KISSADAN HİSSE

Süleyman Peygamber diğer kadına da söz verir ve onun hikâyesini de dinler sessizce ve sabırla sonuna kadar.

Süleyman Peygamber devrinde yaşanan bir mesel vardır, bilirsiniz. Aynı çocuğu sahiplenen iki anne hikâyesi. Milattan çok önce tahminen 10. yüzyılda yaşanmış bir hâdise ama içinden çıkarılacak dersler yüz yıllardır anlatılır yeri geldiğinde.

Bir gün iki kadın ve bir bebek gelir Hz. Süleyman’ın huzuruna. İki kadın da bebeğin kendine ait olduğunu iddia eder ve adaleti sağlaması için Peygamberlerinden talepte bulunurlar. Birinci kadın başlar anlatmaya; “-Efendim, biz bu kadınla peş peşe doğurduk bebeklerimizi, yakın da otururuz, komşuyuz yani. Birkaç gün sonra onun doğurduğu bebek öldü ve bu kadın benim bebeğimi sahiplendi, şimdi de ölen bebek seninkiydi deyip benim doğurduğum bebeği benden çalıyor.” dedi.

Süleyman Peygamber diğer kadına da söz verir ve onun hikâyesini de dinler sessizce ve sabırla sonuna kadar. O kadıncağız da diğerinin bire bir aynını hikâyeleyince ve ortada ne delil ve ne de şahit olmayınca, sarayındaki celladın huzura çağrılmasını emreder. Hem iki kadın hem de o anda huzurda bulunanlar bu duruma şaşırırlar ve “-ne oluyor?” demeye başlarlar.

Süleyman Peygamber der ki celladına; “bu bebeği al ve tam ortadan ikiye ayır, bir parçasını bir anneye, diğer parçasını öbür anneye ver böylece adalet tecelli etmiş olsun.” Bunu duyan herkes şaşkınlıktan küçük dilini yutacak hale gelir. Tam bu anda talepkâr annelerden biri Hz. Süleyman’ın ayağına kapanarak “aman” der “-ben istemiyorum çocuğu, yalan söyledim, çocuk benim değil, arkadaşımındır. Vazgeçtim iddiamdan, verin ona tamamını, onun olsun çocuk.”

Huzurdakiler bu duruma bir anlam veremezken Süleyman Peygamber hüküm buyurur ve “-çocuğun gerçek annesi bu hakkından fedakârlık yapan kadındır ki; gönlü razı olmadı evladının ortadan ikiye ayrılırken elbette ölecek olmasına ve feragat etti gerçek annelik haklarından, verin evladını kendisine, diğer kadını da koyuverin gitsin.” der.

Tasavvufta bu meseli sevdiğinin hayrına olacak şeyi kendi istek ve menfaatlerinden önde tutmayla ilgili olarak anlatırlar kıssadan hisse bâbında. Bu uğurda sevdiğinden ayrı kalmak da var gerçek sevginin içinde.

Fenerbahçe’nin 3 Haziran 2018’den bu yana başkanlığını yapan ve geçen iki sezonda yaşanan hayal kırıklıklarının mimarı ve tek sorumlusu olarak artık sevdiceğine daha fazla zarar vermemek/gelmemesi için bugünden tezi yok bırakması zaruret kesp etmiştir Ali Bey’in.

Olmadı ve olmayacak bu anlaşıldı. Geçen iki sezonda alınan, satılan oyucular, başa getirilen, yollanan teknik direktörler, paydaşlarla, spor bürokrasisi ve muktedirlerle münasebetler hep problemli oldu ve negatif olarak yansıdı görünen-görünmeyen bilançoya, yakın zamanda bunun pozitife dönmesi de mümkün değil.

Ne yazık ki konu tamamen spor ve futbol da değil. Bu işe girişirken sadece sportif bir amaç için değil de uzun vadede sistem içinde doğabilecek fırsatlara uygun konum-durum belirleme gibi bir algıya müsaade edildiği için çıkan faturalar ağır oluyor ve zararı Fenerbahçe görüyor.

Geçen haftalarda Devlet Bey’le yapılan görüşme de anlaşılan kötü gidişi durdurmaya yetmedi, Kuzey rüzgârları oldukça sert ve kararlı esiyor, istifalar, hakem atamaları, verilen-verilmeyen, görülen-görülmeyen pozisyonlardan bu anlaşılıyor.

Attila İlhan’la veda edelim; “Ayrılıklar da sevdaya dâhil, çünkü ayrılanlar sevgili.”