İBB m0b


KÜRESEL GÜÇLER SAVAŞMAYI BAŞARAMIYOR?

Rusya'nın, Ukrayna karşısında giderek zorlanması yaşanmakta olan örnek. Ancak, asla sona ermeyecek örnek.

Dünya tarihi küresel olarak tanımlanan güçlerin başarızlıkları ile doludur. Barış zamanı milli güç unsurlarının niteliksel ve niceliksel büyüklükleri ile etrafa korku saçan bu güçler savaş alanından çoğunlukla hezimet ile ayrılıyorlar. Geride her açıdan perişan bir ülke bırakarak. Sonrada bu ülkeleri başarısız veya haydut devlet olarak kategorize ederek, yeniden müdahale için zemin oluşturmayı da ihmal etmiyorlar.

Rusya’nın, Ukrayna karşısında giderek zorlanması yaşanmakta olan örnek. Ancak, asla sona ermeyecek örnek. Hegemonik güç olma, dünyaya hükmetme arzusu bu güçlerin hedeflerini de büyütüyor ve  büyük siyasi hedefler ile askeri/ekonomik güç uyumsuzluğu baş gösteriyor. Ulaşılamayan siyasi hedefler askeri güçlerinin ciddi yıpranmasına yol açıyor. İtibar kaybediyorlar. Özellikle ABD’de bu başarısızlıklar birçok çalışmada dile getirİliyor. Ancak, değişen bir şey olmuyor. Aynı hırsla yeni hedeflere odaklanarak başarısızlıklarını unutturmaya çalışıyorlar.

HEGEMONYASINI YASAL ZEMİNE OTURTTU

ABD’nin kendi ordusu ile girerek kazandığı bir savaştan söz edemeyiz. 2’nci Dünya Savaşı’na Hitler güçleri iyice yıprandıktan sonra Normandiya Çıkarması ile müdahil olmuş, 4 yıldır savaşan Avrupa Ülkelerinin savaş yorgunluklarından istifade ile Avrupa’ya egemen olmanın yolunu bulmuştur. Avrupa, 1945 yılı ile birlikte girdiği ABD’nin boyunduluğundan kurtulamamıştır. Afrika ve Asya’da ellerine geçirdikleri her ülkeyi/toplumu sömüren Avrupalıların bu kez kendileri ABD tarafından sömürülmeye başlanmıştır. 2’nci Dünya Savaşı’nda büyük kayıplar veren Avrupa’nın kredi verilerek harp silah ve araçlarını ABD’den satın almaları veya Marshall adı altında kabul ettikleri yardımlar ile ABD’nin ayrılmamak üzere peşine takılmaya başlamışlardır. Avrupa ülkelerini daha iyi kontrol altında tutabilmek ve sömürebilmek için 2’nci Dünya Savaşı’nda ortak düşman olan Hitler’e karşı savaştıkları SSCB’yi birden tehdit ilan ederek ve Avrupa ülkelerinin içinde bulundukları durumdan istifade ederek kolektif güvenlik örgütü adı altında hegemonyasını yasal zemine oturttuğu NATO’yu kurmuştur. SSCB ise bu hamleye Varşova Paktı ile karşılık vermiş ve ABD oyununa gelmiştir.

ABD’yi 2’nci Dünya Savaşı’nda Pearl Harbour’da Japonlara karşı uğradığı büyük yenilgiyi unutmamak gerekir. Karşılığında hegemonik güç olma yolunda çizilen itibarını kazanabilmek için dünyada ilk kez atom bombası kullanan ülke olarak  katliam yapmış ve diken üzerinde geçen, nükleer silah korkusunun hakim olduğu bir soğuk savaş döneminin yaşanmasına yol açmıştır. Bu süreci de lehine kullanmış, SSCB’yi batıyı işgal ederek komünizm getirecek bir tehdit olarak algılanması için bütün propaganda teknikleri kullanmış, Avrupa’yı etrafında konsolide etmeyi başarmış, 2’nci Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi yine Avrupa ülkelerine silah satmaya, hegemonik gücünü sürdürebilmek için ekonomi çarklarını tam istihdam sağlayacak şekilde çalıştırarak dolar rezervlerini arttırmaya, doları güçlü bir para birimi haline getirmeye devam etmiştir. Kısacası hakimiyetin maliyetini Avrupa ülkelerine yüklemeyi başarmıştır. Batılı ülkeler 2’nci Dünya Savaşı’ndan hemen herşeylerini kaybetmiş çıkarken, ABD kendi topraklarında savaş görmemesi, hiçbir endüstri ve savunma sanayi tesisi kaybetmemesi, günlük hayatın kesintiye uğramaması ve yine kendi vatandaşlarından kayıp vermemesi, harp ekonomisini planlı bir şekilde işleterek hegemonya yolunda kullanacağı ciddi bir kaynak rezervine ulaşmıştır.

KARA LEKE

ABD askerleri vatan sevgisi kavramını asla içselleştirememişlerdir. Girdikleri savaşlar işgal edilen vatanlarını kurtarmak veya savunma maksatlı olmamıştır. Bu nedenle ABD ordusu girdiği her savaşı kaybetmiştir. Vietnam, Afganistan en ağır yenilgileri arasında sayabiliriz. İran’a düzenlediği operasyonda uğradığı başarısızlık, Saddam Hüseyin’e savaş başlatabilmek için kimyasal silah yalanını İngiltere ile birlikte kullanmaları tarihlerine sürülen kara lekedir.

En teknolojik silahlara ve istihbarat sistemine sahip olsada, Hollywood filmleri ile desteklensede ABD güç gösterisinde bulunduğu ölçüde etkili olabilmektedir. Savaş meydanlarında ise adeta kağıttan bir kaplana dönüşmektedir. Bunun en önemi nedeni vatan sevgisi, silah arkadaşlığı ruhunun olmayışıdır. Vatan toprakları için savaşmadıkları için savaşma azim ve iradeleri kolaylıkla kırılabilmektedir.

Bugüne kadar NATO’nun da bir savaşa girmemiş olması aslında tam bir şanstır. ABD öncülüğünde girecekleri bir savaşın seyri daha önce kaybetttiklerinden farklı olmayacaktır. ABD’nin savaştığı ortamlarda direniş ile karşılaşmasının, ağır kayıplar vermesinin nedeni eğitim,teçhizat yetersizliği değil, vatan toprağının nasıl savunulacağını bilmemelerinde, ordu-millet ele ele kavramından çok uzak olmalarında yatmakta, savaşı sadece yerine getirilmesi gereken bir görev olarak görmektedirler.

Rusya, SSCB döneminde Hitler’e karşı verilen mücadele de en ağır kayıpları vermesi ile bir nebze olsun ABD’den ayrılmakta ve kendi toprakları dışında savaşı bugüne kadar fazla tercih etmemiş olsa da ABD gibi Afganistan’dan ağır zayiat vererek hızla geri çekilmesini unutmamak gerekir. SSCB döneminde batılı ülkelere karşı geliştirdiği aralıksız taarruz ve ateş desteğine dayanan doktrinini tatbikatlar dışında uygulama alanı bulamaması örgütsel paslanmaya yol açmıştır. Gücünü tatbikatlar dışında Moskova’da yapılan son derece iyi planlanmış tören geçişleri ile göstermeye çalışmıştır. Ukrayna savaşı, Rusya’nında askeri güç açısından yetersizliğini ortaya koymuştur. Savaş tecrübesizliği yetersizlikte önmli rol oynamaktadır. Her ne kadar Suriye’de nispeten tecrübe kazanmış bir kadro yönetimde olsa da Suriye müdahalesini bir sıcak çatışma ile karıştırmamak gerekir. Suriye yaşanan, sonuçta bir iç savaştır ve Rusya bu iç savaşta taraf olmuş, gerektiği yer ve zamanda müdahale etmiştir. Bu müdahale de hava harekatı veya ateş desteğini geçmemiştir.

MAŞA OLARAK

ABD ve Rusya’yı kendi ordularının başarısız olma veya verebilecekleri ağır zayiat nedeniyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda itibar kaybetmemeleri maksadıyla son yıllarda artan ölçüde terör örgütleri dahil vekil güçleri ve özel askeri şirketleri kullanmaya başlamalarının ardında da hem yapacakları insanlık hemde savaş suçlarını maskelemek istemelerinin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. ABD sadece bu tür devlet altı örgütleri değil maşa olarak devletleri de kullanmaya devam etmektedir. Ukrayna-Rusya arasında ki savaşta Ukrayna’nın nasıl Rusya karşısına vekil olarak çıkarıldığını da görüyoruz. Yeterki Rusya güç ve itibar kaybetsin düşüncesi binlerce Ukrayna vatandaşının ölümüne ve alt yapının yok olmasına,evlerini terk ederek göç etmek zorunda kalmalarına yol açmış ve açmaktadır. Kendi askeri gücünü kullanmamaktadır. NATO ülkelerinden biri saldırya uğramış olsa bile NATO’nun harekata başlayabilmesi ve sonuç alabilmeside pek mümkün görünmemektedir.

Küresel güç olan Rusya’nın Ukrayna karşısında zor durumda kalması üzerine ilan ettiği seferberliğin hiçbir sisteme dayanmadığını, seferberlik ile silah altına alınanların önemli kısmının hiçbir askeri eğitime tabi tutulmadığını, silah altına alınmamak için ülke dışına çıkışların nasıl hızlandığını görüyoruz. Bu küresel olarak nitlendirilen bir gücün sürekliliğini sağlama konusunda nasıl yetersiz olduğunu göstermektedir.

Dünyanın en büyük küresel gücü olarak gösterilen ABD’de  ise durum hiç farklı değildir. Askerler arasında artan, neredeyse her 60 dakikada bir ABD askerinin intihar ettiği  ABD ordusu bu soruna çare bulamamaktadır. Bu intiharların giderek artan bir eğilim izlemesini kendilerini dünyanın tek sahibi olarak gören, hukuk kurallarına ve insan haklarına uymayan, her türlü işkence ve zulmü yapan, çocuk, kadın, hasta demeden insanları öldüren ABD ve ordusunun zihniyetinin vicdanlara yansıması olarak görmek gerekir.