"OFF THE RECORD" ÜZERİNDEN TÜRK BASINI OKUMASI

Ekin GÜN 24 Oca 2020

Gülenay Börekçi'nin başında olduğu Turkuvaz Kitap son zamanlarda çok başarılı işlere imza atıyor, tüm yayınlarını da takip etmeye çalışıyorum.

Aslında Yavuz Donat’ın Turkuvaz Kitap’tan çıkan “Off The Record” adlı kitabını bitireli çok olmuştu.

Gündemin yoğunluğundan oturup da bir türlü yazamadım, eğer hala okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

Yaklaşık 400 sayfalık kitabı iki günde bitireceğinize eminim, o kadar akıcı ve ilgi çekici ki bir dizinin yeni sezonunu bekler gibi heyecanla sayfaları çeviriyorsunuz.

Bu kitaba sadece Yavuz Donat’ın anıları açısından bakmak haksızlık olur, yakın tarihimize ve milenyum öncesi Türk basınının haline de ışık tutuyor.

Ayrıca Şebnem Bursalı’ya ayrı bir parantez açmam gerek, harika sorular sormuş Donat’a, hatta bir önerim olacak aynı röportajcı kimliğini gazeteye daha yoğun bir şekilde taşırsa çok iyi söyleşiler okuyacağımızı düşünüyorum.

Gülenay Börekçi’nin başında olduğu Turkuvaz Kitap son zamanlarda çok başarılı işlere imza atıyor, tüm yayınlarını da takip etmeye çalışıyorum.

***

Ne yalan söyleyeyim, duayen gazeteci Yavuz Donat Türk basınında sevilmeyen isimlerden biri oldu hep.

Onu bu derece nefret objesi yapan ise her dönem seçilmiş iktidarın yanında demokrasiyi savunmasıydı.

Ne gariptir ki bu ülkede epey bir süre vesayetin yanında duranlar “özgürlük savaşçısı” olarak lanse edilirken, halkın seçtiği bir iktidarın yanında olmak hep çok tuhafmış gibi yansıtıldı.

Demokrasiyi içselleştirememizin başlıca sebeplerinden biri bu iken yaşam tarzı ile siyasi düşüncenin aynı güzergâhta gitmesi gerektiği inancı da buna tuz biber oldu.

Seküler bir insanın sağ bir iktidarı destekleyemeyeceği, desteklemesi halinde onun “dönem adamı” olacağına ilişkin son derece sığ bir tespit bu ülkenin başına gelen en kötü okumalardan biri olsa gerek.

Aynı şekilde Mehmet Barlas’ın da bu kategorizasyonda tıpkı Yavuz Donat gibi hakkı yendi, oysa ikisi de şu an Türk basınında var olan herkesi cebinden defalarca çıkaracak kişiler.

Bu gerçeği isteseniz de anlatamıyorsunuz, Türk basını belki de tarihinin en kalitesiz günlerini yaşarken gerçeği yüzlerine çarpsanız da inanmak istediğine inanan bir kadroyla dolu her yer.

Öyle ya, toplum da bu rüzgâra kapıldı ne yazık ki, Barlas ve Donat gibi kibarlığından kuşku duymayacağımız entelektüel isimlere “neden kavgacı olmadıklarına” ilişkin komik analizler yapıldı.

Sahi isimleri son birkaç senede değişmeyen yirmi kelle kanal kanal kavga etmek için televizyonları aşındırırken, toplum da fikirleri değil, kavgaları takip etti.

Oysa kişilerle kavga yapılacak en basit şey, Donat ve Barlas gibi isimler, vesayetçi sistemle kavga ettiler, bundan daha büyük kavga mı var?

Hele hele demokrasiden bahsetmenin suç olduğu koşullarda…

***

Düşünüyorum da Yavuz Donat, Mehmet Barlas, Rauf Tamer, Avni Özgürel gibi isimler iyi ki var, bugün Türk basınını yerlerde sürünmekten kurtaran yine bu isimler.

Onlardan öğrenecek çok şeyimiz olduğuna inanıyorum hala, şu televizyon kanallarına, gazete köşelerine bakıp da yoldan geçen arabayla bile kavga etmeye meraklı, fikirlerini bırakıp kişisel kariyerine odaklanmış kişilerden kurtulamıyoruz maalesef.

Siyaset arenasındaki vesayetler sonlandı ama bu sefer de nur topu gibi Türk basınında son derece ilkel ve kalitesiz kariyer heveslerine kapılmış yeni vesayet zihniyetlerimiz oldu.