İSTİNYE ÜNİVERSİTESİ KORONAVİRÜSÜ MASAYA YATIRDI

Micheal KUYUCU 16 Şub 2020

Öte yandan İstinye Üniversitesinin sosyal konulara olan duyarlılığı özel etkinliklerle devam ediyor.

Birkaç haftadır herkes Koronavirüsünü konuşuyor. Dünyanın gündeminde olan Çin, bu kez bu konu ile gündeme geldi. Gelen haberlere bakıyorum, sosyal medya, her konuyu olduğu gibi bu koronavirüs salgınını da abarttı ve yalan haberlerle gündem yaratmaya çalıştı. Ölen sayısından tutunda hasta sayısına kadar her konuda o kadar abartılı haberler yapılıyor ki şok oluyorum. Bu sosyal medya canavarları utanmasalar ‘dünyanın sonu geldi’ diyecekler. Bir kez daha sosyal medyanın dezenformasyon konusundaki zafiyetini yaşıyoruz hep beraber. Bunun için ben artık sosyal medyadan edindiğim bilgilere hiç itibar etmiyorum, hatta takmıyorum bile. Yapılan bilimsel etkinliklere ve oradan çıkan haberlere bakıyorum.

Koronavirüs salgınına genel bakış

Bu bilimsel etkinliklerden biri de İstinye Üniversitesinde yapıldı. Üniversitenin Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Koronavirus Salgınlarına Genel Bakış” panelinde koronavirüsünün belirtileri, riskleri, korunma yolları tartışıldı. Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nuriye Fışgın virüsün hızlı yayıldığına ve aşı geliştirmenin zaman alacağına vurgu yaparken, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kaya Sami Nizamoğlu, Türkiye’nin risk altında olduğunu söyledi.

Dr. Öğr. Üyesi Kaya Sami Nizamoğlu, “Koronavirüsün hangi hayvandan kaynaklandığını kesin olarak bilmiyoruz ama bu patojeni en çok barındıran hayvan yarasalar. Temel üreme sayısı çok önemli, bu patojenlerin sağlığının göstergesidir. Bu virüsün kalıcı olup olmayacağının da işaretidir. Yani bir hasta kişi iyileşmeden kaç hasta insan üretiyor kısmına bakıyoruz. Koronavirüste temel üreme sayısı 1’in üzerine çıktı. Dünya Sağlık Örgütü 1,5-2,5 bandında olduğunu açıkladı. Daha yüksek olduğunu söyleyen araştırmalar var. 4 olduğunu düşünelim yani bir hasta kişi iyileşmeden virüsü 4 kişiye bulaştırıyor. Bu önüne geçmesi zor bir gücü var anlamına gelir. Mevsimsel geçişler gücünü bir miktar değiştirebilir. Aşısı olsaydı 1’in altına çekmek kolaydı. Koronavirüsün kalıcı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.

“Kalıcı olacaktır çünkü yarım küre değişecek” diyen Dr. Nizamoğlu, “Biz yaza gireceğiz ama kışa girecek bir yarım küre var. Koronavirüs, Çin’in Vuhan bölgesinden çıkmayı başarırsa bu ülkelerde varlığını sürdürebilir. Şu aşamadan sonra virüsün kolay kolay önünün alınacağını zannetmiyorum. Virüs solunum yoluyla bulaştığı için bahar ve kış aylarını seviyor olabilir. Ama Koronavirüs her mevsimde varlığını sürdürebilir gibi duruyor” ifadelerini kullandı. Dr. Nizamoğlu, “Türkiye gelebilir. Yakın çevremize geldi. Avrupa’da birçok ülkede var. Geldikten sonra belli bir süre kendisini belli etmeyecektir. Genelde bir ölüm vakasıyla ortaya çıkar. O da en az 50, 100 kişinin enfekte olması demek. Her yeni hasta için 7 güne ihtiyacı oluyor. Ülkemize geldikten sonra haberdar olmamız 1,5-2 ayı bulabilir” dedi.

Belirtileri nedir?

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın ise, “Virüsün yüzde 90 belirtileri arasında yüksek ateş ve öksürük var. Daha sonra bazı hastalarda nefes darlığı orta ve ağır seyredebiliyor. İshal de görülebiliyor. İleri düzeyde akciğer yetmezliğine kadar götürüyor. Akciğer ve böbrek yetmezliği olan hastalar yoğun bakımda takip ediliyor ve genellikle kaybediliyor” diyerek bu virüsün ciddi bir dert olduğuna vurgu yaptı.

İstinyeliler Elazığ’da

Öte yandan İstinye Üniversitesinin sosyal konulara olan duyarlılığı özel etkinliklerle devam ediyor.  İstinye Üniversitesi Öğrenci Merkezi ile bir araya gelen İstinyeliler Elazığ'da gerçekleşen depremden etkilenen vatandaşlarımıza yardım eli uzatmak için yola çıktı. Bu konuda çok güzel bir yardım kampanyası düzenleyen üniversite tam alamı ile bir ekip ruhu dayanışması gösterdi ve öğrencisinden çalışanına kadar herkes el ele vererek Elazığ’da depremden mağdur olan dostlarımıza destek olmak için bir seferberliğe girdi.  Deprem bölgesine kısa sürede gönderilen yardım malzemelerinin ardından İstinyeliler şimdi de yardım eli uzatmak için Elazığ'a gitmek üzere yola çıktı Üniversite öğrenci merkezi oraya varır varmaz hemen çalışmalara başladı. İlk gün il müdürlüğü koordinesinde beş, altı farklı noktada çocuk çadırlarına gittiler. Oradaki çocuklara Çocuklarla Ebru atölyesi- 3D ahşap Maket atölyesi, yüz boyama gibi birçok etkinlik yapacak olan İstinyeliler oradaki çocuklara moral desteği verecekler. Bunu yapan tek üniversite İstinye oldu, bu hassasiyetlerinden dolayı kendilerini kutluyorum. Kötü günlerde milletçe kenetlenmemiz gerektiğinin en somut örneği oldular.

Demans için toplumsal farkındalık projelerinin yapılması lazım

Son zamanlarda çevremde demans ve Alzheimer hastalığını çok duyuyorum. Bu hastalık dünyada en çok konuşulan hastalıklardan biri. Bu konuda maalesef tıp fazla bir ilerleme kaydedemedi. Türkiye’de de fazla bir çalışma yapılmıyor. Ancak hastalık insanların belirli bir yaştan sonra hayat konforlarını alt üst ediyor. Çevremde çok vakaya rastladım. En son Türk popunun efsane söz yazarı Fikret Şeneş ile ilgili bir araştırma yaparken onun da 94 yaşında aramızdan ayrıldığı sırada Alzhemier hastalığı ile mücadele ettiğini öğrendim ve çok üzüldüm.

Hepimiz potansiyel bir demans hastasıyız

Bu hastalık bence çağın hastalığı ve tedavisi yok. Avrupa’da nüfus yaşlandığı için orada bu hastalığa biraz daha fazla önem veriliyor, ama ülkemizde az çalışma var. Şu an genç bir nüfusumuz var ama otuz, kırk yıl sonra bu gençler de bizde yaşlandığımızda potansiyel bir demans hastası olacağız. Bu konuda TÜBİTAK başta olmak üzere sağlık bakanlığının çok ciddi çalışmalar yapması lazım.

Bu hastalığı hafife almayıp hep aklımızın ucunda bu hastalık ile ilgili bir şeyler tutmalı, bu hastalık ile ilgili bilgiler edinmeliyiz. Çünkü çok sinsi bir hastalık bu ve yavaş yavaş ilerler sonrada bakmışsınız ki iş işten geçmiş. Mesela geçtiğimiz hafta Alman Alzheimer Akademi Başkanı Mefküre Ülker, demans hastası olan birçok insanın halüsinasyon ve sanrılardan söz ettiğine işaret ederek bu gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Ülker, ilk kez 1907 yılında Alois Alzheimer tarafından Alzheimer demansı olan hastalarda bu tür psikotik belirtiler olabileceğini ve bunun büyük bir sorun olduğunun açıklandığını hatırlatarak demansın psikotik semptomları gösterenlerde daha hızlı bir şekilde geliştiğine vurgu yaptı. Bu ilgimi çekti ve yazısını okudum.

Mefküre Ülker, “Demans hastası olan birçok insan halüsinasyonlardan, sanrılardan söz eder; 10 Alzheimer hastasından 4’ü bu tür semptomlardan muzdarip…” derken konuya ““Hasta, hiç kimse konuşmasa bile sesler duyar, ortada olmayan bir şey görür, cildinde bir şey hisseder, bir şey koklar ya da tadar. Halbuki kendisine hiçbir şey dokunmaz, ortada hiçbir koku ya da ağzında hiçbir şey yoktur. Bazıları birileri tarafından kontrol edildiğini, kendisine zulmedildiğini, tehdit edildiğini veya bir komplonun hedefi olduklarını düşünürler. Psikotik belirtiler gösteren kişiler, düşüncelerinin kendisine dışarıdan geldiğini, diğer insanların düşüncelerini okuyabildiğini veya davranışlarını kontrol ettiklerine de kendilerini inandırabilirler. Bu durum genellikle anksiyeteyi tetikler.”  Sözleriyle açıklık getirdi. Bu hastalığı lütfen ciddiye alın. Çevrenizdeki büyüklerinizi inceleyin, kontrollerini sık sık yaptırın.  Ben kendi akrabalarımda da yaşadım dostlarımın akrabalarında da yaşadım. Bu hastalık geçmişe göre bugün daha sık ortaya çıkıyor. Bunun tabii ki nedeni hepimizin yaşadığı, stres, uykusuzluk, kötü beslenme ve en önemlisi “tüketim toplumunun birer esiri” olmamızdan kaynaklanan davranış bozuklukları. Bu konuda özellikle tıp fakültelerini, üniversiteleri biraz farkındalık yaratmak adına çalışmaya davet ediyorum. Çünkü günümüz koşullarına bakacak olursak bugün Alzheimer’ın düne göre gelme şansı daha yüksek.

Araplar Türk oyunculara benzemek için estetik doktorlarının kapısında yatıyor

Medikal estetik hekimi Doktor Birgül Altuntürk, son dönemlerde yurt dışından estetik operasyonları için yoğun talepler aldığını açıkladı. Altuntürk, kendilerine estetik alanında ise en çok yabancı turistin Ortadoğu ülkelerinden geldiğini söyledi. Doktor Birgül Altuntürk, yurt dışında yayınlanan Türk dizi ve dizi oyuncularına olan yoğun ilginin sağlık turizmini de hareketlendirdiğini belirterek, "Bizlere en çok Arap ülkelerinden hastalar geliyor. Tuba Büyüküstün, Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ, Burak Özçivit, Serenay Sarıkaya, Özcan Deniz, Aslı Enver gibi isimleri sorarak onlara benzemek için “Estetik uygulamalar istiyor” dedi.

Doktor Google kirlilik yarattı

Doktor Birgül Altuntürk, Türkiye’nin estetik konusunda oldukça ileri bir noktada olduğunu söyledi ve "Estetik sağlıkta çok ileri ve çok iyi noktadayız, eğitimliyiz. Her yeniliği anında Türkiye'ye getiriyoruz. Ve de yurt dışına göre çok çok ucuz yapıyoruz. Ayrıca, Türkiye Estetik Sektörü açısından dünya da çok ileri bir noktada. Bize başvuran her hastanın kafası oldukça karışık. Doktor shoping ve de doktor Google müthiş bir kirlilik yarattı insanların beyninde. Türkiye'deki tüm kliniklerdeki işlemler hemen hemen aynı. Kimisi saten yüz bakımı kimisi safir diyor. Bu olayın ticari satış biçimi. Bence doğru estetik ve bakım; işinde uzman güvenilir hekimlere teslimiyet, ihtiyacı hekiminizin belirlemesi..." diyerek Türk hekimlerinin bu konuda dünya kalitesinde olduğuna vurgu yaptı.

Türk dizileri dünyada ciddi bir başarı yakaladı, çok kaliteli çekimlerle üretilen bu diziler her ne kadar Türkiye’de biraz eleştirilse de dünyada özellikle Balkan ülkelerinde ve Arap yarım adasında çok ciddi bir PR oldu. Türkiye’nin imajının modernleşmesine katkıda bulundu. Artistlerimiz de kaliteli ve güzel. Özellikle Yunanlılar ve Araplar onlara aşık. Bu kültür ihracatı adına çok olumlu ve güzel bir olay. Bakın şimdi de artistlerimize benzemek için doktorlarımıza başvuruyorlar. Ne güzel, demek ki dizilerimiz öyle sandığımız kadar da zararlı değilmiş.

Sevgililer Günü piyasaları canlandırdı

Sevgililer Günü’nü herkes eleştiriyor ama herkes bir şeyler yapıyor, para harcıyor. Cuma dünyada kutlanan Sevgililer Günü herkesi sistemin istediği gibi tüketime zorladı. ABD’de bu yıl kişi başına Sevgililer Günü için yapılan harcamanın 196 dolar olması bekleniyor. Bu geçen sene 162 dolardı. Tüm dünyada bu özel günde yapılan harcamalar arıyor. Statistanın yaptığı açıklamaya göre 2010 yılında kişi başına yapılan 103 dolar iken bu on yılda 196 dolara çıktı. On yıldır Amerika’da sevgililer günü için yapılan tüketim devamlı bir artış halinde. Ne diyelim, yaşasın kapitalizm (!)

Reynmen Avrupa’da

Yeni nesil müzik piyasasını yönlendirmeye devam ediyor. Üç, dört yıl öncesine kadar kimsenin tanımadığı, Youtube’da basit videolar çeken, üniversite terk bir çocuk vardı. Bu çocuk arkadaşlarına gırgır yapmak için videolar çekip sosyal medyada paylaşıyordu. Birden bu çocuk sosyal medyada konuşulmaya başladı. Üstüne şarkı söyledi, geçtiğimiz yaz 2 playback şarkılık bir konser verdi ve dünyanın parasını aldı. Şarkıları özellikle dijital müzik platformlarında patladı ve bir anda gençlerin RAP starı oluverdi.

Reynmen’den bahsediyorum. Onu tanıyanlar bile onun bu kadar başarılı olacağını beklemediklerini söylüyor herke şaşkın. Sadece yeteneğini gösteriyor bir şeyler üretiyor ve yürüyor. Daha sonra bu çocuğun Cem Yılmaz’ın yeğeni olduğu ortaya çıktı. Yakaladığı şöhrette Cem Yılmaz’ın rolü var mı yok mu bilmiyorum, ama bu çocuk geçmişte İsmail YK’nın yakaladığı o çılgın başarıyı yakaladı. Şimdi “RNBESK” adında bir albüm yayınladı. Albümün çıkış şarkısı “Leila” ile dijital müzik platformlarında Türkiye’de bir, Avrupa’da üç numarayı gördü. Daha klipte çekmedi. Şimdi bu albümünün Avrupa turnesine çıkacak. En küçüğü dört bin en büyüğü ise on sekiz bin kişilik sahnelerde şarkılarını seslendirecek. Gideceği yerlerde hiç fena yerler değil:

  5 NİSAN  Munchen –Zenıth

10 NİSAN  Zurıch –Hallenstadıon

11 NİSAN  Wıen –Hallmann Dome

12 NİSAN  Berlin –Velodrom Ufo

13 NİSAN  Frankfurt-Jahrhunderthalle

15 NİSAN  Herttogenbosch –Main Stage(Brabanthallen)

17 NİSAN  Ludwıgsburg –MHP Arena

18 NİSAN  Köln- Lanxess Arena

19 NİSAN   Dortmund –Warsteıner Music Hall

Şimdi Reynmen’i görünce oturup bazen düşünüyorum. Eğitim mi? Şans & kader mi? Yetenek mi? Hangisi popüler kültürde başarının anahtarı. Bu üç faktör üzerinden Reynmen’i izliyorum. Kimse kusura bakmasın başarıda hangisi önemli bilmiyorum, ama eğitimin önemsiz olduğunu adım gibi biliyorum. Bunun en basit örneği bu genç yetenekli adam.