KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM

Aziz Yıldırım'ın yirmi yıllık saltanatının sona ermesi ve yerine Ali Koç'un seçilmesinin üzerinden daha ancak bir buçuk sezon (57 Süper Lig maç haftası oldu) geçmişken gelinen durumun vehâmeti her geçen hafta artarak sürüyor.

Neşet Baba’nın türküsünü hepimiz biliriz.

Karadır bu bahtım kara/sözüm kâr etmiyor yârâ/yaktın yüreğimi nâra/eyvah, eyvah, ey/kendim ettim kendim buldum/gül gibi sarardım soldum/eyvah, eyvah, ey/bilmez yâr halimden bilmez/akar gözyaşlarım dinmez/bir kere yüzüm gülmez/eyvah, eyvah, ey…. sözlerini hepimiz ezbere biliriz ve türküyü “çığıran” kim olursa olsun eşlik ederiz. (Bu yazı vesilesiyle ister Neşet Ertaş’tan orijinal halini, isterseniz de Cem Karaca veya Erkin Koray’dan kendi yorumladıkları hâlini dinlemenizi tavsiye ederiz.)

3 Haziran 2018 Pazar günü Fenerbahçe Başkanı seçildiğinden bugüne kadar Ali Koç’un gösterdiği performans karşısında kendisine oy veren 16 bin 92 delege ile birlikte milyonlarca Fenerbahçe taraftarı da yaşadıkları her hayal kırıklığı ve fiyasko sonucunda Neşet Baba’nın bu türküsünü yüksek sesle söyler oldu: Kendim ettim, kendim buldum, gül gibi sarardım soldum, eyvah, eyvah, ey…..

Aziz Yıldırım’ın yirmi yıllık saltanatının sona ermesi ve yerine Ali Koç’un seçilmesinin üzerinden daha ancak bir buçuk sezon (57 Süper Lig maç haftası oldu) geçmişken gelinen durumun vehâmeti her geçen hafta artarak sürüyor.

Kulübün mâli olarak “batık” vaziyette olduğu gerçeği Ali Bey başkan seçilirken bilinmeyen bir şey değildi. Yönetim Kurulu’nda bulunan Bankacılar, SMMM’ler YMM’ler, CV’si parlak başarılarla dolu “üstad” seviyesinde Maliyeciler elbette neyin ne olduğunu bilerek göreve talip olmuşlar ve Kongre tarafından göreve getirilmişlerdi. Ayrıca bu kötü mâli tablo sadece Fenerbahçe’ye mahsus da değildi. İstanbullu diğer kardeşleri de pek parlak olmayan bilançolara sahiptiler.

Seçimler öncesinde kendisine “Ersun Hocayı istiyoruz başkanım” diye seslenen taraftara “siz benim ufkumu kavrayamamışsınız” diye cevap veren Ali Başkan, Comolli-Cocu-Koeman savrulmalarıyla küme düşme hattına demir atınca denize düşen yılana sarılır kabilinden kendini inkâr edercesine Ersun Hoca’yı takımın başına getiriverdi. Oysa Ersun Yanal’ın sağlık durumu ve o günlerdeki konsantrasyonu bırakın Fenerbahçe’yi TFF 1.Ligi’nden bir takımı bile yönetemeyecek durumdaydı. Sosyal medyada estirilen Ersun Hoca rüzgârına boyun eğerek kendini inkâr noktasına çabucak geliverdi.

Yönetiminde “futboldan” anlayan -kendisi dâhil- kimsenin olmaması ve danışmanlarının da başkanı yanlış yönlendirmeleri sonucunda; (kadro planlaması, transfer, komisyon, menajer operasyonları ve gelen/giden futbolcuların kalite ve kantite problemleri ile) bugün takım tükenmiş vaziyette.

Ali Koç Başkan’ın geldiği noktada taraftarla kavga döğüş etmek için tribünlere dalması Camia içinde ve Futbol Ailesi içinde infialle karşılandı. Koç Ailesi’nin iyi eğitim almış, iş hayatı yüksek standartlarda başarılarla dolu bir ferdinin alelade bir tribüncü gibi davranma hakkı olmasa gerektir, velev ki; karşı taraf küfürlü kelimeler kullanmış olsa bile.

Siyasi elit ve bürokrasi ile yaşanan itiş-kakıştan en büyük zararı Fenerbahçe Camiası görmekteyken çözüm olarak “siyasi muhalefet”in spor âlemindeki mümessili haline evrilmesi de bilançonun negatif tarafında yer alan falsolardan.

Tüm Türkiye’ye yayılmış milyonlarca taraftarı olan köklü ve dominant bir spor kulübünü bir siyasi görüşe, bir ilçeye ve bir mahalleye münhasır kılmak en azından eşyanın tabiatına aykırıdır ve haksızlıktır. Oysa; Fenerbahçe Türkiye’dir, Türkiye Fenerbahçe’dir. (Aynı Galatasaray ve Beşiktaş’ın olduğu gibi.) Edirne’den Ardahan’a, Sinop’tan Anamur’a kadar yurdun her köşesinde, her siyasi görüşten, her fikir ve düşünceden milyonlar var bu renklere gönül vermiş olan.

Bu gerçekler ışığında “kendim ettim, kendim buldum” demesin de ne desin Fenerbahçeliler?

İBFK/Başakşehir’e yarın oynanacak maçta başarılar ve (hiç olmazsa güzel bir veda) diliyoruz.