TARSUS!

Bugüne kadar neden Tarsus'u görmedim utancını içimde taşıya taşıya Tarsus'u dolaşıyoruz.

Adana'dayım.

Çok seviyorum bu şehri, bu şehirde yaşayan buralı insanların aile kavramını, sımsıcak insanları, misafirperver güzel bakımlı kadınları, delikanlı kocalarını, dostlarımı çok seviyorum.

Canım Funda'yı, kardeşim Zeki'yi, canım Dilek ve kocası canım Hakan'ı, doğurdukları 7 çocuğu, aile kavramlarını, çok seviyorum, hepsine kalbimden bağlıyım.

Pazartesi günü benim için ilan yapıyorlar ve hadi Tarsus'a gidelim diyorlar.

Bugüne kadar neden Tarsus'u görmedim utancını içimde taşıya taşıya Tarsus'u dolaşıyoruz.

Bizimle beraber, Tarsus'u, Tarsuslu karı koca dostlarımızla dolaşıyoruz.

İnanın en az benim gibi ilk defa gezip görürcesine heyecanlılar.

Sokakları tarih kokan, tarihi evler sanki bir şeyler anlatıyorcasına yan yana sıralanırken, sanki bize merhaba der gibi göz göze geliyorum.

Ve çok merak ettiğim Makam-ı Şerif camisine geliyoruz.

Ömrümde gördüğüm en güzel cami ve çok etkileniyorum ve kalbim yükseliyor.

İçeride camiyi süpüren bir beyefendi var. 

Biz içeriye giriyoruz, hemen süpürgeyi bırakıyor, köşesinde sessizce kuran okumaya başlıyor.

Bereket Cami’sinde Allah'tan önce bereketimiz için dua ediyorum, sonra çok dua ediyorum, neler istiyorum neler.

İçeride ki beyefendi yanımıza geliyor ve caminin hikayesini anlatıyor 

Hazreti Danyal Peygamber'in türbesi caminin hemen altında yatıyor.

Ve Hazreti Danyal peygamberin türbesinin burada olmasından dolayı caminin adı Makam-ı Şerif Camisi imiş.

Hazreti Danyal Babil'de yaşıyor. 2.Babil kralı rüyasında İsrailoğullarından gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını görüyor. 

Bunun üzerine İsrailoğullarından doğan erkek çocukların öldürülmesini emrediyor.

Hazrat Danyal doğunca ailesi onu dağ başına bir mağaraya bırakır.

Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyür, bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilir.

Tarsus'a gelmesiyle orada bolluk ve bereket olur.

Bu yüzden Hazreti Danyal'a Bereket Tanrısı da denirmiş.

Bu yaşananlar üzerine Babil'e geri gönderilmez ve Tarsus'ta vefat eder.

Ve 1757 yılında Makam Cami'ye gömülür.

Camiden çıkmak istemiyorum.

O kadar etkileniyorum ki, bir daha aklımdan hiç çıkmayacağını bilmenin gönül rahatlığı ile eski kaldırımlarda yürüyerek, Ulu Cami'nin yanında ki KırkKaşık Bedesten'e gidiyoruz. 

Yine ömrümde gördüğüm en güzel çarşıda, küçük küçük dükkanları geziyoruz, çalışkan şahane kadınların elleri ile yaptıkları her şeyi ellerimizle seviyoruz, alışveriş yapıyoruz, KAYNAR içerken, çarşının hikayesini dinliyoruz.

Çıkarken kaşık almayı unutmuyoruz.

Dönüşte arabada düşünüyorum ve şükrediyorum.

Canım ülkem, cennet ülkem, her tarafı tarih kokan kıymetli ülkem, iyi ki bu ülkede dünyaya gelmişim.

Dostlarıma bakıyorum tek tek, içimden sessizce kalplerini okşuyorum ve Allah’ım sana çok çok çok teşekkür ederim.

Funda'nın aklındakiler…

... Çok kalabalık arkadaşlarla bir aradayız ve sohbet ediyoruz.

Konumuz yardıma ihtiyacı olan insanlar ve onlara yemek ihtiyacı, giyecek ihtiyacı, barınma ihtiyacı konuları.

Bu konuda, ömrünü bu yardımlara adamış arkadaşımız, neler yapabiliriz konuşulurken, "zenginler yardım etmez onlardan hiçbir şey istemeyin" dedi.

Kalakaldım.

Sonra sanki gözümde şimşek çaktı, evet dedim evet yardım etmezler.

Aaa bir bakıyorum ben de hikayeler anlatıyorum, 7 çocuk doğurmuş çok yoksul bir kadının çocuklarına okul çantası, kitap, defter alalım diye para topladığım dönemde, kocası uçak sahibi olan kadın, "doğum kontrolü var, bana mı sordu doğururken" demişti ve beş kuruş vermemişti.

Holding sahibi çok zengin arkadaşıma, arkadaşımın oğlunun işe alınmasına yardımcı olur musun, çok iyi eğitimli  insan kaynaklarını bir türlü geçemiyor, Avusturya Lisesi mezunu, Boğaziçi Üniversitesi mezunu ve çalışmaya çok ihtiyacı var, demiştim.

Ve hiç yardımcı olmamıştı.

Canım çok yanmıştı, çok şaşırmıştım, çok üzülmüştüm.

İkisine de ömrünüz boyunca paranız çok olsun, huzurunuz hiç olmasın demiştim.

Hâlâ paraları çok, hala huzurları hiç yok.

... Çok ilginç bir dönemden geçiyoruz.

Kadın arkadaşım ile arabada yan yana oturuyoruz, "korkunç bir cami var, birazdan göreceksiniz" diyor..

"Korkunç derken" diyorum, anlıyorum aslında ama inadına anlamamazlıktan gelerek "korkunç güzel mi "diyorum.

Yooo diyor, "caminin hemen arkasında kocaman minare var, olmaz böyle mimari düşünülemez" diyor.

Derken caminin oraya geliyoruz, bir bakıyorum ki caminin hemen arkasındaki minare falan değil, kule gibi yapılmış, içinde restoranı olan bir gözetleme kulesi var.

İddia ediyorum, bozuluyor, aslında dert minare zannettiği kule değil, cami yapılmasına karşı olan alerjisi. 

Diyorum ki;

Karı koca ve tüm aileniz devletin her türlü imkanından, hastanelerinden, belediye imkânlarından İsmek’ten, kurslarından, kredilerinden, etinden suyundan yararlanıyorsunuz.

Memnun musunuz?

Yoksa biz korkunç minareyi konuşmaya devam mı edelim.