PLASTİK AŞKLAR TİYATRO OYUNUNA TAM NOT

Usta oyuncu Oya Başar ve Begüm Birgören'in başrollerini paylaştığı 'Plastik Aşklar' oyununun galası, 3 Aralık Salı Kadıköy Baba Sahne'de gerçekleşti.

Senaryosunu Ali Cüneyd Kılcıoğlu, yönetmenliğini Orçun Ucal, yapımcılığını Performance Of Anatolia Latif Koru'nun yaptığı 'Plastik Aşklar', günümüz modern mizah anlayışının 90 dakika boyunca sergilendiği, son dönemim en güçlü iki kişilik oyunlarından.

6 yıl sonra yeniden tiyatro sahnesine çıkan Oya Başar, ustalığı ve tükenmek bilmeyen enerjisi ile kendisini izlemeye gelenlere kusursuz, dinamik bir oyunculuk ziyafeti sundu. Genç oyuncu Begüm Birgören’de sergilediği performansla izleyiciden tam not almayı başardı.

‘Plastik Aşklar’ı izlemeye Orhan Gencebay, Sevim Emre, Demet Akbağ, Sedef İybar, Emel Müftüoğlu, Öykü Gürman, Nevra Serezli, Gül Sunal, Sinan Çetin, Berfin Erdoğan gibi ünlü isimler de vardı.

Temposunun hiç düşmediği ‘Plastik Aşklar’ için özel olarak bir ev dekoru hazırlandı. Ayrıca, iki oyuncu için oyunda kullanılmak üzere 15 kostüm tasarlandı.

Okan Bayülgen ve Emre Karayel’in oyunun içinde sesleri ile haberleri sundukları bölümler seyirci için sürpriz ve şaşkınlık yarattı. Oya Başar yıllar sonra ilk defa bir oyunda giydiği beyaz, kırmızı kurdelalı gelinlik ve yaptığı esprilerle seyircinin dakikalarca gülmesine neden oldu.

Kasım ayında seyircisiyle buluşmaya başlayan Plastik Aşkları, ANATOLIA ENTERTAINMENT bünyesinde faaliyet gösteren Performance Of Anatolia tarafından sahneye kondu. 

Plastik Aşklar, eğitimli, kültürlü, hayatla eğlenebilen, elit ama bir o kadar da alaturka Alev’le (Oya Başar), çekingen, kendini savunmaktan korkan, geleneklerden bihaber, saf Sezen’in (Begüm Birgören) yüzleşmelerini, gelgitlerini, hayatla, kendileriyle ve ortak aşklarıyla olan hesaplaşmalarını konu ediniyor. Oyun, kadın psikolojisini anlamak adına da içinde güçlü analizler barındırıyor. Kendinizden çok şey bulacağınız muhteşem bir kahkaha tufanına hazır olun... Seyircilerine unutamayacağı dakikalar vadeden oyun, sezonun en iyi komedisi olmaya aday.

PERAKENDE GÜNLERİ 18. YAŞINDA 

Deneyimlerin gücüyle yepyeni bir PG gerçekleşti. 

Perakende Günleri’nin 18. yılında, sektörünüzün geleceğine yön vermek, perakendenin güncel konularını hep birlikte tartışmak, bilgiyi, yenilikleri paylaşmak için bir araya geldik. Bu yıl deneyimlerimizden öğrenmeye özel bir yer ayrıldı ve çok faydalı oldu. Konferansta “Retail Experience temasıyla farklı ve ilham verici perakende deneyimleri paylaşıldı. Ülkemizden ve yurtdışından birbirinden değerli konuşmacılar, perakendede işimizi geliştirecek en yeni uygulamaları anlattı.

Fuar ve B2B toplantılarının sunduğu eşsiz network ve iş birliği imkânlarıyla yine çok etkili bir şekilde gerçekleşti. Yemekler, özel yemekler, Perakende Güneşi Ödülleri’yle yine unutulmaz anlarla birlikteliğin heyecanını yaşadık. Zengin içeriği, iş birliği fırsatları, yenilikleri ve coşkusuyla Perakende Günleri’nde görüşmek dileğiyle…

EVET! OKULLARDA “ADABI MUAŞERET” OKUTULMALIDIR!

-Öyle çatal solda bıçak sağda falan değil (!)

-Günaydın demek mesela… Gülümsemek… Selam vermek… Hatır sormak…

-Gürültü yapmamak mesela… Korna çalmamak, bağıra çağıra konuşup, hayâsızca gülmemek…

-Yol vermek, yer vermek mesela… Zeki(!) olduğunu sanarak kırmızı ışıkta geçmemek mesela…

-Tükürmemek, yerlere bir şey atmamak, arabanın küllüğünü yola boşaltmamak mesela…

-Sırada beklemeyi bilmek, ne kadar akıllı olursan ol (!) önlere kaynamaya çalışmamak mesela

-Hayvanlara kötü davranmamak, eziyet etmemek mesela…

-Sokak hayvanlarını besliyorum diye akşamdan kalma nohut tenceresini kaldırıma boşaltmamak mesela…

-Ayakkabıları daire girişinde çıkarıp, karman çorman bırakmamak mesela…

-Bisiklet yolundan yürümemek, iç çamaşırı ile denize girmemek mesela…

-Mangal kültürünü bir nizama sokmak mesela… İki pirzola için koca ormanları yakmamak mesela…

-Kurban kesmenin adabını bilmek, kurbana baltayla girişmemek mesela..

-Adabı muaşeret dersinin adı “insan olma dersi olarak değişmelidir ayrıca.

Eminim ki sizlerinde ekleyeceği daha çok şeyler vardır. Siz de düşünün... 

Kıssadan Hisse

20 mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış. Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş: “Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

Çiftçi cevap vermiş: “Yoksa bilmiyor musun? Rüzgar, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

Yaşamlarımız da böyledir. Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. Ve mutluluğu seçenler, başkalarının mutluluğa ulaşmasına yardım etmelidir. Birimizin refaha ulaşması, herkesin refaha ulaşmasına bağlıdır.

Buna başarının ilkesi diyebilirsin, Ya da hayat kanunu...

Hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça... 

GÜNÜN SÖZÜ: BİZDE KİBİR YOKTUR, DAĞ YÜRÜMEZSE ABDAL YÜRÜR. 

NASRETTİN HOCA