TDV sağ 160x600


PARİS! SEVDA TALANLARI VE SONRASIZ SEN!

Hayatımda hiç böyle bir dönem görmedim.

Hayatımda hiç böyle bir dönem görmedim.

Ekonomik kriz öylesine büyük ki.

İnsanlar öylesine fakirler ki.

Böyle olunca insanlar birbirine dikkat eder oldu.

Nasıl mı?

Mesela birileri seyahate gidiyorlar ve havaalanına giderken başlayan yolculuğun paylaşımları da başlıyor.

Evet şimdi o zenginler Paris'teler.

İnsanlar başlıyor konuşmaya, vay arkadaş nasıl gittiler, euro bu kadar oldu, başlıyorlar Türk parası ile çarpmaya.

Öylesine para derdi var ki.

Öylesine para yok ki.

İnsanlar öylesine gıda fakirliği içinde, istediği hiçbir şeyi alamazken, karnını doyuramazken.

Nefsini köreltme derdindeyken.

İnsanlar başlıyor birbirinin harcadığı para ile ilgilenmeye.

İnanın, insanlar birbirinin elinde kolunda taşıdığı paketlere, poşetlere bakıyorlar.

Ben ki onlarca defa Paris'e gittim, onlarca defa Fransa'ya kayağa gittim, bir müddet Nice'de yaşadım, vay be! diyorum.

O zaman.

Size biraz Paris'i anlatayım, ben ve siz hep beraber gitmiş gibi olalım.

Hadi bakalım Paris'e indik gibi yapalım.

İlk gidilecek yer tabi ki Eyfel kulesi.

Paris'e, aslında tepeden baktığın bir yerin önemi kadar önemli bir yer ve daima turist kalabalığı olan bir yer.

Tabi ki Louvre Müzesi.

Hemen olmaz, gez gez bitiremezsin ve bir yerde vazgeçersin.

Tabi ki Seine Nehri.

Parıs'in ortasından kirli bir suyun aktığı, Fransızların anlattığı kadar güzel olmayan, ama Paris'e hayat veren bir nehirdir.

Nehrin üzerindeki şahane tarih kokan köprüler tartışılmaz.

Ve tabi ki Champs Elysees'e.

Alışverişler, mağazalar ve caddeler gece yarısına kadar kaynayan kalabalığın olduğu cadde.

Bu caddede otur her türlū insanı ve çılgınlıkları görebilirsiniz.

Ve.

En sevdiğim yerlerden Montmartre.

Sokak ressamlarının bulunduğu, istersen kendi portreni çizdirebileceğin bir yer.

İster siyah beyaz, istersen renkli çizdirebilirsin.

Ben bir zamanlar renkli portremi 300 Franka çizdirmiştim. 

Ve orada çok eski Cafe La Boheme vardı.

Çok aşıktım o zamanlar, amansız düşler içinde o kafede oturuvermiştim.

Kendi portreme baka baka kahvemi içmiştim.

Karanlığı görmenin tek yolu, o da "dışına çıkmaktır" diyerek kendimi buralara atmıştım.

Sen ve aşk çıkmazda isen, öyle bir yürek körlüğüne düşersin ki hiçbir rengi göremezsin.

"Şimdi sen", "öncesi sen", ve "sonrasız sen" dediğim günlerdi.

Güya, aklımdakilerden, kalbimdekilerden Paris'e kaçmıştım.

İçe vurmuş bir gözyaşının yürek saçaklarına sızması gibi, yağmurdan ıslanmayacağım bir yere kaçmayı düşlemiştim.

Paris'e gelmek boş.

Paris havasında hiçbir şey geçmez.

Ve sonrası anladım ki.

Ödeşmelerin olmadığı bir yer yok, olsa kim bilir kimler kaçacak.

O zaman.

Kal.

Ödeş.

Sevda talanının geçmesini bekle.

Mutlaka geçer.

Geçti.

Funda’nın aklındakiler…

... Fatih hoca, her ramazan ayında televizyon programında kuran ilmini anlatıyor, dini bilgiler veriyor.

Ve geçen hafta anlatırken, insan ağzından çıkan bir kelime ile hata yapabilir, evlenirken bir evet dersin hayatına mal olur, şey falan diye gaf yapmak nedir diye anlatmaya devam ediyor.

Ben anladım ki, hoca bunu bilerek yapıyor.

Konuşulsun diye yapıyor ve istediği oluyor.

Sosyal medyada video viral okuyor. Sabah gözünü açan herkes bu videoyu birbirine yolluyor.

Sanki çok matah, sanki çok komik.

Neyse bakıyor TV programları tartışmaya, din hocası böyle gaf yapar mı falan diye.

Herkes gaf yapar.

Yeter ki, hayatın, yaşantın, seçimlerin, cinsel yaşamın gaf olmasın.

Birine gözüm takılıyor, hayatı gaf, gizli saklı yaşadıkları gaf, neler biliyoruz neler.

Bi ara sabaha karşı falan, hani falan.

Yahu sen kendin, hayatın, saklı seçimlerin gaf olan bir insan ağızdan çıkan bir gafı konuşamazsın.

Sus otur.

Funda’nın aklındakiler…

... Instagram arsızları var.

Instagram dilencileri var.

Instagram arsızları ünlü birinin fan sayfasını açıyor ve onunla ilgili paylaşımlar yapıyor.

Her halini paylaşıyor, bunu anlayabiliriz.

Ama ünlünün çocuklarının fan sayfası olmayı kabul etmem çok zor.

Ne münasebet.

El alemin çocuğundan sana ne.

Babasının umuru değilsin, annesinin umuru hiç değilsin.

O geziyor, her şeyi kolay kolay alıyor, seninle ilgisi ne.

Sen, o yiyor, giyiniyor ve geziyor diye bundan niye bu kadar mutlusun ki.

Senden haberi olmayan ve umuru olmayan insanların peşinde neden arsızca koşuyorsun.

Çocuğun fotoğraflarını paylaşıyor, " bir maşallahınızı alırız" diye arsızca istekte bulunuyorsun.

Seninle o çocuğun arasında ne alaka var ki maşallahını istiyorsun.

Ya Instagram dilencileri.

Özellikle sağlık sayfaları.

Ve ev düzeni paylaşan sayfalar.

"Canlarım" diye başlayan sınırsız arsızlık içinde nokta virgül de olsa yorum yazınız diye dileniyorlar.

Benim için trafikte arabana koşan para isleyen, ya da caddede oturup Allah rızası için diye para dilenen insanlardan hiç farkınız yok.

Arsızlığa sınır tanımamak nedir anlayamam 

Dilencilikte sınır tanımamak nedir anlayamam.

Benden bir kuruş çıkmaz onu bilirim.