KRİTİK DÖNEMİN LİDERLERİ

Gözyaşı döken, açlıkla mücadele eden, yurtlarından olan, yaşam hakları tehdit altında olan ve hayat sevincini yitirmiş, ruh sağlığı zedelenmiş ve insanlıktan şüphe duymaya başlamış, mazlum insanlar çığ gibi artıyor.

Dünya kritik bir dönemden geçiyor. Ne acıdır ki ahlakın, barışın, adaletin ve sevginin yeşermesi gereken yeryüzünde; değersizlik, hak kaybı, ahlaksızlık ve savaş yayılıyor. Küresel sistemin egemenleri, kendilerinin neden olduğu dünyadaki sorunların çözümünde yetersiz kalınca her geçen gün vekâlet savaşları gibi daha ucuz yollara başvurarak hedeflerini büyütüyor.

İster aile ister kurum ister toplum olsun bir sosyal yapıyı ve sistemi yok etmenin en kolay yolu, o bütünü kendi içinde birbirine düşürmektir. Küçük müdahalelerle sisteme yerleştirilen yahut dengesiyle oynanarak bozulan mevcut hücrenin, zamanla büyütülerek önce çevresindeki hücreleri sonra organları ele geçirmesi sağlanır. Böylece kendi iradesiyle yaşayan, bir ve bütün olan sistem; taraflar haline getirilir, birbirine düşürülür ve savunmasız bırakılır… Sonra da bölünür, parçalanır ve yönetilir.

Gözyaşı döken, açlıkla mücadele eden, yurtlarından olan, yaşam hakları tehdit altında olan ve hayat sevincini yitirmiş, ruh sağlığı zedelenmiş ve insanlıktan şüphe duymaya başlamış, mazlum insanlar çığ gibi artıyor. Bireyler ve toplumlarda biriken kin ve nefretin, daha fazla şiddet davranışına dönüşmesi, insanlığı bekleyen önemli bir tehlikedir. Zira yaşam alanlarını tehlikede hisseden mazlumların öfkesi, dünyayı yeni bir şiddet sarmalına doğru sürüklemektedir.

LİDERİN VARLIK AMACI

Bu gidişe çözüm üretmesi beklenen dünya liderlerinin, bırakın sorunları çözmeyi çoğu zaman problemin asıl kaynağı oldukları dikkati çekiyor. Zira kimi liderlerin, kendi iktidarlarını korumak ve sürdürmek için yüzlerce canın ölümünü, milyonların yuvasız kalmasını hiç de umursamadıkları ortadadır.

Kimi liderinin kendini koruma, saltanatını sürdürme derdi; vatandaşını, toplumunu ve ülkesini koruma amacının çok üzerine geçmiştir. Liderlerin kişisel çıkarlarına alet olan devletlerin sayısı giderek artmaktadır. Zira rakiplerini alt etme çabası, daha zengin olma derdi ve iktidarını sürdürme hırsı, kimi dünya liderlerinin, kendi kamuoyu algısını değiştirmek ve yönetmek için toplumlarını savaşın eşiğine getirdiklerine şahit oluyoruz. Kendi davranışlarına hâkim olamayan toplumsal liderlerin, türlü oyunlarla seçimleri kazanıp ülkelerine ve dünyaya hâkim olma derdine düşmeleri düşündürücüdür.

Oysa liderin varlık amacı; önderliğini yaptığı fertleri, aileyi, kurumu ve toplumu ihya etmektir. Onları, her türlü belirsizlik, gelecek kaygısı ve yabancılaşmadan korumak, kendi iradeleriyle gelişmelerine uygun güven ortamı ve imkân sağlamaktır.

BİRİNCİ VAZİFEMİZ

Yıllardır içinde bulunduğumuz aile şirketlerinden edindiğimiz önemli bir ders şudur ki; lider işe kendinden başlamalı ve sistemin hizmetkârı olmaya aday olmalıdır. Aile, kurum ve devlet ölçeği fark etmez. Önemli olan liderin bir anlam arayışının olup olmadığı ve hayatının merkezinde neyin yer aldığıdır. Hayatının merkezinde; maddi değerlerin, siyasetin ve hırsın değil; ahlakın, adaletin, bilginin ve inancın yer aldığı bir lider modeline dünyanın her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.  

Yüzyıllardır bir mücadele alanı olan Orta Doğu’da bugün yaşananlar, egemen devletlerin yerleşmiş politikasının dünya liderlerinin kişisel hırslarıyla birleşmesinin bir sonucudur. Bu durum, bireyleri ve toplumları bir duygusal ve zihinsel parçalanmaya sürüklüyor. Duygu ve zihin düzeyinde belirsizlik yaşayan ve güvenini yitiren Orta Doğu insanı; çeşitli nedenlerle birbirlerine düşmüş, düşürülmüş. Birbirlerine güvenlerini yitiren ve taraf olan halklar, egemenlerin kolayca yönetecekleri lokmalara dönüşmektedir.

Yanı başımızdaki bu gelişmeleri elbette yakından izlememiz, ders almamız, gerekli hazırlıkları yapmamız kaçınılmazdır. Zira bu yangının hedef alanında ülkemizin de yer aldığını biliyoruz. Bu konudaki denemelerin devam edeceğini de biliyoruz.

Bin yıllara dayanan bir maddi ve manevi kültür zenginliğine sahip olan ve şanlı bir mücadeleyle kurulan genç Cumhuriyetimizin, ayakta kalmaması, yeşermemesi, gelişmemesi için daha ilk günlerden bu yana oynanan oyunlar, biçim değiştirmiş olarak devam etmektedir.

 Tarafı ne olursa olsun bu devletin sahibi ve vazgeçilmez yapı taşı olan her vatandaşın birinci vazifesi; devletin, birlik ve beraberliğinin korunması adına verilen mücadelenin bugün her zamankinden daha güçlü tutulmasıdır.