çok içime sindiremediğim şey, Türkiye’de 60 sanatçıyla konserler yapıldı. Ben de vergi mükellefi bir adamım, sanatçıyım, profesyonelim. 10’a yakın albüm yapmışım ve benim gibi olan birçok insan var. Bunların başında Erkan Oğur var, Muammer Ketencioğlu var, Çetin Akdenizli var. Bu insanlar evde oturdular ve hala oturuyorlar. Madem bir şey yapılacaksa geniş kapsamlı yapılması lazım.

Devlet istese 100 bin müzisyene bakar. Bunu ben açıkçası hiç içime sindiremedim. Ayrıca bir şey daha var. Kültür merkezleri etkinlik sahaları olarak kullanılıyor. Bir adamınız yoksa bu işlere giremiyorsunuz. Bu bana koyuyor.

“Emeğimizin karşılığını alamıyoruz”

Biz müzisyenler bu müziği öğrenirken çok ciddi emekler sarf ediyoruz. Hiçbir zaman maalesef emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu bütün dünyada böyle. Aşık Veysel de bakın ne güzel eserler yapmış emeğinin karşılığını almış mı, alamamış. Aynı şekilde Neşet Ertaş almış mı, almamış. Onun gibi bir sürü daha insan sayabilirim. Şükürler olsun çok büyük dertlerimiz yok ama bu pandemi döneminde yine normale dönmeli artık. Sonuçta benim de sahne performanslarımda 12-15 kişiye yakın bir ekip çalışıyor. Bu insanların da geliri müzikten.

Türkiye’nin ilk dijital piyano festivali başlıyor

Gedik Eğitim ve Sosyal Yardım Vakfına bağlı çalışmalarını sürdüren İstanbul Gedik Üniversitesi ve Gedik Sanat pandeminin yarattığı yeni süreçte dijital ortamda bir Piyano Festivaline imza atmaya hazırlanıyor. 21 Ekim 2020-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında gerçekleşecek festivale dünyaca ünlü festivallerde yer almış, önemli yarışmalarda ödül almış piyanistlerimiz piyano literatürünün en önemli bestecilerini yorumlayacak.

Festivalin açılışını Devlet Sanatçısı Gülsin Onay, Beethoven’ın Waldstein Sonatı ile gerçekleştirecek. 21 Ekim 2020 tarihinde gösterilecek performans ile Gedik Sanat Beethoven’ın 250. Doğum Yılını bu önemli piyanistimizin yorumuyla kutlamış olacak.

Festivalde yer alacak piyanistler ve yorumlayacakları besteciler şu şekilde; Gülsin Onay ( L.v. Beethoven ), Gökhan Aybulus ( S.Rachmaninov ), Özgür Ünaldı ( W.A. Mozart ), Emre Elivar ( F. Schubert ), Emre Şen ( F.Chopin ), Başar Can Kıvrak ( C. Franck ), Tayfun İlhan ( F.Liszt ), İraz Yıldız ( C.Debussy ), Cem Babacan ( M.Mussorgsky ), Elif Akar Kosman ( R.Schumann ), Özgün Gülhan ( M.Ravel ), Jerfi Aji ( A.Scriabin ), İris Şentürker ( J.S.Bach  ), Çağdaş Özkan ( A.Scarlatti ), Hande Dalkılıç ( U.C. Erkin )

İstanbul Gedik Üniversitesi ve Gedik Sanat Sosyal Medya hesaplarında online yayınlanacak festivalde sanatçılarla röportajlar, besteciler üzerine söyleşiler ve 30 dakikalık resitaller yer alacak.

Biraderler Cabaret’i kaçırmayın

Bir zamanlar kabareler vardı, müzikli oyunlar, tiyatrolar. Dünyada yetmişlerde, seksenlerde altın dönemini yaşamıştı. Türkiye’de ise seksenlerde çok popülerdi. Sonra doksanlar, elektronik müzikler, teknoloji, kolay para kazanma sevdası ve sanata vurulan darbeler. Teknoloji geliştikçe müziklerde geriledi. Müzikaller önce playback oldu sonra da fazla masraflı diye kalktı. Müzikal ve kabare bir kültür aslında. Bu kültür dünyada hala var ama bizde bitti. Bu kültürün bitmesinin en önemli nedeni kısa yoldan köşeyi dönme hırsının yaygınlaşması. Sanat kimsenin umurunda değil, varsa yoksa para. Böyle bir köşe dönme zihniyeti içinde ne müzikal kalır ne de tiyatro. Buna bir de gerzek Kovid 19 virüsü eklenince sanat iyice yok oldu. Arda Aydın’ın “Biraderler Cabaret”ini duyunca hem çok sevindim hem de bunları düşündüm.

Arda Aydın’ın yazıp yönettiği ve rol aldığı Biraderler Cabaret, yüksek temposu ve unutulmaz şarkılara yaptığı coverlarıyla 16 Ekim Cuma akşamı saat 20.30’da KüçükÇiftlik Bahçe’de seyircisiyle buluşuyor. Biraderler Cabaret’de sahnedeki herkes tiyatro oyuncusu ve müzisyeni olacak.

Müzikal içinde müzikal

Biraderler Cabaret, bir müzikli oyun yapmak için kolları sıvayan üç yapımcının hikayesini anlatıyor. Ancak sahnede birçok şey oyunun metni dışında, doğaçlama gelişiyor. Her dakikası izleyicisini şaşırtan sürprizlerle dolu Biraderler Cabaret’de Arda Aydın, Mert Yavuzcan ve Anıl Altınöz rol alıyor. Üç yetenekli oyuncu iki buçuk saatlik gösteri boyunca Pink Floyd’dan Beatles’a, Michael Jackson’dan Daft Punk’a, 90’lı yılların unutulmaz Türkçe hitlerinden hafızalara kazınan film müziklerine kadar toplamda 21 şarkıyı yepyeni versiyonlarıyla seslendiriyorlar. Kendilerine has koreografilerle de bu gösteriyi zenginleştiriyorlar. Biraderler Cabaret’nin müzik düzenlemeleri ise başarılı müzisyen Orçun Tekelioğlu’na ait. Bu çok önemli bir sanat olayı. Özlenen bu tarzın yaygınlaşması adına bu oyunu izlemek lazım. Müzikli oyunların ülkede nesli tükendi gibi. Arda Aydın’ın bu oyununun değerini bilmek lazım. Böyle bir kültürel deformasyonun yaşandığı, kıroluğun, öküzlüğün cirit attığı, pandeminin ekonomik belirtilerini bizimle dalga geçtiği bir dönemde bir müzikli oyun hazırlamak büyük cesaret isteyen iş. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Renkli Dygologlar podcastleri Spotify’da

Bu hafta müzik piyasası adına bereketli bir hafta oldu. Son zamanlarda Spotify’ın televizyon reklamlarına çok sık rastlıyorum. Spotify Türkiye dijital müzik piyasasında zaten lider durumda olmasına rağmen piyasadaki Pazar büyüklüğünü arttırmak adına daha da bastırıyor. Kuzey Avrupa’nın en çalışkan ülkesi İsveç’in ürünü olan Spotify tüm dünyaya meydan okudu, liderliği aldı ama en önemlisi yatırımlarına devam ederek “ben bu piyasada zirveye oynayacağım” dedi. Ben Spotify’ın bu hırsını çok beğeniyorum. Bu yıl özellikle lokal pazarlara da seslenmeye başladı. Bu lokal pazarların başında Türkiye yer alıyor. Reklam filmleri, etkinlikler derken Spotify aldı başını gidiyor.

Spotify’ın yaptığı etkinliklerden biri de “Renkli Dyologlar” oldu. Spotify’ın son bombası podcast uygulaması oldu. Bu hizmetle beraber diğer dijital platformlardan bir tık daha önce geçti. Buna artık markalarda dikkat etmeye başladı. DYO’nun, AURA İSTANBUL (İstanbul Mimarlık ve Şehircilik Araştırmaları Akademisi) ile birlikte geliştirdiği, birbirinden renkli konukları ve özgün bakış açılarıyla renk kavramını ele aldığı Renkli DYOloglar söyleşi serisini Spotify Podcast’e taşıdı.

Bu söyleşilerde Türkiye’nin önde gelen mimarları ve konukları, gastronomiden seyahate, felsefeden edebiyata, arkeolojiden çağdaş sanata, müzikten mimariye, modadan tasarıma, uygarlıklardan renk bilimine kadar birçok alanda sohbetler yer alıyor. Türkiye’de Podcast kültürü fazla öne çıkmadı ama yine de bu yapılan çalışma akıllıca olmuş. Bu kayıtların uzun yıllar boyunca arşivlenmesi adın güzel bir çalışma. Bu arada lafı açılmışken Spotify’yın podcast özelliğini inceleyin orada çok güzel sürprizler göreceksiniz.