MEDYA, TECÂVÜZCÜYE İŞ ÖĞRETMESİN!

Dr. Can CEYLAN 08 Tem 2018

Gündemdeki son iki olayla ilgili haber bültenlerinde dikkatimi geçen bâzı ifâdeler oldu.

Bir medya organı olan gazetede böyle bir başlığın atılması gerektiğini düşünüyorum. Seçim gündemi biter bitmez, kamuoyu cinsel tâciz, tecâvüz ve cinâyet haberleriyle meşgul ediliyor. Bu haberlerin yapılması ve halkın bu konuda bilinçlenmesi elbette gereklidir ve bu, medyanın başlıca görevlerindendir.

Bu haberlere konu olanların kız çocuğu olması, haberi daha hassas hâle getirmektedir. Önce çocukların kaybolduğu ve arama çalışmalarının başladığı haberiyle kamuoyunun kırılmaya müsâit umutları kabartılıyor. Jandarma, polis, sivil arama ekipleri, eğitimli köpekler, helikopterler derken bulunmama ihtimâli az olduğu havası oluşturuluyor. Bu arada kaybolan çocukların nerelerde arandığı, nerelere ne zaman bakıldığı santim santim ve dakika dakika duyuruluyor.

Bu da yetmiyor; acılı anne-baba ve âile üyelerinin yürek burkan feryatları haber bültenlerinde “habercilikmiş” gibi yayınlanıyor. Kayıp olayının yaşandığı köy ya da kasaba, bir anda ülke gündeminin merkezi oluyor. Canlı yayın araçları bu köy ya da kasabayı âdeta işgâl ediyor. Arama ve kurtarma çalışmaları için gerekli olan sükûnet ve akl-ı selim âdeta katlediliyor. Görevlilerin durup düşünmesine ve plân yapmasına, elde edilen bilgileri değerlendirmesine fırsat verilmiyor. Medya mensupları, olayın ayrıntılarını televizyon başında, rahat koltuklarında ve hatta sâhilde güneşlenirken seyredenlere yetiştirme derdine düşüyor. Böyle önemli bir sorun, Dünya Kupası maçının devre arasında hatırlanan bir konu olarak âdeta “çerez” hâline getiriliyor.

Suçlu, Delilleri Yok Etmeyi Öğreniyor

İşini yapmaya çalışan polis ve jandarma, kamuoyunun da haber alma isteğini yerine getirmek için bilgi paylaşırken, elini kolunu sallayarak ortalık dolaşan ve hatta arama ekipleriyle birlikte arama çalışmalarına katılan suçlular, delilleri yok edebiliyorlar. Aralarına karıştıkları ekipleri yanlış yönlendirebiliyorlar. Bütün bunlar olurken, zaman kazanıyorlar. Daha da kötüsü, bu sapıklığı yaparken tatmin etmeye çalıştıkları hastalıklı ruhlarına malzeme buluyorlar. Kaçırıp işkence ettikleri, tecâvüz ettikleri çocuktan aldıkları iğrenç zevki devam ettiriyorlar. Çocuğun âilesinin içinde bulunduğu durumu görüp içlerindeki hayvanı besliyorlar.

Gündemdeki son iki olayla ilgili haber bültenlerinde dikkatimi geçen bâzı ifâdeler oldu. Suçlunun nasıl arandığı, polis ve jandarmanın hangi delillere önem verdiği, hangi izlerin tâkip edildiği açık açık anlatılıyor. Polis ve jandarmanın suçluyu bulmak için kullandığı yöntemlerin böyle paylaşılması kamuoyuna hiçbir yarar sağlamaz. Belki mümkün olan her şeyin yapıldığını düşünerek rahatlamamız isteniyor olabilir, ama bu bilgilerin paylaşılması, potansiyel suçluların delilleri nasıl yok edeceğini öğrenmelerine sebep olmaktadır.

Suç oranının çok yüksek olduğu ülkelerin başında gelen Amerika Birleşik Devletleri’nde polisiye film ve dizi senaryolarında, suçlulara yol gösteren ifâdelerin kullanılmamasına özen gösterilmektedir. Zira bu film ve diziler âdeta suçlular için ücretsiz eğitim programı olmaktadır. Bizim ülkemizdeki haber bültenlerinde paylaşılan bilgiler, buna benzer bir yanlış içindedir.

Medyanın Ahlakı Nerede?

Komşusu tarafından katledilen küçük Eylül’ün gömüldüğü yer kazılırken fotoğraf çekmek ve bunu paylaşmak, hangi ahlâka uymaktadır? Eylül’ün nelere mâruz kaldığını tekrar tekrar anlatmak ve haber olarak paylaşmak, hangi insânî değere karşılık gelmektedir? Bu suçu işleyen sapık, zâten bunun gösterilmesini ve herkesle birlikte seyretmeyi istediği için yapmıştır.

Cezâyı Mahkumlar Kesmez

Şu anda gündemde hem terör, hem vatan hâinliği hem de tecâvüz suçları için idam var. Halk, bu suçların idamla cezâlandırılmasını istemekte sonuna kadar haklıdır. İdam cezâsıyla ilgili kanun maddesi yazılırken, hem hukukun üstünlüğünün ön plâna çıkarılması, hem de halkın yüreğini soğutacak ve devlete olan güvenini arttıracak içerikte olmasına dikkat edilmelidir.

Günümüzde cezâ kanunlarımızda idam cezâsı bulunmamaktadır. Halk, bir taraftan idam cezâsının geri getirilmesini isterken, diğer taraftan özellikle tecâcüz suçlularının hapishânede ölmek isteyecek kadar kötü muameleye tâbi tutulduğunu düşünüp rahatlamak istemektedir. Ancak burada gözden kaçan bir ayrıntı bulunmaktadır. Tecâvüz suçundan hüküm giyenlerin hapishânede aynı muameleyle karşılaşması, hapishânelerin bu eylemi yapabilecek sapıklarla dolu olduğunu anlamına gelir. Bu, her şeyden önce hapishânedeki hukuk dışı otoritenin, devletin hukuk sisteminden ve otoritesinden üstün olduğuna inanmak demektir.    

Pornografik Sosyal Hayat

Kamuoyu olarak bireysel vakalar üzerinden gündemi tâkip ediyoruz. Ancak idam gibi en ağır cezânın bile bu gibi suçlarda caydırıcı olmadığı, suç sayısında azalma olsa bile, mağdur bireylerin acı çekmesinin engellenmediği tespit edilmiştir. En ağır şekilde cezâlandırılması gerektiğine inandığım bu suçlular, durup dururken bu hâle gelmiyor. Bâzı tesettürlü kadınların bile moda ikonu gibi sokaklarda dolaştığı bir sosyal hayâtımız var. On sekiz yaşından küçük Selena Gomezler, Aleyna Tilkiler, çocuklarımızın gözü önüne “frikikli pozlar” ile çıkıyor. Televizyon programlarında konuşulan konular, mahremiyet duygusunun ortadan kalktığını ispat edecek kadar açık seçik. Televizyonlarda dengeli sosyal hayâtın anlatıldığı âile dizisi kalmadı. Gizlinin, saklının, mahremin kalmadığı bir sosyal hayatta cinsel suçların ve cinâyetlerin engellemesi için sâdece idâmı ön plâna çıkarmak, bataklıktaki sineklerle uğraşmaktır.

“Pornoma Dokunma” Diyenler Nerede?!

Devletimiz, Adâlet Bakanlığı üzerinden internet kullanımında pornografik sitelere kısıtlama getirirken, bu ülkede bâzı “özgürlük kokoşları” yürüyüş yapıp “pornoma dokunma” diye pankart açtılar. Uzmanlar tarafından cinsel suçların en büyük tetikleyici olarak tanımlanan pornografik figürlerin, sübliminal seviyede çocuk oyuncaklarına kadar girdiği gerçeği ortada dururken, birilerinin özgürlük adına insanlıktan çıktığını görmezden gelemeyiz.

Çocuklar Umurlarında Değil

Kendisi gibi düşünmeyeni insan olarak görmeyen zihniyet, amacına ulaşmak için her türlü oyunu oynuyor. Leyla kızımızın katledilmesinde ismi ön plâna çıkan öz amcasının PKK sempatizanı olması işin içinde başka oyunlar olduğunu gösteriyor. Kendini sanatçı zannedenlerin de bu “öküzün altında buzağı arama” sevdâsıyla İslâm’a saldırması da oyunun başka tarafıdır. Yıllarca Anadolu’nun çocuklarını teröre harcatan zihniyet, şimdi cinsiyet ve yaşa bakmadan çocuklarımızı hedef almıştır.

Uzmanlara Kulak Verilmeli

Sebep ne olursa olsun, bu sebepler cinsel konuların toplumsal boyutlarını örtmemelidir. Küçük çocukların katledildiği olayların ön plâna çıktığı bu günlerde, sorunu yüzeysel çözüm yollarına başvurarak halletmek, tozları halının altına süpürmeye benzer. Bu konu, devlet aklının devreye girmesi gereken bir sorundur. Devlet aklının en büyük özelliği, büyük resmi görerek ve akl-ı selimi kaybetmeden çalışmasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, bu konunun uzmanlarını devreye sokmak, yapıcı bir çözüm sürecinin atılması gereken ilk adımıdır. Başta Adalet Bakanlığı ve konunun yasallaşması sürecinde devreye girecek olan yetkililerin, bu konunun uzmanı olan ve binlerce vaka tecrübesi bulunan Gülhan Gündüz’ün bilgi birikiminden yararlanması gerekmektedir. Gülhan Gündüz, Amerika Birleşik Devletleri’nde özel izinle FBI’da aldığı eğitim ile kendini bu sorunun çözülmesi adamış bir isimdir. Suçlu profillerinin tespitinden kısırlaştırmaya ve idama kadar alınacak her türlü önlemde Gülhan Gündüz’ün söyleyeceklerine kulak verilmesi gerekmektedir.