IŞİD: BİDAYET Mİ, NİHAYET Mİ? 

IŞİD'cilerle ne yapacaksınız?

“Irak ve Şam İslam Devleti”nin savaşçıları ve şu anda tutuklanma, teslim olma veya kovuşturulma korkusuyla acı çeken ailelerinin kaderi, sorundan faydalananlar ile zarar görenler arasında, bir anlaşmazlık olarak devam ediyor.

Aynı zamanda batılı devletlerden örgüte katılanlar da, vatandaşlığını taşımış oldukları ülkeler tarafından geri alınmama ve bu şekilde yargılamalarının şu anda kendilerini tutuklayan başkentler tarafından gerçekleştirilip, idam cezasıyla karşı karşıya kalmanın endişesini yaşıyor. Söz konusu açmazın daha büyük bir siyasal, hukuki ve insani bir krize dönüşmesi de ihtimal dâhilinde.

Henüz çözülememiş bir başka düğüm de yargılamaların şeklinin nasıl yürütüleceği ve duruşmalar sırasında ve sonrasında ne gibi yasal prosedürler uygulanacağı sorunu. Örneğin hapis cezalarının nerede infaz edileceği, yahut ölüm cezasının bölgedeki birçok ülkede uygulandığı halde Avrupa ülkeleri tarafından uygulanmaması gerçeğinin hangi kural ve mekanizmaları işleteceği muamma olmayı sürdürmekte.

Buna ilave, ulusal yasalar esas olarak ülkelerin güvenliğini, egemenliğini ve sınırlarını ilgilendiren bu gibi durumlarda müracaat edilmesi gereken ilk referans noktasıdır. Ülkeler arasındaki ikili ve çok taraflı anlaşmalar, söz konusu hususlarda yasal bir boşluk olması halinde başvurulması gereken diğer ilkeleri oluşturur. Uluslararası hukuk ilke ve kurumları, özellikle bu tür bir sınır ötesi sorunun tartışılması sırasında devreye giren bir başka etkendir. Bu kaosun ortasında IŞİD mensuplarının yargılama mizanseni nasıl gerçekleşecek? Bu yakından izlenmesi gereken bir başka tiyatrodur.

Açık ve belirli anlaşmalar çerçevesinde, ülkeler arasında sanıkların değişimi yapıldıktan sonra, vatandaşlarını kovuşturma görevinin her devletin kendi yetkisine terk edilmesini öngören bir teklif tartışılmaktadır. Suriye rejimi, "KASED" tarafından tutuklanan IŞİD’ciler, Suriye devleti ve kurumlarının yasal gücünden hareketle bu grupları tutma veya yargılama gücüne sahip olmadığından bahisle, yakalananların kendisine teslim edilmeleri yönünde çağırı yapmakta fakat bölgesel ve uluslararası arenada birçok siyasi ve hukuki sorun yaşamayan Şam yönetiminin, bu gruplarla ne yapacağı ve nasıl bir pazarlık içerisine gireceği meçhul.

Diğer yandan, Irak Devlet Başkanı Barham Saleh, terörizmin geri dönüşünü engellemek için ortak bir bölgesel güvenlik mekanizmasının kurulmasını istiyor. Bu zor koşullarda Irak'a bölgesel ve uluslararası destek almak karşılığında, binlerce tutuklu savaşçının kaderi konusunda birçok başkentle pazarlık masasına oturmaya hazır olduğunun bir sinyali midir?

Avrupa’daki bir kısım teklifler, savaşçıların Birleşmiş Milletler’in himayesinde özel mahkemeler tarafından yargılanmasını öngörüyor. Hariri davası bir kenara bırakılırsa, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi liderlerini yargılamak için kurulan Nürnberg Uluslararası Mahkemesi modelinin şekli ve politik bir yargılama olduğu ve üst düzey Nazi kadrolarını yargılamaktan ziyade, Nazizmi bir ideoloji ve sembol olarak yargılamak istediği kesindir. Bu tarihi örnek de aslında IŞİD savaşçılarının mı yargılanmasının amaçlandığı yoksa düşüncenin kendisinin mi yargılanmak istendiği sorusunu apaçık cevaplamaktadır.

Kaldı ki, IŞİD mensuplarının yargılanması için bu şekilde özel bir uluslararası mahkemenin oluşturulması ciddi hazırlıkları gerektiriyor. Büyük bir fon sağlanması, duruşmaların yerinin belirlenmesi, yargılama esnasındaki lojistik destek ve infaz için ceza evlerinin belirlenmesi gerekmekte. En önemlisi ise, bu konuda gerçek anlamda bir siyasi uzlaşma ve desteğe olan ihtiyaç.

Çözüm bekleyen bir diğer sorun ise, ülkeler arasında idam kararının uygulanmasında bulunan çifte standart ve bu konunun bağlayıcı ve kesin anlaşmalar çerçevesinde çözülmesi gerekliliği. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kuralları önümüzde dururken, öyle bir engelin aşılması imkansız görünmektedir.

Böyle tehlikeli terör örgütleri karşısında birleşmekten söz ederken, bu örgütler içerisinde savaşan yabancı ülke vatandaşlarına karşı uygulanması gereken hukuki kural ve yaptırımların ülkeden ülkeye farklılık arz ettiği göz önünde bulundurulması gereken bir husustur.

Suriye ve Irak'ta yüz binlerce kilometreyi kontrol eden IŞİD, son nefesini birkaç kilometreye kadar küçülmüş bir alanda soludu. Onu bugün gömecek olanlar doğuşuna tanık olup katkıda bulunanlar mı?

Örgütün doğduğu yer, örgütün mutlaka o topraklarda gömülmesini gerektiriyor mu? Daha önemlisi, IŞİD’in ortaya çıkmasındaki politik, sosyal, dini ve ekonomik sebeplerin ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı bilinmekte mi?

IŞİD unsurlarının sıkılaştırılması bir yana, bölgedeki bazılarının tercih ettiği "çözümün" hayatta kalmamaları olduğunu dikkate alarak devam ediyor.

Ancak asıl sorun, ilk kademede binlerce tutuklu savaşçının kaderi ile ilgilidir ve bunların 1949 insancıl hukuku ilke ve prensiplerine bağlı savaş esiri muamelesine tabi tutulup tutulmayacağı sorunudur. Özellikle de birçok devletin böyle bir formülden yana olmayacağı gerçeği masada dururken bu sorun önem kazanmaktadır.

Diğer bir problem ise, savaşçıların eş ve çocuklarının durumuyla alakalı. Eş ve çocukların durumunda nasıl bir yargılama yolunun izleneceği ve böyle bir fikir ayrılığının ortasında tanımlama, kural belirleme ve müeyyide hususlarında hangi kuralların uygulanacağı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmakta.

Bölgenin bazı kurum ve kuruluşları batılı devletlere kendi vatandaşlarını geri almaları yönünde baskı kurmakta. Buna karşın Avrupa’da ve Amerika’da hakim olan görüş, bu cihatçıların vatandaşlığının düşürülerek veya yakalandıkları yerlerde yargılanıp infaz edilerek Batı devletlerinin topun ucundan kurtarılması. Ve en kötü tekliflerden birisi de daha önce Orta Doğu’ya zehirli kimyasal atık içeren konteynır ve varillerin ihracında olduğu gibi, batı ülkelerinin söz konusu savaşçıları “ihraç” etmek üzere pazarlık masasına oturmaktan yana oldukları kesindir.

Kabul edilmesi gereken bir başka gerçek de şudur ki; Batılı hükümetler, özellikle yabancı eşlerle evlenmiş ve yurtdışında büyümüş çocuklarla geri dönmek isteyen savaşçıların iade edilmesinden yana değildir. Pazarlık, binlerce unsurun Arap-İslam coğrafyasında tutulması etrafında dönecektir. Göz önünde tutulması gereken temel husus, söz konusu militanların ve örgütlerin ortaya çıkmasının, genişlemesinin ve yayılmasının esas nedeni ilk ve son olarak batı coğrafyası değil bizim topraklarımızdır.

Tanınmış bir Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin raporuna göre, günümüzde dünyadaki "cihatçı" sayısının yaklaşık 230 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Batı istihbarat raporları ise, 80 ülkeden 40 bin erkek, kadın ve çocuğun coğrafi olarak Irak ve Suriye'de bulunduğunu söylüyor.

Bu sayıların siyasete ve sosyal politikalara dönüştürülmesiyle ifade edilen yegane gerçek, coğrafyamızdaki radikal ortam ve koşullarıdır. İsimler, sloganlar ve pankartlar değişse bile, örgüt elemanlarını besleyen ve ayakta tutan esas kaynak coğrafyamız olacaktır.

Kısacası, bölge hükümetlerinin yakalayıp tutukladıkları kişilerin muhakemesinin, kendi yöntemleriyle ve çıkarları doğrultusunda devam edeceği kesin gibi durmaktadır.

Uzman yorumcu ve analistler tarafından kabul edilen başka bir kanaat, bu formül ve yöntemlerin IŞİD elemanlarını hayatta tutacağı gibi, güçlendirip misyonlarını tamamlamak üzere önünü açacaktır.

Birçok gözlemciye göre, senaryonun tamamlanmadığı ve hikâyenin burada bitmeyeceği bellidir. Anlaşmazlık, IŞİD unsurlarının kaderini belirleme veya yargılama usulleri ile ilgili olmayıp, bu unsurları güvenlik ve politika sahnesinin kalbine geri götürmenin neden ve gerekçelerinin bulunması ve bu örgütlerin nerede ve ne zaman yeniden doğacakları soruları da yatmaktadır.

İşte burada şu soru tekrar akla geliyor: Batı hazır elinde bölgemizdeki ticari hayat ve enerji zenginliklerinin yönetimini garanti altına alacak, böyle acımasız bir suç aleti varken neden “Özel bir uluslararası mahkeme”nin kurulmasından yana taraf olacaktır?

Pek çok batı kaynaklı raporda, söz konusu grupların yeni bir amir ve emir beklediği, önümüzdeki aylarda hayata yeniden döneceği ve uykuda olan hücreleri aracılığıyla birçok yere saldıracağı belirtiliyor.

Amaç, IŞİD dosyasını manipüle edip, örgütün ömrünü uzatmak ve egemenlerin ihtiyaç ve çıkarları doğrultusunda unsurların bir yerden başka bir yere taşınmasını kolaylaştırmaktır.

Örneğin Suriye’de IŞİD geri çekilirken, El-Nursa ülkenin kuzey batısında zafer naraları eşliğinde ilerlemektedir. Yeni Suriye ve halkı, “çağdaş” devletini kurarken, kendisine ortak olacak aşırılık yanlısı cihatçı bir ideolojiye sahip çıkacak mı? Bazı cevaplar Suriye’nin ve Suriyelilerin buna hazır olduğunu ve bu durumun, yeni devrimcilerinin misyonu olduğunu söylüyor. Bu cevabın geçerliliği mutlaka gelecek günlerde sınanacaktır.