TDV sağ 160x600


KES SESİNİ DEDİM!

İhtiyaç olan, alınması gereken bir şeyin bu kadar dert olduğu hiçbir dönemi hayatımda görmedim.

Malum.

Her şey çok pahalı.

İhtiyaç olan, alınması gereken bir şeyin bu kadar dert olduğu hiçbir dönemi hayatımda görmedim.

Bir arkadaşım ile uzakta bir outlete gidiyoruz, çelik tencere ve çatal kaşık bakacağız, belki daha ucuz alabiliriz.

Burası ünlü yerli bir markanın outlet mağazası.  

1 çatal 26 TL, 1 kaşık 30 TL.

İçerisi kalabalık.

Suriyeli kadınlar çoğunlukta, Arap kadınlar var ve çok enteresan Koreli kadınlarla dolu.

Telaş içinde koşuşuyorlar.

Ve hepsinin ellerinde cep telefonu, mağazadan görüntülü aradıkları her kim ise onlara ürünleri gösteriyorlar. 

Bağıra bağıra konuşuyorlar.

Önce, yanımdaki kadına Türkçe "sus" dedim, anlayamasın ve cani sıkılsın diye, sonra İngilizce "kes sesini" dedim.

Sağ kulağımda bağıra bağıra konuşan kara çarşaflı ile, solumda bağıra bağıra konuşan çekik gözlü sevimsizden başım dönüyor.

Sinirleniyorum.

Ne alacağım ona bakamıyorum.

Çekik göz, Türkçe cevap veriyor, yarım yamalak ama "ürünleri gösteriyorum" falan diyor.

"Burası benim ülkem, kes sesini, bak şimdi ben de senin kulağının dibinde cep telefon açar bağırırım ağzını açamazsın" diyorum.

Sinirim neden anlıyorum.

Adamlar bedava mal bulmuş gibi her şeyi talan ederken, biz bir çatal çarpı, kaç lira eder hesabındayız.

Kendimi kendi ülkemde hiç bu kadar kötü hissetmemiştim.

Ve elimiz boş çıktık.

Kasadaki, bu insanların aldığı çılgınca alışveriş paketlerini görünce oradan moralim bozuk çıktım.

Kulağımda kendi kendime salakça söylediğim burası benim ülkem kes sesini cümlesi dışında bir şey yok.

Hayal kırıklığı.

Sanki ülkem talan ediliyor hissi içindeyim.

Bu ülke çok ucuz diye talan eden alışveriş eden yabancıları seyrettik.

Ve kendi ülkesinde her şey çok pahalı, ne alacağız endişesi taşıyan insanlara döndük.

Aslında alışveriş eden bu insanlar, anlıyorum, davranış şekillerine bakıyorum, ülkemizi aşağılıyorlar.

O nedenle gayet rahat saygısız davranıyor.

Bağıra bağıra alışveriş ediyor.

Babanın dükkanı olsa, cep telefonundan birilerini arayıp göstere göstere bağıra bağıra konuşmasın.

Baban bu ne saygısızlık, sus be der.

Paran pul olmuş o onu biliyor, satıcılar sadece onların suratına bakıyor onu biliyor.

Ben Fransa'da yaşadım, orada bir mağazada bağıra bağıra alışveriş et, gör bakalım o Fransız satıcı, mağaza görevlisi sana nasıl davranacak, ne yapacak.

O moral bozukluğu içinde döndük.

Anladım ki.

Ülkem benim cennetim olmaktan çıkmış, el alemin saygısızlarının cenneti olmuş.

Ülkesi için hiçlik hissi bu olmalı.

Çok yazık.

Funda'nın aklındakiler..

... Ben hiçbir diziyi kendi programımı, ya da saatlerimi ona göre ayarlayıp izlemem.

Diziye bakarım beni sararsa izlemeye başlar ve devam ederim, etmezse bırakırım.

Hatta saran diziyi bile, senaryoda akis değiştiği anda, yani diziye boyuna yeni oyuncular sokmaya başladıklarında terk ederim.

Yani başladığında dizideki oyuncular ölmeye başladığında, dizi benim içinde ölür.

Senaryo dandik hale döner, çıkmaza girer ben giderim.

Çok da önemli değil.

Yani çok içselleştirmem.

Yani hiç umurum olmaz

Oyuncularımız hayatında hiç olmadığı kadar rahatlar.

Dizi tutsun, ya da tutmasın kimsenin umuru değil.

Bu kanalda dizisi tutmamış, biten oyuncunun adı daha jenerikte akarken, başka bir kanalda diziye baslamış oluyor.

Dizide kanlı bıçaklı çift ile, sosyal medyalarında saçma komik kahkahalar içinde paylaşımlar yapıyorlar.

O kadar rahatlar ki dizinin hikayesinin gerektirdiği bir müddet saklanma halleri de umurlarında değil.

Geçen gece Esra Dermancıoğlu, Okan Bayülgen'in programına katılıyor.

Şu anda içinde bulunduğu diziyi soruyorlar.

Alay ederek, o kuvvetli mimikleri ile içinde bulunduğu dizi ile bir şeyler anlatıyor.

Alay ediyor 

Palavra yani diyor.

Bence de, hayatımda gördüğüm en anlamsız dizi.

Ama içinde iken bu kadar belirgin, çok kötü ama para için içindeyim demek.

Çok rahatız.

Ve hiç umurumuzda değil demektir.

Bu kadar rahatlık insanı rahatsız ediyor.

Funda'nın aklındakiler..

... Yakın zamanlarda.

Ayçiçek yağı endişesi kuyrukları ve kıyameti yaşadık

Sonra toz şeker endişesi kuyrukları kıyameti yaşadık.

Mağazalar indirim yaptığında insanların birbirini nasıl ezdiğini ve kıyameti gördük.

Hayat çok pahalı kabul.

Hiç bu kadar zor olmamıştı kabul.

Ama bizde başka bir sıkıntı var onu kabul etmek çok daha önemli.

Kemerburgaz’da tarlası olan bir adam, tarlasında yetiştirdiği yeşillikleri satmak üzere haftada 2 gün benim oraya yakın bir mahallede satışa geliyor.

Benim mahallem değil ama kestirme yol diye oradan geçiyorum.

Kamyoneti gördüm ve indim.

Sadece kıvırcık, roka, taze soğan, maydanoz, dereotu, pazı ve karalahana satıyor.

Tarlasına ektiği bu.

Ve kocaman kıvırcık 10 TL, diğer yeşillikler ne alırsan 4 TL.

Demetleri de o kadar kocaman ki.

Namuslu bir satıcı.

1 kıvırcık, 2 roka 1 maydanoz ve 1 dere otu alayım dedim.

Baktım kıvırcık yok ve karşımda bir kadın elindeki kıvırcığı torbasına sıkıştırmaya çalışıyor..

Satıcı adam dedi ki, bak sen 8 tane aldın, 9’uncuyu almaya çalışıyorsun bırak onu da abla alsın dedi.

Yani kadın 8 tane kıvırcık almış, 9’uncuyu torbaya sıkıştırıyor. 

Konu tabi ki 1 kıvırcık değil.

Hanımefendi dedim.

Müslümansınız değil mi?

Elhamdülillah Müslümanım, ağzımda oruçlu dedi.

Ağzım oruçlu cümlesini de ilk defa duydum.

Dedim ki.

Peygamberimiz komşun aç yatarken tok yatma demiş, siz bunun neresindesiniz dedi.

Diyecek bir şey bulamadı 

Utandı mı bilemem ama.

İnsanlar çok aç ve bencil.

İşin en fenası dini inançları da yalan.