KALP İLE AKIL

Biraz zorlanarak "Acaba insanın kalitesi mi düşüyor?" diye sorduğumuzda yeni sorulara muhatap oluyoruz. Sorulardan biri konuyu özünden yakalamış: "Günümüz insanı kalbi ile aklı arasında arafta mı kalıyor?"

Biraz zorlanarak “Acaba insanın kalitesi mi düşüyor?” diye sorduğumuzda yeni sorulara muhatap oluyoruz. Sorulardan biri konuyu özünden yakalamış: “Günümüz insanı kalbi ile aklı arasında arafta mı kalıyor?”

Tam da bunu söylüyoruz. Kalp ve akıl değerleri arasındaki mesafe açıldıkça insan olmaktan uzaklaşıyoruz. Zira bu iki temel değer kümesi, insan dediğimiz muazzam sistemin bütünlüğünü sağlıyor. Köprüyü taşıyan iki direk arasındaki mesafe açıldıkça köprününsallanması misali günü müzde kalp ile aklın uzaklaşması da ruhumuzu adeta sallıyor. Kalp ve aklın uzaklaşması, deniz ortasındaki insanın, iki küreği de kullanamadığında kayığın yol alamaması ve akıbetinin denizin elinde olmasına benzer.

Kalp; gönül, ruh, duygu, şuur, sezgi ve anlam alanımızı, akıl ise mantık, kavrayış, zekâ, sayı, kural ve somut alanımızı kapsar. Kalp sezmek ve inanmak ister, akıl düşünmek, bilmek ve anlamak ister. Kalp hissetmek, akıl dokunmak ister. Kalp etik odaklı moral zekâ potansiyelimizi, akıl mantık odaklı zihinsel potansiyelimizi temsil eder. Kalp vermek, akıl almak ister. Akıl bazen verme tarafında olsa da daha fazla almak içindir. Sonuçta kalp mana, akıl madde alanımızı yönetir.

İnsanda akıl ile kalp değerlerinden hangisinin daha önemli ve belirleyici olduğu tarih boyunca tartışıla gelmiştir. Zira yeryüzündeki insan sayısı kada r farklı akıl ve kalp buluşmasısöz konusudur. Öyle ki akıl ve kalp bütünlüğündeki alaşım her bireyde kendisine has şekillenir.  

AKIL VE KALP AYRI DÜŞÜYOR

İnsanın yaşamı, bu iki değer kümesinin karşılıklı etkileşimine sahne olur. En küçük bir davranışın tercihinden hayatımızda belirleyici kararlara kadar yaşamımızda kalp ve akıl değerlerimizin mücadelesi söz konusudur. Hangisinin belirleyici olacağı, temel kişilik yapımıza, yetişme biçimimize ve konuya göre farklılık gösterir. 

Bazen kalp değerlerinin bazen de aklın öne çıkması, belirleyici olması ve böylece dengenin kurulması gerekir. Zira bu iki değer zinciri her insanda vardır, biri iyi biri kötü değildir. Ancak sağlıklı bir ruh için bunların uyum içinde olması ve birbirlerini tamamlaması şarttır. Bazen kalp bazen akıl belirleyici olur. Örneğin evlilik sürecine ilişkin kararda eş adaylarının kalp ve gönül taraflarının önde olması, eve bir eşyanın satın alınmasında akıl ve mantığın önde olması istenir. 

Günümüz insanı kalp ve aklın kullanımında iki temel tehlikeyle karşı karşıyadır. Birincisi uzun zamandır dile getirdiğimiz kalp değerlerinin kapsama alanının daralması ve gönüllerde boşlukların oluşmasıdır. Gerçekten de her şeyin ölçüsü olarak aklın yeterli olduğunu savunan akılcılık akımının, günümüz insanını getirdiği yer bellidir. En gelişmiş teknolojilere rağmen bilgi çağının insanı, mutsuz ve uyumsuzdur. Çünkü kalp ve gönül değerlerinin yaşamımızdaki alanı daralmış, aklı tamamlama özelliği zayıflamıştır.

Bu konudaki ikinci sorunumuz ise akıl ve kalbin hızla birbirlerinden uzaklaşması, keskin uçların oluşması ve biri varken diğerinin var olmakta zorlanmasıdır. İşte bu sorun; insanın yaşamında aklın lehine genişleyen ve kalp değerlerinin daralmasının getirdiği ruhsal sıkıntılardan çok daha büyük ve daha derin ruhsal problemlere yol açacak düzeydedir. 

AKIL MADDENİN KALP MANANIN PEŞİNDEDİR

Evet, insanın asıl definesi gönül ve kalp değerleridir ki ruh bununla tatmin olur. Ancak bu yüksek düzeyli ruhsal tatmine erişmek için aklın yol göstericiliğine ihtiyaç vardır. Bunun tersi de geçerlidir. Aklın içinden çıkamadığı yerde de his dünyamız imdada yetişir. Kalp ve gönül tarafı zayıf bir akıl gibi, akıl tarafı zayıf bir kalp de eksiktir ve tamamlanmaya ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir ruh hali için kalbin de düşünebilmesi, aklın da sevebilmesi lazımdır. 

Bunun içindir ki kalp sever, âşık olur, akıl ise sevileni elde etmek ister ve ikisi de birde buluşur. Kalp inanır, akıl amel eder. Kalp soyut âlemin, akıl somut âlemin peşindedir. Akıl yeme, içme, korunma, barınma gibi günlük maddi bedensel ihtiyaçları gidermenin, kalp ise duygusal, sosyal ve ruhsal ihtiyaçların peşindedir. Akıl dokunabildiğimiz madde dünyasının kalp ise dokunamadığımız mana dünyasının peşindedir.

Akıl; varlığı tasvir ve tarif eder, işleyiş yasalarını belirler. Kalp; tasvir ve tarifle yetinmez işin içine girmek, hissetmek ve yaşamak ister. Mevlana’nın ifadesiyle akıl, denizin özellikleriniuzunca tarif eder. Ama bu, denizi anlamamız için yeterli değildir. Kalp denizin içine girmek, onu hissetmek ve denizle bütünleşmek ister. 

Akıl madde ile kalp mana ile beslenir. Birbirini tamamlayan ve sonuçta bizi insan kılan bu bütünlük, dijital dünyanın ve sanal âlemin tahribatıyla birbirinden uzaklaşıyor. Ve günümüz insanı aciz bir görüntü veriyor. Akıl ve kalp arasında arafta kalmak, bizi esasen cennetimiz olan diğer insanlardan, hakikatin peşine düşmekten ve anlam arayışından hızla uzaklaştırıyor. Unutmayalım ki doğrunun peşindeki akıl, güzelin peşindeki kalp değerleriyle taçlanır.