KORKA KORKA YAŞAMAK!

Deprem gibi bir gerçeğimiz var, korkmamak, endişelenmemek, mümkün mü?

İmkânsız.

Deprem olduğu günden beri tam on gündür televizyonda tartışıyorlar ve bu tartışmalar devam ettikçe bizim kafalar sersemliyor.

Sadece durmaksızın tartışan ve tartıştıkça ayrışan sersemleşmiş kafalar. 

Neyse ki tartışmalar bitince bu kafalar bir oh dedi.

En azından benim kafam bir oh! dedi 

Böylelikle deprem ile beraber başlayan, deprem korkuları, deprem dedikoduları, yalanları dolanları çok şükür bitti.

Deprem şımarık kadınları, deprem şımarık anaları, deprem yalancıları, sahte habercileri sustu çok şükür.

Deprem gibi bir gerçeğimiz var, aşikar, korkmamak mümkün mü?

Ama her şeyden korkan, her konuyu paranoya haline getiren bir toplum olduk.

Bakın tam 5 gündür, yağmur şöyle yağacak, böyle gök delinecek, seller götürecek haberleri ile yağmurdan korkar olduk.

Meteoroloji ısrarla defalarca ama defalarca yağmur uyarısı yapıyor, anladık diye bağıracağım neredeyse.

İnsan başını sokacak bir evi varsa, sokakta değilse yağmurdan korkar mı?

Allah’ın yağmuru.

Ne kadar bereketi vardır.

Bırakın, tabiat, bahçeler, bitkiler suyunu alsın, bırakın yapraklar ağaçlar yıkansın, toz toprak içindeki yollar binalar yıkansın, 

Histeri ortamı yaratmaya ne gerek var.

Bu arada esas konum, deprem ile ilgili bir kitap çıkmış, "Birey ve Aile İçin Depremde 72 saat".

Kitapta yazılanların tek satırını anlamadım desem.

İlk sıfırıncı saniye çok önemli imiş, ilk sıfırıncı saniye ne demek acaba. 

O anda içinde yaşadığımız şehrin doğru planlanması çok önemliymiş.

Öyle bir şehir planımız yok, bunu geçelim diyorum.

Evdeki eşyaların nasıl devrilip sağa sola savrulacağını hayal edip sabitleyecekmişiz.

Masanın ayaklarını yere çakacakmışız, buzdolabını duvara çakacakmışız, nasıl olacaksa.

Eğer yaşayıp sağ kalırsak, ev kiralık ise ne yapacağız ev sahibi evimi delik deşik ettin diye depozitodan beş kuruş geri vermez.

Neyse şimdi bu zurnanın son deliği bunu mu düşüneceğiz, öylesine aklıma geldi işte.

Kitaptaki esas konu, küçük yangınlara ve yaralanmalara müdahale edecek kişiler bulundurmalıymışız.

Yani evde itfaiyeci ve doktor hemşire mi bulunduracağız, pes yani.

Okumaya devam ediyorum.

Hiçbir yerden yardım almadan 72 saat yetecek su ve yiyecek stoku yapmalıymışız. Bunun için kişi başı 12 litre su gerekiyormuş, yani 3 kişi için toplam 36 litre.

Bu kitabı yazanların realitesini şaşkınlıkla okurken, hayal kırıklığı içinde, bu kitaba yardım edecek başka bir kitap yazılmalı diyorum.

Depremin gece gündüz tartışılması halinden yorgunum.

Her konunun çok tartışılmasından yorgunum.

Her konunun paranoya haline getirilmesinden yorgunum.

Tam ben bu yazıyı yazarken, yandan eyvah yağmur yağıyor diye bir ses duydum, kafamı çevirdim, yağmur çiseliyor. 

Oh dedim çok şükür bin şükür.

Allah’ım yağmuruna, kokusuna, toprağına  bereketine çok şükür olsun.

Funda'nın aklındakiler.. 

.... Sıla konserindeyim.

Önümde sevgili ilişkisi olduğunu anladığım bir çift var, adam suratsız, sallamış suratını oturuyor, konser umuru değil, yanındaki ufak tefek kız, şarkılara eşlik ediyor, devamlı saçlarını sağdan sola attırıyor, hep telefonundan kendini çekiyor.

Belli ki sosyal medyada kendini paylaşıyor, Sıla’dayım ve çok eğleniyorum yapıyor. Gerçekten yanındaki ile sorunun devam ederken eğlenebiliyor musun demek geliyor içimden.

Herkes elinde cep telefonu, kendini çekiyor, hep başkalarına, çok güzelim, çok eğleniyorum, sorunum hiç yok, hayat bana güzel hali yapıyorlar.

Özellikle kadınlara çok üzülüyorum.

O kadar mutsuzlar ki, ne kadar mutluyum ben palavrası içindeler.

Bütün gece kendini çekip paylaşan kadınlara tek tek bakıyorum.

Kendi ve kendisi ile oynadığı bu olmayan mutlu, hiç sorun yokmuş gibi hayat oyunu çok yorucu.

Palavrayı kesin.

Hepimizin türlü sorunları var, yapmayın böyle.

Öyle bilseler ne olur, böyle bilseler ne olur. 

... Adana'da lüks bir semtte ofis kiralıyor hıyarın biri. Ulusal bir gazeteye ilan veriyor. Temizlik, kapıcılık, şoförlük için kendisine başvuran 5 bin kişiden dosya masrafı diye para topluyor, bu insanları dolandırıp kaçıyor.

Yakalanıyor tabi ki. 

Adliyeye götürülürken, "memlekette bu kadar enayi varken, ben ne yapayım" diye bağıran bu utanmaz hırsız, dava sonucunda 14 yıl hapse mahkum oluyor.

5 bin tane iyi niyetli iş arayan tertemiz insanları enayi diye tanımlayan bu hırsız, bütün parasını gece kulüplerinde yiyor.

Hırsızın parası hırsıza kalmıyor anlayacağınız.