KÜLTÜR ŞURASI VE İSTANBUL ÇALIŞTAYI HATIRLATMASI

Erol ERDOĞAN 25 Tem 2018

"Geçtiğimiz 14 yılda yaşadığımız büyük dönüşümün en zayıf halkalarını ne yazık ki eğitim ve kültür oluşturuyor. Bu konularda hayâl ettiğim düzeylere ulaşamamış olmamızdan fevkalâde müteessirim."

Bu cümleyi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2017 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri Töreninde yaptığı konuşmadan aldım. Recep Tayyip Erdoğan’ın, eğitim ve kültür alanındaki eksik kalışlara yönelik özeleştiri içeren başka konuşmaları da oldu.

Eğitim ve kültür alanına dair politikalarda başarısızlık, AK Parti dönemi ile sınırlı değil, Cumhuriyet tarihi boyunca bu iki alanda zayıf kaldık. Ancak, bu genel durumun yanı sıra sağ, muhafazalar ve dindarların, eğitim ve kültürde karnesinin daha zayıf olduğu da aşikâr.

Eğitim ve kültür alanlarında yetersizliğimiz, bu iki dinamiği nasıl tanımladığımız, ne tür fonksiyon yüklediğimizle doğrudan ilgili. Daha açık yazmak gerekirse, “Eğitimi nasıl tanımlıyoruz, eğitim-insan ilişkisi nasıldır?” ve “Kültür nedir, alanı neresidir, ne işe yarar?” gibi sorulara verdiğimiz cevaplar, bu iki alanda neden başarısız olduğumuzu ortaya koymaya yeter mahiyettedir.

Yazının amacı “kültür” olduğu için, oradan devam edeyim.

KÜLTÜR NEYİMİZ OLUR?

Kültür, 'boş vakit' veya 'halkla ilişkiler’ uğraşısı ya da ‘seçkin’ meşgaleler değil, yaşama, anlamlandırma, biçimlendirme ameliyesidir. Bu anlamlandırma ve biçimlendirmeye, düşünce-felsefe, siyaset-yönetim, yeme-içme, giyim-kuşam, konuşma-yazma, seyahat-ikamet, ekonomi-üretim, doğum-ölüm, savaş-barış, göç ve şehirleşme gibi yeryüzüne ait her şey dâhildir.

Din, peygamberin yaşamı (sünnet) ile yeryüzünde kendini ortaya kor, toplumlar ise fikirlerini yaşayarak kültür-ruh oluştururlar. “Kültür” anlık etkinlikler alanından öte bir süreçtir. Medeniyet de öyledir. Onun için, kültür, sanat, edebiyat, medeniyet konularına ‘kalkınma’ kadar hatta ondan daha fazla vakit ayırmazsak, siyasi iktidarı yakalasak bile belirleyici olamayız. Çünkü değiştirici-belirleyici olan fikirdir, fikirden neşet etmiş yaşam unsurlarıdır. Üstelik bu, elit-seçkinci bir çaba değil, herkesi içine alan bir süreçtir.

KÜLTÜRE ÖTEKİ KALMAK

Sağ, muhafazalar ve İslamcıların, eğitim ve kültürde karnesinin daha zayıf olduğunu söylemiştim. Çünkü “biz” eğitimi daha çok devletçi ve toplumcu yönleriyle öne çıkarıp insan fıtratını, meraklarını, yeteneklerini, heyecanlarını ihmal ettik, kültürü ise “öteki” olanın alanı saydık.

Kültürü “öteki” olanın alanı saymaya dair, ilginç bir tarihi sürecimiz var. Hepimiz biliyoruz ki, son 50-60 yıldır Türkiye’de herhangi bir sol parti tek başına iktidar olmadı. Buna rağmen bu dönemde 15’e yakın sol siyasetçi Kültür Bakanlığı görevini yürüttü. Çünkü “Kültür bizim işimiz değil” diye düşündük. Oysa toplumu eğiten, biçimlendiren, iklimini oluşturan, ruhunu yoğuran esas unsur kültür dinamikleri, kültür politikalarıdır.

Bir felsefeniz, tasavvurunuz, prensipleriniz olmadan çalışırsanız; çok yorulur, çok iş yapar ama yanlış sonuçlar elde edersiniz. Onun için eğitim ve kültürü yeniden tanımlamalıyız. Bu tanımlama çerçevesinde, siyaset ve sivil dinamikler, sahip olduğumuz medeniyet, kültür ve inanç birikimini eğitimden sanata, mimariden siyasete, teknolojiden sağlığa kadar yeniden üretilmesinin zeminini hazırlamalıdır. Din, kültür, medeniyet; üç-beş övünç cümlesinden öte hayata bakışımızın bütününü gösterir.

TAKİP EDİLMESİ GEREKEN KARARLAR

Son birkaç yıldır, kültürdeki zafiyetimizi telafiye yönelik güzel çalışmalar yapıldı. Yeni dönemde bunların “niyet” olmaktan çıkarılarak uygulamaya geçirilmesi gerekir. Bu babda iki önemli çabayı gündeme getirmek niyetindeyim.

Üçüncü Milli Kültür Şurası… 17 ayrı komisyon çalışması şeklinde 3-5 Mart 2017 tarihlerinde yapıldı. Şurada şu komisyonlar vardı. Kültür Politikaları; Kültür Diplomasisi; Kültür Ekonomisi; Kültür Varlıkları, Müzeler ve Arkeoloji; Sahne Sanatları; Sinema, Radyo ve Televizyon; Müzik; Görsel Sanatlar; Dil ve Edebiyat; Yayıncılık ve Kütüphanecilik; Medya ve Kültür; Çocuk ve Kültür; Mimari ve Kültür; Şehir ve Kültür; Yerel Yönetimler ve Kültür; Yurtdışı Türkler ve Kültür; Aile ve Kültür.

İstanbul Kültür Çalıştayı… 11-12 Mayıs 2018’de yapıldı. Şurada 11 komisyon çalıştı. Şunlardı komisyonlar: İstanbullu olmak; İstanbul’un kültürel ortak yönetimi; Mimari miras; İstanbul’u tasarlamak; Kültürel mekânlar; Kültür ve diplomasi; Sanat; Edebiyat; Yayıncılık kültürü; Gündelik yasam; İnsanlar.

Üçüncü Milli Kültür Şurası ve İstanbul Kültür Çalıştayına yüzlerce insan katıldı. Her iki çalışmada yine yüzlerce tavsiye kararı alındı. Bu kararlar, kitap sayfalarında kalmamalı, tartışılmalı, uygulanmalı. Devlet ve siyasetin yanı sıra, her insan, şura ve çalıştaylarda ilan edilen perspektifler ve kararların takipçisi olmalı.