KAZAKİSTAN OLAYLARI: ÇAL (KIR SAÇLI/İHTİYAR)  GİTSİN Mİ?

Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Suriye, Kırım, Afganistan, Dağlık Karabağ derken Kazakistan.

Geçen haftaki yazımda, ABD’nin dağılma süreci yaşayıp yaşamayacağını analiz ederken, bu hafta birden yüzümüzü farklı bir yöne, Kazakistan’a çevirdik. Bu arada dünya gündemine düşen ancak nükleer silah sahibi ülkelerin yaptığı, nükleer silahlardan arınma ve silahsızlanma konusunda açıklama gerçekçi olmadığı için dünya kamuoyunda beklenen etkiyi yaratmadı.

Ukrayna, Belarus, Gürcistan, Suriye, Kırım, Afganistan, Dağlık Karabağ derken Kazakistan. Rusya kendi güvenlik şeridini çekmeye, yakın çevre doktrinini dünyanın gözleri önünde hiç çekinmeden uygulamaya devam ediyor. Ukrayna’daki gelişmelere bağlı olarak sıraya Letonya, Estonya  ve Litvanya’nın girebileceğini dikkate almak gerekir. Kaliningrad şehri’nin (Rusya'nın Rusya ile kara bağlantısı olmayan, Litvanya ile Polonya arasında Baltık Denizi kıyısında bir toprağıdır) Rusya ile bağlantısını sağlamak ve bu şehrin kuzeyinde yer alan, kendini savunmaktan aciz üç küçük devleti eskiden olduğu gibi sınırlarına dahil etmek, batıya karşı Rusya’ya jeopolitik bir üstünlük sağlayabilecektir.

Bu tür bir gelişmenin, Putin’in “NATO’nun doğuya doğru genişlemesinde Rusya’nın kandırıldığı, verilen sözlerin tutulmadığı” ifadesini  birçok defa vurguladığını dikkate aldığımızda öngörülebilir olacağını NATO’nun planlama çalışmalarında da görebiliyoruz. Kaliningrad’ı ayrı bir yazı konusu olarak dikkate alacağımı beliterek Kazakistan olaylarını analize devam ediyorum.

Kazakistan olaylarının beklenilmeyen bir gelişme olmadığını düşünüyorum. ABD’nin ve daha önce SSCB’nin dağılmasına yönelik nasıl emareler varsa, bu gelişmenin de birçok emaresi bulunmaktadır. “Kazakistan olaylarının ardında kim var?” sorusuna cevap arana dursun, geçmişe dayalı olarak yapılacak öngörüye dayalı bir analiz bizi bugünlere getirmektedir aslında. Yolsuzluk, yoksulluk, özgürlük talebi vb. demokratik kavramların etkisinin çok fazla olduğu bir gerçek.

SSCB ARDILI DEVLETLER

Gerçek olan ise Rusya’nın asla ve asla SSCB ardılı devletleri rahat bırakmadığıdır. Bu devletleri rahat bırakmayan sadece Rusya değildir elbet. ABD, İngiltere, Çin ve Almanya’yı da bu konuda Rusya’ya ekleyebiliriz. 1991 yılında SSCB dağıldıktan sonra bir ara sendeleyen Rusya “Putin’in ifade ettiği SSCB’nin dağılmasının yol açtığı jeopolitik çöküş”den çıkmanın müdahalelerine hızla devam etmektedir. Bu sendromu yok etmek en büyük düşüncesidir ve bu konuda attığı her adım aslında yolsuzluk, yoksulluk, özgürlük ortamında çöküş yaşayan Rus halkına moral anlamını da taşımaktadır. Dağlık Karabağ’da, Türkye’nin devreye girmesi ile prestij kaybeden Rusya, bundan sonra yakın çevresinde bu tür gerilemelere yol açabilecek unsurlara karşı taviz vermemekte kararlıdır. Rusya’nın prestijinin yara aldığı diğer bir olay ise, Mayıs 2021 tarihinde gerçekleşen Kırgızistan-Tacikistan çatışmasıdır.Kendisi ve bu ülkelerin üyesi oldukları Kolektif Güvenlik Örgütü bu çatışmayı önleyememiş, daha doğrusu önlememek için bir çok gerekçe ileri sürülmüştür.

10 Aralık 2020 tarihinde Rusya Devlet Duması Eğitim ve Bilim Komitesi Başkanı Nikonov’un “Bugünkü Kazakistan toprakları SSCB ve Rusya’nın büyük bir hediyesidir. SSCB bu toprakları Kazakistan’a kiraladı” sözleri ile Putin’in 2014 yılında yapmış olduğu “Kazakların 1991 yılından önce hiçbir devlet kuramadıkları” yönünde ki açıklaması aslında Rusya’nın bakış açısını netleştirmektedir. Bu ifadeleri jepolitik çöküş sendromu altında bulunan Rusya’nın hayallerinin söylemlere dökülmüş şekli olarak görmek gerekir. Özellikle Rus nüfusun yoğunlukta yaşadığı Kuzey Kazakistan’ı Rusya, SSCB döneminde olduğu gibi nüfuz alanı olarak görmeye devam etmektedir.

ÖNEMLİ ASKERİ ORTAK

Rusya-Kazakistan ilişkileri sıradan iki ülke ilişkileri gibi değildir. Rusya, Kazakistan’ın en önemli askeri ortağıdır.Rusya’nın antibalistik füze üssü Kazakistan’da bulunmakta,SSCB döneminden beri Baykonur uzay üssünden yararlanmaya devam etmektedir. 22 Aralık 2021 tarihinde Rusya ile Kazakistan  arasında güvenlik anlaşması imzalanmış, aynı gün Kazak parlamentosu Rusya ile siber güvenlik, istihbarat, terörle mücadelede iş birliği sağlayacak bir belgeyi onaylamıştır. İç kamuoyunda  giderek artan Rus karşıtlığını azaltmaya çalışan Kazakistan, ABD ile 5 yıllık askeri işbirliği anlaşmasını, İtalya ile 2022‘de yürürlüğe girecek benzeri bir anlaşmayı imzalamış, Türkiye’den İHA ve zırhlı araçlar satın almıştır. Ayrıca, Rusya, Belarus ve Kazakistan arasında kurumuş bulunan bir gümrük birliği Kazaksitan’ın Rusya’ya bağımlılığı arttıran diğer bir faktördür.

URANYUM ÜRETİMİNDEKİ ÖNEM

Kazakistan’ı, Rusya’ya bağımlı kılan önemli faktörlerden bir de üretilen ham petrolün Rusya’nın Karadeniz’deki limanı Novorossiysk üzerinden pazarlanmasıdır. Günde 1.6 milyon varil ham petrol üreten Kazakistan’ın 2021 yılı ham petrol üretimi 85.7 milyon tonu bulmuştur. Ham petrol ihracaatçısı ülkeler arasında 9’ncu sırada yer alan Kazakistan kömür üretiminde dünya’da 10 ncu sıradadır. Aynı zamanda en büyük uranyum üreticisidir. Olaylar sırasında uranyum fiyatlarında ki yüzde 8’lik artış Kazakistan’ın uranyum üretimindeki önemini göstermektedir. Kişi başına düşen gayri safi milli hasılası 27 bin dolar olan, 35 milyar dolardan fazla dolar rezerve sahip, ortalama maaşın 570 dolar olduğu Kazakistan diğer yer altı kaynakları ve geniş coğrafyası ile Orta Asya’nın en zengin ülkesi konumundadır.

Diğer taraftan zaman zaman Çin’de yayımlanan makalelerde Kazakistan topraklarının Çin’e ait olduğunu ileri sürülmektedir. Tek yol tek kuşağın öenmli bir güzergahını oluşturan bu topraklarda Çin’in kapsamlı yatırımları bulunmaktadır. Ayrıca, Çin, başı sıkıştığında para bulabildiği bir ülke konumunda, Pekin’de Londra’ya uzanan 11 bin kilometrelik demiryolunun 2500 kilometresi Kazakistan topraklarından geçmektedir.

DEMOKRATİKLEŞME VE UZAKLAŞMA

Peki ne oluyor da bu kadar zengin kaynaklara sahip bir ülke iç savaşın eşiğine geliyor.

Birçok kaynakta iç savaş eğiliminin demokratikleşme ve demokrasiden uzaklaşma süreçlerinde yaşandığı belirtilmektedir. Kazakistan’da yaşanan aslında budur. Ülkenin belirtilen zenginliklerine rağmen dağıtım adaletinin olmaması, rüşvet, kırsal bölgelerde ciddi alt yapı sorunları, refahın belirli grupların elinde toplanması, elektrik, doğal gaz açısından zengin bir ülkede sık sık yaşanan kesintilerin halkı bezdirmiş olması, işsizlik, yoksulluk vb nedenlerle hazır hale gelmiş,bunalmış  toplum birden sokaklara dökülebiliyor.

İşte bu noktada bu ortamdan yarar sağlayanlara bakmak gerekiyor. Bu durum SSCB’nin davet üzerine Afganistan’a girişine benziyor. Rusya, daha önce Kırgizistan-Tacikistan çatışmasında, Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında devreye sokmadığı kolektif güvenlik örgütünü aldığı davet üzerine hemen devreye sokuyor ve tarih bir kez daha tecelli ediyor ve Kazakistan’a giriyor. Ve belki de çıkmamak üzere. Bu müdahale sadece ABD’ye karşı değil, Çin’e karşı da Rusya’nın elini güçlendiriyor aynı zamanda. ABD, Afganistan yenilgisi sonrasında ikinci darbeyi bu müdahale ile görüyor ve Orta Asya’da güç olma hayalleri giderek zayıflıyor.

NATO VE BM

Kazakistan’ın  neden Birleşmiş Milletler (BM)’e başvurmadığı düşünülebilir. BM ‘nin karar alma ve akabinde müdahale sürecinin güçlüğü Kazakistan’ı tercihte bulunmaya adeta zorlamıştır. Hele NATO asla karar alamaz ve müdahale edemezdi. Avrupa’nın göbeğindeki Bosna Hersek’te yaşananlar hala hafızalarımızda tazeliğini korumaya devam ediyor. NATO’nun ve BM’nin işlevselliğini kaybettiğini gözler önüne bir kez daha serdi Kazakistan olayları.

Kazakistan halkı bağımsızlığına düşkün olduğunu, SSCB’nin en güçlü olduğu Aralık 1986’da gençlerin SSCB’nin sert politikalarına karşı başlattığı Kazakçada Aralık anlamına gelen Jeltoksan ayaklanması ile göstermiştir. Kazakistan’ın milli bir devlet olarak ortaya çıkmasında bir silkiniş olarak kabul edilen  Jeltoksan Kazakların asla Rusya hakimiyetini kabul etmeyeceklerinin bir göstergesi olarak görmek gerekir.