​İNTİHAR YÖNTEMLERİ

Japonya'da bir adam işe gitmek istemediği için bir metro istasyonunu tuvaletinde kendini bıçaklamış ve sonra polise gidip tanımadığı bir kişinin kendisine saldırdığını söylemiş.

Japonya’da bir adam işe gitmek istemediği için bir metro istasyonunu tuvaletinde kendini bıçaklamış ve sonra polise gidip tanımadığı bir kişinin kendisine saldırdığını söylemiş. Sonrasında kendini bıçakladığı ortaya çıkmış ve işe gitmek zorunda kalmamak için böyle bir yönteme başvurduğunu söylemiş. Japonlar ağır şekilde çalışmalarıyla ünlüdür. Bu durum ekonomileri için ciddi bir tehdit oluşturuyormuş. Çok çalışmak nasıl ekonomi için zararlı olabilir ki? Çalışmaktan para harcamaya zaman kalmadığı için işletmeler şikayet ediyormuş. Çareyi Cuma günleri bazı işyerlerini saat üçte kapatıp çalışanların para harcaması için zaman ayırmakta bulmuşlar. Bu durum dertlerine çare olur mu bilemiyorum ama modern dünya, çalışma hayatı ve ilişki biçimleri insanları yaşarken öldürmeye devam ediyor. 

Japonya'da çalışmaya bağlı intihar vakaları önemli bir toplumsal gerçeği işaret ediyor. 2015 yılında 2000 kişi iş stresi veya bağlantılı durumlardan ötürü intihar etmiş. İyi de istifa etsin kendini niye öldürüyor? İşte çalışmak öyle kutsal bir görev haline geliyor ki, yerine getirilmemesi durumunda ölmek en iyi seçenek olarak sunuluyor. Sistemin içinde ancak çalışılarak var olunabiliyor. Avrupa ve Amerika’daki evsizler işte bu çalışma düzenine uyum sağlayamayanları temsil ediyor. 

Pazartesi sendromu tanımlıyoruz işe duyduğumuz yabancılaşmayı. Haftanın günlerini insana düşman eden bir düzenden söz ediyoruz. Pazartesi günü okula gidip etrafa ateş eden bir kıza bunu neden yaptığı sorulmuş ve pazartesi günlerinden nefret ettiğini söylemiş. Bu ifadeden bir şarkı bile çıkmış. Yer İngiltere. Burada da bir kişinin değil ama bir toplumun intiharından söz etmek mümkün. Bütünü oluşturan parçalardan biri, toplumun bir ferdi, toplumun yaşamının bir kısmını ortadan kaldırıyor. 

Japonya’ya geri dönüyoruz. Ama günümüz Japonya’sına değil. Eski zamanlara harakiri olarak bildiğimiz seppuku yapan yani kendi karnını deşen kişilerin olduğu döneme. Eskiden samuraylarla özdeşleşen bu gelenek bir milletin işini iyi yapma konusunda duyduğu sorumluluğu ifade eder. Uzaktan bakanlar da bunu gerçekleştiren kişilerin ne kadar sorumluluk sahibi olduğunu düşünür. Toplumsal kodlar işte hayatı böyle bir kıskacın içine alıyor. 

Gidilmek istenmeyen işler, nefret edilen günler, azap çekilen bir hayat. Seppuku yapanlardan bugüne değişen çok bir şey yok. Sadece kendimizi öldürme biçimimiz değişiyor. İç organlarımız yerine ruhumuzu öldürmeyi, istenilen kişi olma uğruna şahsiyeti feda etmeyi tercih ediyor günümüz insanı. 

Japonya’da bir metro istasyonunda gerçekleşen kendini yaralama vakası, giderek bireyselleşen dünyada insanın kendi kendine yapabileceği kötülüklerin nereye dayandığını gösteriyor. Kendimizi özgür sandığımız sınırların içinde hapsolan hayatlarımız, başka seçeneklerin olmadığını düşündürüyor. Oysa var. Hatalarımızla insan olup seppuku yapmadan onurlu olmanın yolları da var. Öncelikle bir robot olmadığımızı kabul etmemiz gerekiyor. Kendimizi öldürmek dertlerimizden kurtulmanın tuhaf bir yolu ve başka bir yol bulmak için insan olduğumuzu hatırlamak gerekiyor.