PENÇE-KARTAL VE PENÇE KAPLAN OPERASYONLARI KONUSUNDA KİM NEREDE DURUYOR?

Faruk AKTAŞ 23 Haz 2020

Türkiye'nin bu kapsamlı operasyonuna yönelik şuana kadar Avrupa'dan ciddi bir tepki gelmediğini biz de not edelim.

Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine yönelik olarak 15 Haziran’da başlayan Pençe-Kartal operasyonu, Pençe-Kaplan olarak devam ediyor.

 Yani hava operasyonu, hava destekli kara operasyonu olarak sürüyor.

Türk komando birlikleri SİHA, İHA ve Atak helikopterlerinin desteğiyle geniş kapsamlı bir operasyon yürütüyor.

PKK’ya yönelik son zamanlardaki en büyük operasyonlar bunlar.

Uzun süredir ciddi kayıplar veren PKK, 15-16 Haziran’da yeni bir eylemlilik süreciyle ortaya çıkmaya hazırlanıyordu ki, bu operasyonlar, eylem yapmak şöyle dursun lider kadrolarda bile büyük bir paniğe yol açtı.

PKK’nın ele başları Cemil Bayık ve Murat Karayılan’ın örgüte ait TV kanalında yaptığı açıklamalar bunu net bir şekilde gösteriyor.

Operasyona engel olmadıkları gerekçesiyle ABD, bazı Avrupa ülkeleri, Irak ve Kuzey Irak’taki Kürt yönetimine sert suçlamalar yönelten PKK, özellikle Avrupa’daki taraftarlarını sokaklara dökmeye çalışıyor.

Birçok Avrupa ülkesinde çeşitli gösteriler düzenlendi, düzenleniyor ancak bu gösterilere katılımın eski yıllara oranla çok düşük olduğuna dikkat çekmekte yarar var.

PKK, bu gösterilerle “Biz sizin için DEAŞ ile savaştık siz bizi ortada bıraktınız” diye feryat ederek operasyonların durdurulması için Türkiye’ye baskı yapılmasını istiyor.

Tabi, uluslararası güçlerin onlar ve onlar gibi tüm terör örgütlerini istedikleri zaman istedikleri şekilde kullanıp sonra işlerine yaramadığı zaman kirli sepetine attıklarını bilmiyorlar.

Ya da biliyorlarsa da şu an için kirli sepetine atılmak istemiyorlar.

Türkiye’nin bu kapsamlı operasyonuna yönelik şuana kadar Avrupa’dan ciddi bir tepki gelmediğini biz de not edelim.

Bunun birçok nedeni var.

Birincisi her ülkenin öncelikli gündemi koronavirüs ve salgın sonrası ekonomik kriz.

Bu ülkeler için PKK öncelikli gündem maddelerinden biri değil.

İkincisi pandemi sürecinde Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmesi, salgın sonrası bu ülkelerin Türkiye ile ticari ilişkilerini geliştirme hesapları, söz konusu ülkelerin bu operasyonlar konusunda sessiz kalmalarında etkili unsurlardan birisi.

Bir diğeri ise Libya’da yaşanan gelişmeler.

Türkiye’nin neredeyse tek başına Libya’daki tüm dengeleri alt-üst etmesi, başta Fransa olmak üzere karşı cephede yer alanların büyük bir hezimet yaşaması ayrıca ABD’nin burada açıkça Türkiye’den yana taraf belirlemesi de Avrupa ülkelerinin bu operasyonlara ses çıkarmamasında etkili diye düşünüyorum.

ABD’nin sessizliğini ise birkaç şekilde değerlendirmek gerek.

Birincisi; ABD’de siyahî bir kişinin polis tarafından öldürülmesinin ardından yaşanan iç karışıklıklarda PKK’ya yakın ANTİFA örgütünün etkisi ve bu durumun Washington’da PKK aleyhine bir yaklaşımın doğmasına yol açması.

İkincisi Libya’da ortaya çıkan dengeler sonrası ABD’nin Türkiye’den yana açık bir politika izlemeye başlaması.

Üçüncüsü ve bence en önemlisi ABD, Suriye’de Kürt grupları PYD’nin etrafında birleştirirken PKK’ya yönelik operasyonlara da sert tepki vererek Ankara’nın şimşeklerini büsbütün üstüne çekmek istemiyor.

Zira ABD, uzun süreden bu yana PKK politikasını PYD üzerinden götürmeye çalışıyor.

Suriye’de başlayıp Irak ile birleşen sonrasında Türkiye ve İran’ı içine almayı hedefleyen kendi güdümünde bir terör devleti politikası kurma politikası bu.

Ancak ABD’de daha çok Pentagon destekli bu politikalar konusunda Trump’ın mesafeli durduğunu belirtmek gerek.

Önümüzdeki dönem Ankara ile Washington arasında Libya’da, Doğu Akdeniz’de daha yoğun bir iş birliğinin gelişmesi ABD’nin PKK/PYD yaklaşımlarında da değişikliğe yol açabilir, yani ABD PKK/PYD’yi tümden satabilir.

Rusya ise suskun kalarak PKK’nın kendi kucağına düşmesini ve sonrasında bunu Suriye ve Libya konusunda Türkiye’ye karşı koz olarak kullanma hesabında.

Bu operasyonlar konusunda en agresif yaklaşımı BAE, Suudi Arabistan ve Mısır gösteriyor.

Uzun süredir tüm enerjilerini Türkiye karşıtlığı için seferber eden bu ülkeler Kuveyt ve Bahreyn gibi ülkeleri de arkalarına alarak Arap Birliği’nden operasyonu kınayan bir karar çıkarttılar.

Söz konusu ülkelerin Libya konusunda da karşı cephede yer aldıklarını anımsatalım.

Kanımca PKK konusunda en sinsi ve en tehlikeli politikayı izleyen ise İran.

Zira Tahran bir yandan Ankara ile ortak hareket ediyormuş gibi görünüp bir yandan da gizli gizli PKK ile görüşmeler yürütüyor.

PKK’nın tamamen ABD güdümüne girip ileride kendisine de silah doğrultabileceğini hesap ederek örgütün en azından bir kanadını kendi denetiminde tutmaya çalışıyor.

Gelelim Bağdat ve Erbil’in pozisyonlarına…

Kısa bir süre önce Irak’ta Başbakanlık koltuğuna oturan Mustafa Kazımi, ülkesinde düzeni sağlayabilmek için PKK, DEAŞ ve diğer tüm terör örgütü ve silahlı güçlerden kurtulmak istediğine dair bir yaklaşım içinde görünüyor ancak hali hazırda bunu yapacak gücü yok.

Dolayısıyla Irak’ın Türkiye’nin Bağdat Büyükelçi’ne iki kez nota vermiş olmasını “usulen sessiz kalmamış olmak” şeklinde değerlendirmek gerek.

Kazımi hükümeti, PKK ile mücadele konusunda şimdiye kadarki tüm hükümetlerden çok daha fazla Türkiye ile ortak hareket edebilir.

Burada durumu en karmaşık olan Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi.

Barzaniler bir yandan PKK’nın kendi topraklarından çıkmasını istiyor bir yandan da Suriye’deki kolları ENKS üzerinden PKK/PYD ile iş birliğine giriyor.

Bu yaklaşımları nedeniyle hem Ankara’nın hem de PKK’nın hedefi durumuna geldiler.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, PKK/PYD ile iş birliği yapanların da bundan sonra Türkiye için hedef olacağı uyarısı yaptı.

Bu mesaj şüphesiz ENKS kadar Erbil yönetimineydi.

PKK da devam eden operasyonlar konusunda açıkça kendilerinden yana tutum takınmaması halinde Erbil yönetimini de hedef alacakları tehdidinde bulundu.

Barzani yönetiminin, PKK konusunda bir an önce bu ikircikli, ne yaptığını bilmez politikalardan dönmemesi halinde PKK ile birlikte yok oluş sürecine gireceğini bilmesinde yarar var.