POPÜLİZM-HALKÇILIK

DOĞU ERGİL 06 Kas 2020

Popülizm, bir ideolojiden çok bir siyasi yaklaşım, siyasal anlayış tarzı ve iletişim biçimidir.

Halkçılık olgusuyla ilgilenmeye 1970’lerde doktora eğitimim sırasında (New York) başladım. Konuya giriş kapım, “devletin göreli özerkliğiydi”. Daha güçlenmemiş burjuvazi ve örgütlenip, siyasete ağırlığını koymamış işçi sınıfının bıraktığı boşluğu orta-sınıf profesyonellerin ama daha çok bürokratların doldurduğu ve devlet aygıtını denetimleri altına aldığı bir durumdu dikkatimi çeken. Çok-uluslu doktora sınıflarında kendi ülkelerinden örnekler verecek nitelikli öğrenci arkadaşlarımla karşılaştırmalı bir çalışma yaptık ve çok şey öğrendik.

Doktora bitip yurda döndükten sonra konu üzerindeki düşüncelerimi toparlayıp Birikim dergisine bir makale olarak sundum. Yazı,  Ekim 1977 tarihinde 12/32 sayısında çıktı. Geçende bulup (internette var) tekrar okudum ve bugün çok boyutlanan popülizm yazınının birçok ipucunu orada gördüm. Şimdi bu yazıyı güncelleme vakti, çünkü dünya değişti, toplumsal yapılar farklılaştı. Dolayısıyla halkçılık/popülizm de yeni özellikleriyle yeni bir yorumu hak ediyor.

Popülizm/halkçılık nedir?

Popülizm, bir ideolojiden çok bir siyasi yaklaşım, siyasal anlayış tarzı ve iletişim biçimidir. Bir stratejidir diyenler de var.

Popülizm, sosyal sınıflarla doğrudan ilintili (sınıfsal) değildir. Önderlik özelliği (önderler) daha ağır basar. Sağ ve/veya sol olabilir.

Popülistler, köklü yapısal değişiklikler, üretim tarzında veya ilişkilerinde yenilik teklif etmezler. Çalışanları üretime dâhil etmek gibi bir niyetleri yoktur; tüketime ortak olmaları yeterlidir. Servet veya gelir bölüşümünden çok muhtaç kesimlere desteği savunurlar. Amaçları onları güçlendirip, ‘yapabilir’ kılmak değil, başını çektikleri siyasi katara dâhil etmektir.

Popülistler, örgütlü olan her şeyden ürkerler. Örgütlü emek (sendikalar); örgütlü toplum (sivil toplum örgütleri) ve örgütlü ve güçlü sermaye onların güçsüzlüğünü ve köksüzlüğünü ortaya çıkarır. Özerklik konusu da popülistlerin kâbuslarındandır. İnançlarına göre özerk olan her şey (kurum, örgüt ve sosyal-kültürel grup), halk iradesini sınırlar, toplumsal bütünlüğü tehdit eder. Popülizmin ana gayesi halk iradesini iktidar kılmak ve buna karşı çıkacak tüm yapıları ve akımları yok etmektir.

Popülizmin dayandığı kaynak halkın mevcut düzenden memnuniyetsizliği, onda gördüğü çarpıklıklara, adaletsizliklere karşı öfkesidir.

Halk, arzuladığı değişimi doğrudan yapmaz, yapamaz. Yapsa, yapabilse bu bir devrim olur. Onun yerine halk adına konuşan, onu temsil ettiği iddiasındaki halkçı (popülist) önderler öne çıkarlar. Büyük konuşurlar; halkın özlem ve korkularına hitap ederler.

Popülizm, milliyetçi söylemler kullansa da öznesi millet/ulus değildir, halktır. “Millet” kavramı, daha karmaşık, hiyerarşik ve siyasaldır; halk ise daha yalın, örgütsüz, ayrışmamış, katmanlaşmamış ve saftır, iyilikle eşdeğerdir. Millet, zamanda var olan bir topluluktur; halk, mekânda var olan bir topluluktur.

Milliyetçiliğin mucidi milletler değildir, milliyetçi önderlerdir. Milliyetçiliğin bildik öğeleri vardır: Devlet, vatan, bayrak, milli ruh (bağımsızlık), şeref… Halkçılar için var olma ve altta kalmama kaygısı isteği daha ağır basar. Halkçı önderler bunu, halkın egemenliğini tesis etme ve kendilerinin öncülüğünde “kötü” elitlere ve yozlaşmış düzene karşı bir halk zaferine dönüştürmeyi teklif ederler. Bu, halk adına ama halksız bir yönetim anlayışıdır. 

Halkçı önderler, sistemdeki yozlaşma ve yolsuzluğa, kötü yönetime karşı olan halk tepkisini yerleşik kurumlara ve yasalara karşı olmaya dönüştürür, halkı iktidar arayışlarına alet ederler. Onların duygularını sömürürler ama iktidara ortak etmezler. Böylece yapısal reformların önünü keserler.

Halkçı önderler, karmaşık sorunlara basit yanıtlar verirler ve halka onları kolayca çözecekleri vaadinde bulunurlar. Dayandıkları meşruiyet zemini, “iyi halkın” onlara seçim zamanında verdiği destektir. Seçilmek, seçimle gelen iktidar, popülistler için meşruiyetin yegâne kaynağıdır. Temsil ettikleri halkın egemenliği,  büyülü, hatta kutsal bir anlama sahiptir.

Popülistlerin kuracakları düzen için referans aldıkları bir ‘altın-çağ’ vardır ve bu geçmiştedir. O dönemin şartları sağlanabilirse, “yeniden büyük” olabiliriz. Hele geçmişinde imparatorluk olan uluslarda dünün hayali, güçlü bir imgedir.

Pekiyi halkçı önderler meşruiyetlerini nereden alıyorlar? Bu sorunun en yalın ve basit cevabı, seçimlere indirgedikleri demokrasiden. Evet, popülistler kendilerini demokratik sürecin bir parçası olarak görürler. Ama demokrasiyi, seçimlere ve seçilmiş olmaya indirgerler. Diğer yandan demokrasiye gücünü veren kurumları ve hukuku, halk iradesinin tecellisinin önündeki engeller olarak görürler. Bunun nedeni, mevcut kurum ve yasaların, dejenere olmuş bir düzenin ve onun önderlerinin toplum üzerindeki boyunduruğu olarak değerlendirmeleridir. Anayasal denge ve denetim mekanizmalarını (halkı kötü yönetim ve yöneticilerden koruyacak ve seçmeni güçlendirecek ilke ve mekanizmaları), bozuk düzenin ‘iyi ve saf’ halkın iradesini siyasete doğrudan yansıtmasını engelleyen safralar olarak görürler. Bunların hepsi çöpe atılmalıdır; buna gerekirse anayasa ve Anayasa Mahkemesi de dâhildir.

Popülistlerin/halkçıların öngördüğü rejim, “halk tarafından, halk için” oluşmuş bir rejim değildir. Popülist önderlerin “halk için” uygun gördükleri ve halk adına kendilerince yürütülecek bir yönetimdir. Bu anlayışta dolaylı bir temsil söz konusu olduğu için halk, seçmen görevini ifa ettikten sonra yönetimi sorgulayamaz, yönlendiremez. Bunu yapmaya kalkışanlar, “milli iradeye karşı gelmekle” suçlanır ki bu, hainlikle eşdeğerdir.

Seçim ve seçilmek dışında bir meşruiyet kaynağına inanmadıkları için popülistler, diğer anayasal haklara, liberal (özgürlükçü) yasa ve kurumlara itibar etmezler. Onlar gereksizdir. Bu yüzden popülist/halkçı yönetimler, önderlikler, giderek buyurganlaşırlar (otoriterleşirler). O nedenle halkçı yönetimlere rekabetçi otoriter denir. Seçilmiş olmaktan sağladığı meşruiyeti, bütün güçleri tek elde toplayarak ve otoriterleşerek yavaş yavaş tüketirler. Temsil ettiklerini, çıkarlarını koruduklarını iddia ettikleri halkı sonunda bunaltırlar. Popülistlere yakıştırılan şu hüküm oldukça anlamlıdır: Doğru soruları sorarlar ama nadiren doğru yanıtları verirler.

Yarın: Popülizm nasıl işler?