MEM İLE ZİN

Kavuşamayan âşıkların, yeryüzüne sığmayan sevdalarını anlamak çaba gerektirir. Akıl sahibi insanın, kendini bilme ihtiyacı, zihinsel potansiyel ile ruh potansiyelini birlikte kullanmasını gerektirir.

Konusu aşk, içeriği kavuşamayan sevgililer olan hikâyeler, insanlık tarihi kadar eskidir. Zira insan aşkla vardır. İlk çağlardan bu yana insanlığın ortak hafızasında korunan, dilden dile aktarılan derin aşk hikâyelerinin ortak özelliği, maddi aşktan ilahi aşka yolculuktur.

Kavuşamayan âşıkların, yeryüzüne sığmayan sevdalarını anlamak çaba gerektirir. Akıl sahibi insanın, kendini bilme ihtiyacı, zihinsel potansiyel ile ruh potansiyelini birlikte kullanmasını gerektirir.  

Kuşkusuz akıl gerekli ve önemlidir de gönül süzgecine uğramayan akıl, çoğu zaman amaçsızdır, faydasızdır. Dolayısıyla insanın; ahlak, edep, merhamet, inanç, hırs, bencillik, kötü huylar gibi temel duygularının farkında olmasını sağlayan, anlam arayışına ışık tutan, iç yolculuğuna rehberlik eden, yeryüzündeki varlığını bize yeniden ve bir daha haykıran eserler, başyapıtlara dönüşüyor. Çünkü bizim kendimizi bilmeye ihtiyacımız var. Çünkü aklımız kadar ruhumuz, duygularımız ve gönlümüzden beslenmeyen davranışlarımızın bizi nerelere götürebildiğini, kalıcı eserlerden öğrenmeye ihtiyacımız var.

Bazen eser, sahibinin önüne geçer. Zira kalıcı olan eserdir. Ahmed-i Hâni’nin 1694’te tamamladığı, 2656 beyitten oluşan ve Kürtçe manzum mesnevi tarzında kaleme aldığı büyük aşk destanı Mem İle Zin, bu eserlerden biridir. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u (1536) ve Shakespeare’in Romeo ve Juliet’i (1596) ile benzer edebi karakteristiklere sahiptir.

1450’lerde Cizre’de yaşanan ve yaklaşık 240 sene sonra Ahmed-i Hâni tarafından destanlaştırılan, birçok dile çevrilen, sinema, dizi film ve tiyatroya uyarlanan Mem İle Zin’in aşk hikâyesini özetlemek isteriz. Ve lütfen hikâyede ahlakı, adanmışlığı, iyiliği, dostluğu, yardım severliği, liderliği, hırsı, kötülüğü, şiddeti temsil eden karakterlerden hangisine yakın olduğumuza kafa yoralım.

BEN BUNUNLA YAŞIYORUM

“Cizre Bey’i Mir Zeynuddin’in, Siti ve Zin adında iki kız kardeşi vardır. Tajdin, Bey’in vezirinin oğlu, Mem ise Tajdin’in en yakın dostudur. Bahar bayramında Cizre halkı kırlara çıkmıştır. Mem ve Tajdin, kendilerine kız süsü vererek şenliğe katılır. İşin ilginç yanı Zin ve Siti kardeşler de kendilerine erkek süsü vererek şenliğe gelmiştir. Kız kılığındaki Mem ile Tajdin, erkek kılığındaki Zin ve Siti’yi görünce düşüp bayılırlar. Bayılanları ayıltmaya çalışan kız kardeşler, onların erkek olduklarını fark edince Zin, üzerinde adının yazılı olduğu yüzüğü Mem’in, Siti de yine üzerinde adının yazılı olduğu yüzüğü Tajdin’in parmağına takar ve oradan uzaklaşırlar.

Mem ve Tajdin uyandıklarında yüzükleri kimin taktığını anlarlar. Mem Zin’e, Tajdin Siti’ye derin bir aşkla bağlanır ve bu aşktan hasta düşerler. Hekim kılığında Mem ve Tajdin’i ziyaret eden dadı, Zin ve Siti’nin de onlar gibi yandığını söyleyerek yüzükleri geri ister. Tajdin yüzüğü geri verir ama Mem; ‘Ben bununla yaşıyorum’ der ve yüzüğü vermez.

Mem ve Tajdin olayı çevreleriyle paylaşır. Araya giren büyükler Cizre Bey’ine giderek önce Siti’yi Tajdin’e isterler ve 7 gün 7 gece düğün yapılır. Sonra Zin’i Mem için isterler ama Bey, bu isteği geri çevirir. Çünkü Bey’in odacısı Beko, Mem ile Zin’in kavuşmasını istemez ve Bey’i doldurur.

Mem ile Zin aşk acısıyla kavrulurken Tajdin bazen onları buluşturmaya çalışır ama Beko her defasında çeşitli oyun ve hilelerle âşıkların buluşmalarını engeller. Yetmiyormuş gibi Bey’e; ‘Tajdin sizin haberiniz olmadan Zin’i Mem’e vermiş’ diyerek sürekli olarak Bey’e Mem hakkında olumsuz şeyler aktarır. Bey çok kızar ve Zin’i, Mem’e vermeyeceğine yemin eder.

Aşkından divane dolaşan Mem, bir gün Bey’in bahçesine girer. Zin’i gördüğünde ikisi de bayılır. O anda avdan gelen Bey’i fark eden Mem, uyanır ve uzun elbisesiyle Zin’i saklar. Durumu fark eden Tajdin, çok kızan Bey’i, ikna ederek divanına götürür sonra da Mem ile Zin’i kurtarmak ve olayı örtmek için evine gider, eşi Siti ve çocuğunu evden çıkararak evini ateşe verir.

DİKEN VE YILAN

Beko, Mem’e aşkını itiraf ettirmek ve Bey’in gözünde daha da zora düşürmek için bir satranç oyununda ikisini karşı karşıya getirir. Usta oyuncu Mem, üç oyunu alır. Bey’in yenileceğini anlayan Beko, oyun esnasında Mem’in, Zin’i uzaktan görmesini sağlar. Zin’i gören Mem hayallere dalar, oyunu kaybeder ve aşkını itiraf eder. Bey, Mem’i zindana atar.

Zindanda günlerini okuma ve zikirle geçiren Mem, ilahi aşkın yolunda mesafe alır. Bir yılın sonunda çok zayıflar ve ağır şekilde hastalanır. Bey’in kendisini affettiğini söylediklerinde Mem, ‘Ben Beylerin Beyi’ne kavuşuyorum’ der ve zindanda ölür. Tajdin, dostu Mem’in cenazesini kaldırdıktan sonra bu aşka engel olan Beko’yu öldürür. Bey, Beko’nun etkisiyle yaptıklarından derin bir pişmanlık duyar.  

Zin, fesat kaynağı olarak dünyada buluşmalarını engelleyen Beko’nun, Mem’in ayak dibine defnedilmesini Bey’den rica ederek der ki; ‘Gülü koruyan diken, hazineyi koruyan yılan gibi burada bulunsun.’ Zin, Mem’in mezarı başında günlerce ağlar ve o da ruhunu teslim eder. Zin Mem’in yanına defnedilir. Türbeleri, Cizre’nin Sur Mahallesi’ndedir.”