"SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI" TALEBİNİN ARKASINDA NE VAR?

Faruk AKTAŞ 03 Nis 2020

Dünyanın birçok güçlü ülkesi salgın karşısında havlu atma aşamasına gelirken Türkiye, virüsü kontrol altında tutmak için amansız bir mücadele yürütüyordu ki bu mücadelesini hala sürdürüyor.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, salgına karşı alınan önlemler ve koronavirüs ile mücadele çabaları nedeniyle sağlık çalışanlarıyla birlikte Sağlık Bakanı’na da teşekkür edince umutlanmıştım.

CHP’den hükümete yönelik böyle bir teşekkür açıkçası benim açımdan şaşırtıcı olmuştu ancak salgınla mücadelede birlik ve beraberliğin sağlanması açısından bunu oldukça değerli bulmuştum.

Ardından CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümete yönelik, “siyasi polemik yapmaksızın önerilerimi paylaşacağım” diyerek 13 maddelik öneri paketini açıkladığı konuşmasında, “Bu salgın bizlere tüm önyargılarımızdan arınmamız gerektiğini göstermiştir. Bu salgın bize birlikte hareket etmeyi gösterdi. Dayanışma güzeldir ve güçlendirir.”  şeklindeki sözlerini duyunca umudum artmıştı.  

Koronavirüs ile mücadelede birlik ve beraberliğin önemine dikkat çekmeye çalıştığım yazımda Öztrak ve Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamalarının ne kadar önemli ve değerli olduğuna dikkat çekmiş, bu yaklaşımla virüsü kolaylıkla yenebileceğimize dair inancımı dile getirmiş, hatta bu birlik ve beraberlik ruhunun terörle mücadelede de sergilenmesine dair temennimi ifade etmiştim.

O günlerde de siyasi iklimi zehirlemeye, böyle bir birlik ve beraberliğin oluşmasını önlemeye çalışan habis ruhlular vardı.

Ancak CHP, büyük çoğunluğu ruhları irin bağlamış, ülkesine düşman tiplerin Pensilvanya’da ürettiği bu siyasi virüslere karşı tümüyle kapılarını açmamış gibiydi.

Öztrak ve Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını da bu minvalde okuyarak umutlanmıştım.

Dünyanın birçok güçlü ülkesi salgın karşısında havlu atma aşamasına gelirken Türkiye, virüsü kontrol altında tutmak için amansız bir mücadele yürütüyordu ki bu mücadelesini hala sürdürüyor.

Ne olduysa oldu CHP birden rota değiştirdi.

Kimi, gerçek rakamları gizlendiğini, gerçekte binlerce kişinin virüsten öldüğünü öne süren toplumsal direnci yıkmaya ve hükümete yönelik güveni sarsmaya yönelik iddialar ortaya attı.

Kimi, dini değerleri aşağılama yoluna giderek toplumu yeniden kutuplaştırma çabasına girdi.

Ardından da Kılıçdaroğlu’nun 13 maddelik öneri paketinde yer almayan “sokağa çıkma yasağı ilan edilsin” kampanyası başlatıldı.

Bu da yetmezmiş gibi önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülük yaptığı “Biz bize yeteriz Türkiye’m” yardım kampanyasının boşa çıkartılmasına yönelik bir yaklaşıma girildi, başarılı olunamayınca “alternatif” yardım kampanyaları başlatıldı.

Bu da “merkezi hükümet”-“yerel hükümet” ikilemiyle, Türkiye’nin üniter yapısının dağılmasını amaçlayan siyasi bir zemin üzerine oturtuldu.

Şüphesiz demokratik bir ülkede her partinin, her bireyin hükümetin uygulamalarını eleştirme, farklı görüş ve önerilerini kamuoyuyla paylaşma ve bunların hayata geçirilmesini sağlamak için bir çaba içine girme hakkı vardır.

Ancak mevcut çabaları böyle bir yaklaşıma oturtmak hiçbir şekilde mümkün değil.

Başlatılan furyaya bakıldığında bunun hükümeti eleştirmek, farklı görüş dile getirmekten çok Türkiye’nin koronavirüs ile mücadelesini zayıflatmayı amaçladığı bariz bir şekilde görünüyor.

Zira virüs henüz kontrol altına alınmamışken, ötesi, virüsün etkisinin ne zaman ve nerede sona ereceği bilinmezken “sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi” talebini bu şekilde bir kampanyaya dönüştürülmesinin başka bir izahı bulunmuyor.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilsin demek üretimin durması tüm ülkenin tüketim aşamasına geçmesi demek.

Ne zamana, nereye kadar?

Stoklar tükenip insanlar evlerinde aç kalmaya başlayınca ne olacak?

Kimse yasak masak dinlemeyecek, herkes kendini sokaklara atıp önüne gelen markete saldıracak, bulabildiği her şeyi yağmalayıp, talan edecek, polis, asker ve jandarma bunları önlemek için silaha başvuracak…

Evde çoluk çocuğu açlıktan ölmek üzere olan insanları kim, hangi silahla durdurabilir?

Sonuç; yağma, talan, kaos, iç çatışma ve bir ülkenin yok oluşu…

Bunu öngörmek için ne ekonomist, ne sosyoloj, ne psikolog ne de siyaset bilimci olmaya gerek var.

Bırakın bunun dünyada sayısız örneklerinin görüleceği tarihi okumuş olmayı, hali hazırda virüsün savurmaya başladığı ülkeleri takip eden herkes böyle bir ihtimalin var olabileceğini öngörür.

Sormak lazım CHP’ye, CHP’lilere…

Bunu göremeyecek kadar körleştiniz mi, virüs tüm beyin hücrelerinizi esir mi aldı?

Yoksa Pensilvanya üretimi siyasi virüsler tüm bedeninizi işgal etti de aslında istediğiniz tam da bu mu?