TDV sağ 160x600


KARADENİZ'DE DOĞAL GAZ REZERVİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bu rezerv ve yansımaları için sabırlı olmak gerekmektedir.

Karadeniz’de tespit edilen 320 milyar metreküplük rezervin ülkemize birçok yönden stratejik avantajlar sağlayacağı açıktır. Kıyıdaş ülkelerle münhasır ekonomik bölgelerin önceden mutabık kalınarak karşılıklı anlaşmalarla belirlenmiş olması, ayrıca Karadeniz’e  kıyısı bulunan ülkeler arasında deniz hukuku kapsamında ciddi sorunlar bulunmaması kısacası hukuki açıdan sorunsuz bir alanda bulunması, Türkiye’nin bu ülkelerle Ege ve Akdeniz ile kıyaslandığında sorun sayısının azlığını dikkate aldığımızda öncelikle rezerv sahasının kontrolü ve sonrası işlemler için güvenlik endişelerini büyük ölçüde ortadan kaldırdığını söylemek mümkündür.

Bu rezerv ve yansımaları için sabırlı olmak gerekmektedir. Bu bölgenin ilk defa araştırma yapılan bir bölge olmadığı dikkate alındığında elde edilen sonuçların daha bilimsel verilere dayandığı ifade edilebilir. Rezervin gerçek miktarı, kullanılabilir hale getirilmesi için yapılacak çalışmalar vb. ayrı teknik konulardır. Ancak, şu unutulmamalıdır. Bu yol bilinmektedir. Dünya üzerinde birçok örnekleri bulunmaktadır. Rezerv netleştiği, fayda-maliyet analizleri tamamlandığında yatırım yapabilecek uluslararası hidrokarbon şirketlerinin sayısının artabileceği dikkate alınmalıdır. Rezervin tespitinin açıklandığının ertesi günü bu kapsamda çalışan şirketlerin ilgilenmedikleri gibi birtakım söylemler gerçeklikten uzaktır. Bu tür şirketlerin çok kapsamlı Stratejik Öngörü ekipleri bulunmaktadır ve bu ekipler ciddi analizlerle geleceği daha belirli hale getirmek için çaba göstermektedirler. Ve bu şirketler öngörü ekiplerinin senaryolarına göre yatırım kararı vermektedirler. Sadece Karadeniz değil, hidrokarbon, hidrant, kaya gazı, yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli dahil her türlü potansiyel kaynak üzerinde hazırlanmış belgeye dayalı verileri bulunmaktadır. Bu nedenle bu tür şirketlerin ilgisi konusunda biraz daha beklemek gerekmektedir. Bulunan rezervin doğal gaz olması rezervi daha çekici hale getirmektedir. Dünya üzerinde petrol kullanımı teknolojik ve yasal gelişmelerle giderek sınırlanmaktadır. Petrol fiyatlarının düşük seyretmesinin en önem nedeni petrol tüketimi konusunda azalan taleplerdir. Özellikle Avrupa’da elektrikli/hibrit araçların kullanımlarının artması ve buna karşılık dizel araçların kullanımının giderek artan ölçüde yasaklanması ile petrol bağımlılığının zaman içinde azalacağı öngörülmektedir. Örneğin, İsrail, Doğu Akdeniz’de bulduğu doğal gazı başta kamu araçları olmak üzere araçların tamamında kullanarak, petrol kullanımını kaldırmayı hedeflemektedir.

Açıklanan rezerv gelecek açısından umut vericidir. Konuyu sadece milletimize sağlayacağı moral ve motivasyon artışı olarak görmemeliyiz. Miktarı az veya çok olabilir. Ancak, Türkiye bu konuda ciddi bir teknoloji gelişimi sağlayabilecek, yeni tesisler ve eğitimde bu alana yönelik yeni bölümler açılabilecek, özellikle gençlerimiz arasında yaygın olan işsizlik konusuna zaman içinde çözüm olabilecektir. Süreci her bilgiyi/veriyi abartmadan, bilim insanlarının destek sağlamalarına imkan yaratacak şekilde verileri paylaşarak, katılımcılığı arttırabilmek için her türlü görüş ve öneriye açık olarak, eleştirel düşünceyi farklılık olarak görerek yolumuza devam etmeliyiz.

Türkiye, kutuplaşmanın sonuçlarını sevinç ve üzüntüde bile ayrışarak görmektedir. Ve bu kutuplaşmanın oluşturduğu fay hattı giderek genişlemektedir. Fay hattının bir an önce genişlemesi ve depreme dönüşmesi için ellerini ovuşturanlara meydan verdiğimizi göz ardı etmemeliyiz. Ege denizinde ve özellikle Doğu Akdeniz’de günümüzde yaşananlara, ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsü tarafından 1986 yılında yayımlanan, 2018 yılında 3’üncü baskısı yapılan “Deniz Harekatı ve Donanma Taktikleri” isimli referans kitabın “Ege Muharebesi” başlıklı 15’inci bölümü kimlerin ellerini ovuşturduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu bölümde; ilk kez gerçek harita ve olguların kullanıldığı, ilk kez bir NATO ülkesinin (Türkiye) diğer bir NATO ülkesi (ABD) tarafından açık bir şekilde düşman statüsüne alındığı, bir NATO ülkesini diğer bir NATO ülkesine karşı (Yunanistan) açıkça kışkırtıldığı görülmektedir. Senaryo içeriğine özetle aşağıda yer verilmiştir. https://www.aydinlik.com.tr/dogu-akdeniz-de-ikinci-sevr-ve-hayali-turk-amerikan-deniz-savasi-cem-gurdeniz-kose-yazilari-nisan-2019#3

“Senaryo, Kıbrıs’a Yunanistan’ın balistik füzeler yerleştirmesini Türkiye’nin bunu önlemesi ve fırsattan yararlanarak benzer silahların yerleştirileceği Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve İstanköy adalarını işgal etme niyeti üzerine kurgulanmış. Başlangıçta senaryonun Türkiye’yi hedef almadığı, 1920 yılında Amerikan donanmasının İngiliz donanmasına karşı oynadığı harp oyunlarına benzetilerek kurgulanmış olduğu belirtilse de, metinde Türkiye için ‘dost görünümlü güçlü bir düşman’ ifadesi kullanılması bu kabullenmeyi baştan çürütüyor. Türkiye’nin İslami değerlere sahip çıkan, ancak fanatik teokratik yaklaşıma sahip olmayan bir ülke olduğu belirtilen senaryoda, Amerikan ateş gücünü Türk anavatanına yönlendirmenin ABD çıkarları için bir felaket olacağı vurgulanıyor. 
Senaryo gereği, silahlı çatışma alanı olarak sadece deniz tarafı kullanılmış. ABD 6. Filosu, başlangıçta Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünü sağlamak ve Yunan Donanmasının yok oluşunu önlemek için Kıbrıs’a giden Türk amfibi konvoyuna ve filosuna karşı Aegis sınıfı kruvazörleri gönderiyor. Türkiye birini batırıyor. Onlar da adaya giden Türk tank çıkarma gemisini (LST) batırıyor. Gemiyle birlikte 700 kişi kaybediliyor. Daha sonra savaş Ege’ye yayılıyor, Türkiye Boğaz önü ve Doğu Ege adalarını işgale yöneliyor. 

 Filonun hedefi amfibi gücü adalara varmadan diğer muharip unsurlarla birlikte imha etmek. Bunun için de Türk savaş gemilerinin karşısına yem olarak 6 adet korvet tipi gemi çıkararak Türk unsurları açık denize çekmek. Bu gemiler Türkleri oyalarken senaryoda gelecekte sahip olunması gerektiği vurgulanan 8 adet Phantom ismi verilen ve her biri 10 tane taktik balistik füze taşıyan kıyı sular saldırı gemileri ile Türk donanmasının işini bitirmek hedefleniyor. Senaryoda çok güçlü düşman olarak gösterilen Türkiye’ye karşı Ege’deki Türk kıyılarından itibaren tam bir deniz kontrolünün tesisi amaçlanıyor. Kıyı sularda deniz savaşının değişik taktik, doktrin ve muharebe sistemleri gerektirdiği ve yeni gemi tipleri ile silahlara olan ihtiyaç öne çıkarılıyor. Senaryoda amacın, savaşı karaya yaymadan sadece denizde kısıtlı ve emniyetli bir hareket yaparak riski azaltmak olduğu belirtiliyor. Böylece hem Türkiye’yi tamamen kaybetmemek ve aynı zamanda Amerikan gemi ve can kaybını artırmamak amaçlanıyor. Senaryo Amerikan Başkanını tam bir Yunan hayranı yaparken, Amerikan Milli Güvenlik Kurulu Kıbrıs’a yönelik fiili bir harekatın ABD’ye yapılmış olacağı tehdidini ihmal etmiyor. Yunanistan’a da hiçbir adasının işgal edilmeyeceği garantisi veriliyor. Her nasılsa savaşı Türkiye, Amerikan kruvazörünü batırarak başlatıyor. Senaryoda dikkat çeken bir diğer önemli husus, Ege gibi kıyı sularda Amerikan donanmasının bu sahada tecrübeli Türk donanması karşısında büyük riskler alamayacağı ve gemi kayıplarına tahammül edemeyeceğini belirtmesi. Bu nedenle Truman uçak gemisi, Türk Hava Kuvvetleri ve Türk gemilerinin füze menzili içine sokulmuyor. Diğer taraftan kıyı sularda Harpoon benzeri gemiye karşı güdümlü mermilerin de ana kara ve adaların gölgesi nedeni ile güvenilir olmayacağı genellemesi yapılıyor. Senaryoda Ruslar da Türkleri ikna için aracı olarak kullanılmış. “Türklere söyleyin. Adaları işgal etmesin.’’

Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in tamamen katıldığım değerlendirmelerine aşağıda yer verilmiştir.

 “Kitabın bu bölümü salt bir deniz taktik kitabının çok ötesindedir. Türkiye’nin Ege, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de çıkarlarını korumak için Yunan deniz gücü ile karşı karşıya kaldığında Amerikan gücünün kayıtsız şartsız Yunanistan’ın yanında olacağını ve bu uğurda gerekirse Türk donanmasını imha edebileceğinin açık mesajı verilmektedir. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin kıta sahanlığını koruma kararlılığı ve hidrokarbon kaynakları mücadelesine yönelik gönderme yapılmaması da çok ilginçtir. Halbuki bugün için asıl mesele Ege’deki durumdan çok daha önemli olan Doğu Akdeniz enerji kaynakları mücadelesidir. Bir bakıma kurguda, Türkiye’yi Ege sorunlarına çekerek, Doğu Akdeniz yetki alanı paylaşım mücadelesini ikinci plana atmasını arzulayan bir mesaj verilmeye çalışılmıştır. Senaryoda Türkiye’nin Avrasya’ya ve özellikle Rusya’ya tamamen yönelmemesi için de tedbirler alındığını görüyoruz. Örneğin Türk Amfibi gücünü önlemek için çok fazla can kaybına neden olacağından denizaltıların kullanılması ya da ana karaya hava saldırısı istenmiyor. Yani Türk kamuoyunu kazanmak için açık kapı bırakılıyor. Diğer yandan Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a bu senaryo ile aslında bir görev verilmektedir. “Türkiye’nin askeri gücü çok artmıştır, siz şimdi ön alırsanız, bizim de desteğimizle Türkiye’yi yener, karada ve denizde siyasi hedeflerinize ulaşırsınız.” 

Yukarıda yer verilen senaryo ve değerlendirmeleri dikkatlice değerlendirdiğimizde niçin birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmemiz gerektiğinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu senaryonun devamında Türkiye için giderek derinleştiği belirtilen toplumsal kutuplaşmaktan yararlanarak bir iç savaş çıkarmak da yer almaktadır.

Afetler de bile siyasi partiler sorunun kaynağını karşı tarafta aramakta, afetin nedeni olarak karşı tarafı görmeye devam etmektedirler. Unutmayalım esas gücümüz moral ve motivasyonu yüksek insan gücümüzdür. Kuvay-ı Milliye ruhunu her zaman diri tutmalıyız. Bu ruh karşımıza çıkacaklara gereken dersi vermeye yeterli olacaktır..