KORONA PANDEMİSİNDE ONUN SAYESİNDE "YA SABIR" ÇEKTİK

Micheal KUYUCU 13 Haz 2020

Evde oturdukça insan zaten karantina ortamında üretken olmaya çalışıyor yani bir şeyler üretmezsen kafayı yersin.

Müzik dünyasında ruhunu ve tarzını ilk günden beri kaybetmeyen ender yorumcu ve müzisyenlerden. “Zalim” ile hayatımıza girdiği günden bugüne kadar yaklaşık on beş yıl geçti. Son yıllarda ardı ardına ürettiği teklilerle hep “müziğin zirvesinde ben de varım” dedi. Yalın korona pandemisi döneminde herkes gibi evinde kaldı. Bu süreci müzik üreterek geçirdiğini söylerken insanların müzik dinlemeye eskisinden daha fazla ihtiyaç duyduğuna vurgu yapıyor. Koronalı günleri onun “Ya Sabır” adlı şarkısı ile geçirdik. Yalın’la pandemi günlerini ve müziğe yönelik eleştirilerini konuştuk.

“İnsanların müzik dinlemeye ihtiyacı var”

Ben “Ya Sabır”ı geçtiğimiz yaz yazmıştım ve yılbaşına kadar aranjmanını bitirmiştik. İki şarkı daha vardı aslında, üç şarkılık bir albüm olacaktı. Ama bu dönem hayatımız bambaşka olunca tabi değişikliğe gittik projede. Esasında bir bekleme kararı aldım, bir süre durayım bakayım ne olacak, ne olacağız hep beraber dedim, ondan sonra baktım ki insanların müzik dinlemeye ihtiyacı var. Instagram’a da yazdım ‘şarkıların en asil görevlerinden bir tanesi de insanları, dinleyicisini başka mekanlara, başka zamanlara, huzurlu olduğu yerlere, o büyülü insanlara, mutlu olduğu insanlara ışınlamaktır’. Aslında ışınlanmak kavramı uzun zamandır var. Dolayısıyla “Ya Sabır”ı “İhtiyacı olan, dinleyip mutlu olacak olan varsa mutlu olsun size iyi gelir” diye düşündüm. 

“Bu kadar da kötü haber paylaşılmaz!”

Evde oturdukça insan zaten karantina ortamında üretken olmaya çalışıyor yani bir şeyler üretmezsen kafayı yersin. Dolayısıyla evde sabah kalkıyorum elimde gitar, akşam yatıyorum elimde gitar, devamlı şarkı yazmaya, bir şeyler üretmeye gayret ediyorum. O da bana iyi geliyor. Dolayısıyla bu süreci böyle daha üretken geçirenlerden oldum. Benim aslında bir günüm bir günümü tutmuyor. Bazen böyle çok keyifli çok mutlu uyanıyorum. Bazen daha mutsuz, daha depresif uyanıyorum. İşte ona göre değişiyor yani. Tabi daha neşeli şarkıların, aklıma daha neşeli şeylerin geldiği günler oluyor. Mesela bu yıl nerdeyse her gün kötü haberler alıyoruz. Sürekli sosyal medyada bu haberleri görüyoruz. Cep telefonlarımıza, Whatsapp gruplarına falan kötü haberler düşüyor. Yani bir taraftan da içimiz de şişti yani tamam evet böyle bir salgın tehlikesinin hepimiz farkındayız, çok dikkat edilmesi gerekiyor, bunun zaten farkında olmalıyız ama yani bu kadar da kötü haber paylaşılmaz. Ben arkadaşlarıma da hep söylüyorum ‘şu paylaşımlarınızı kendinize saklayın, moralimizi bozmayın’ diyorum. Biraz iyi şeyler, iyi şeyler de oluyor yani birtakım doktorlar birtakım hayatları kurtarıyor. Hastalar yoğun bakımdan çıkıyor. Bunları da konuşmak bunları da paylaşmak lazım. Güzel haberleri de sosyal medyadan paylaşın diyorum.

“Babam dahil herkes canlı yayın yapar hale geldi”

Daha önce Instagram’da hiç canlı yayın yapmamıştım. Aklımda da vardı yani bir gün bir konserden, işte bir provadan bir canlı yayın açayım da yapayım bu işi diye bir şey de vardı aklımda. Bu salgın döneminde bir gün ‘evde gitar çalıp şarkı söyleyebiliyorum, açayım hem ben mutlu olayım, hem izleyenler, dinleyenler mutlu olsun’ dedim. Yola çıktım çok enteresan rakamlara gitti iş. Bayağı milyonlarca insana gitti Instagram’dan yaptığım o canlı yayınlar. Bu dönem babam dahil herkes canlı yayın yapar hale geldi. Mesajlar atıyorlar bana, fotoğraflar yolluyorlar, hastanelerden nöbette hemşireler fotoğrafları yolluyor, ‘seni dinliyoruz moral buluyoruz’ diye yazıyorlar. Yani insanı çok mutlu ediyor, çok motive ediyor o yüzden de durmak istemiyorum. Çok da abartmadan böyle güzel bir denge yakalayıp arada yani çok böyle doldukça birbirimize ihtiyacımız oldukça bu yayınları yapmak istiyorum.

“Bize gerçek müzik yapın”

Geçtiğimiz bu pandemi sürecinde dinleyici gerçekten daha organik, daha ruhu olan, daha gerçek müziği özlemiş. Uzun zamandır 90’lardaki Türkçe Pop’a olan ilgi, akustik şarkılara, cover’lara olan ilgi bana bu sinyalleri veriyor. Yani dinleyici diyor ki “Bize gerçek müzik yapın kardeşim”. Elektronik müzik tamam dinliyoruz çok güzel örnekleri var, kabul ediyorum ama bize gerçek müzik yapın yani gerçekten kalbinizi koyarak yapın, daha doğal müzik yapın diyor dinleyici.

Sosyal medyadan psikolojisi bozulanlara ilaç gibi kitap geldi

Radyo -TV sunucusu ve pek çok kurumda sosyal medya uzmanlığı görevinde bulunan Tuğçe Marik, sosyal medyadan psikolojisi bozulan insanlar için kitap yazdı.

“Fotoğrafımı beğenmedi”, “Takipçim çok az”, “Neden bana kötü şeyler yazıyorlar?”, “Herkes çok mutlu… Oysa ben?”, “Sosyal medyada saatlerimi harcıyorum” gibi pek çok konu başlıklarını insanların haddinden fazla önemsediğini söyleyen Tuğçe Marik, “Başkalarının hayatını o kadar çok izliyoruz ki, bu neredeyse kendi hayatımızın da önüne geçti. Sabah uyanır uyanmaz başkalarının hayatını dikizleyip öyle güne başlıyoruz. Eğer böyle giderse, yaşlanınca geriye dönüp baktığımızda başkalarının hayatını izleyerek ömrümüzü geçirmiş olacağız.” diye konuştu.

“Sosyal medya kıskançlığı tetikliyor”

Sosyal medyanın insanların psikolojisini bozduğunu ve sosyal medya bağımlılığının artması ile beraber bu mecranın kıskançlığı tetiklediğini vurgulayan Tuğçe Marik, kitabında okurlarıyla dertleşirken, sosyal medyanın olumsuz etkilerinden kurtulabilmeleri için de tavsiyelerde bulundu.

“Sosyal medya olmasaydı, insanlar birbirine daha sadık kalacaktı”

“Sosyal medya olmasaydı, insanlar birbirine daha sadık kalacaktı” iddiasında bulunan Tuğçe Marik: “Çünkü artık sosyal medya sayesinde insanların seçeneği çok fazla. Eskiden sadece yakınımızdakileri görüyorduk ve ne yaptığımızdan sadece çevremizdekilerin haberi vardı. Şimdi herkesin!” dedi.

MSG üyelerine korona bağışı  

MSG (Musiki Eserleri Sahipleri) geçtiğimiz günlerde çok güzel bir şey yaptı. Bende MSG üyesi olduğum için şans eseri öğrendiğim ve takip ettiğim bu etkinlikte korona pandemisinde ekonomik sıkıntı çeken üyeleri için bir bağış kampanyası düzenledi. MSG’ye yapılan şartlı bağışlardan oluşan toplam 348.500 lira toplandı. Bu bağış kampanyasında toplanan para 5 Haziran 2020 Cuma günü 741 acil ihtiyaç sahibine eşit olarak ulaştırıldı. Nisan ayında tüm MSG üyelerine yollanan ankete katılanların verdikleri cevaplar ve yapılan araştırmalar sonucunda belirlenen bu üyelerin her birine 470’er TL acil nakit yardım ulaştırıldı. Bu anketi ben de inceledim, kampanyayı da inceledim. Çok duygulandım, söylenmez ama ben de naçizane destek olmaya çalıştım. Müzik işçisinin zor günler yaşaması çok kötü durum. Yaşlılıktan tutunda aklınıza gelebilecek pek çok nedenden dolayı müzikten para kazanamayan insan sayısı çok ülkemizde. Zaten müzik piyasası kötüydü, bir de korona belası çıktı başımıza işi olanlarda sakata geldi. MSG yönetiminin ve başkanı Candan Erçetin ve ekibinin bunu düşünmesi çok güzel bir hareket oldu. Her zaman her yerde söylediğim gibi, hepimiz hepimize destek olmalıyız. Cebimizdeki, bankadaki fazlalıkları olmayanlarla paylaşalım, Cumhuriyetin 100. Yılında bu ülkedeki ihtiyaç sahibi insan sayısını sıfırlayalım, işsizlik oranını sıfırlayalım. Yüzüncü yıla giderken yeniden doğalım. Bunun için de birbirimize yardım edelim.

MSG bu yapılan yardım ile ilgili bir de açıklama yaptı. Çok hassas bir konuya değindi: “Bu meblağ, sadece üyelerimizin ve bazı hayırseverlerin yaptığı şartlı bağışlardan oluştu. MSG’nin telif hak edişleri ya da MSG kasasında duran herhangi bir meblağ bu yardımlaşmada kullanılmadı. MSG’nin kendi üyelerinden, durumu nispeten iyi olanların başını çektiği bu yardımlaşmada, salgın sürecinde gerçekten zorluk çektiğinden emin olduğumuz yüzlerce kişiye destek olan bir hareketin parçası oldunuz. İlgili işlemlerin tamamı, MSG Yönetim ve Denetleme Kurulları’nın kontrolü ve bilgisi dahilinde gerçekleşti.” Çok yerinde ve güzel bir açıklama oldu. Malum şimdi hemen başlardı Twitter kuşları ötemeye “nerden geldi bu para, nedir bu bilmem ne diye...” . Onlar ötmeden onları susturmak adına yerinde bir açıklama olmuş.

Rektörler konuştu!

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Doğan tarafından kaleme alanın, “Rektörler Konuşuyor” kitabı yayınlandı. Kitap 2015 yılından beri Rektörler alanında yapılan çalışmanın önemli bir anlatı olarak dikkat çekiyor.

Sahasında bir ilk!

Kitapta rektörlerle birebir yapılan mülâkatlar sayesinde bugüne kadar ilk ve en kapsamlı çalışma oldu. Üç bölümden oluşan kitabın, birinci bölümde “1992 yılında kurulan üniversite rektörlerinin 2023 hedeflerinin incelenmesi” başlığında, yükseköğretim ve üniversite rektörleri ile ilgili bir makale yer alıyor. Kitabın ikinci bölümde, rektörlerle doğrudan yapılan söyleşiler yer alıyor. Bu mülâkatlarda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tevarüs eden genelde eğitim, özelde yükseköğretimin yüz yıllık meselesi masaya yatırılmış̧ ve çözüm önerileri sunuluyor. Kitapta 24’ü yurt içinde, 4’ü yurt dışında olmak üzere, toplam 28 rektörle doğrudan ve birebir yapılan söyleşilere yer verildi.  Doç. Dr. Süleyman Doğan kitabı ile ilgili “Bu kitapla bir nebze de olsa yükseköğretim meselesine katkımız olursa kendimizi bahtiyar addedeceğiz.” yorumunu yapıyor.

“Omar ve Biz” ‘e Fransa’dan üç ödül geldi

Yönetmenliğini Maryna Er Gorbach ve Mehmet Bahadır Er’in yaptığı “Omar ve Biz” filmi, Fransa’da düzenlenen 10’uncu South East European Film Festivali’nden (SEE Film Festival) üç büyük ödülle döndü.

Kültür ve Turizm Bakanlığı destekli ve TRT ortaklığı ile çekilen 2019 yapımı “Omar ve Biz” filmi, 2-7 Haziran 2020 tarihlerinde koronavirüs nedeniyle bu yıl online olarak Fransa’da gerçekleştirilen 10. SEE Film Festivali’nde, “En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu (Cem Bender)” ödüllerine layık görüldü.