TAUSTE'NİN GİZEMLERİ

Her şey 15 yıl kadar önce İspanya'nın kuzeydoğusundaki bir kasabada şiddetli yağmur ve sellerin toprakları önüne katıp yüzü kıbleye dönük naaşların bulunduğu mezarları ortaya çıkarmasıyla başladı.

Her şey 15 yıl kadar önce İspanya’nın kuzeydoğusundaki bir kasabada şiddetli yağmur ve sellerin toprakları önüne katıp yüzü kıbleye dönük naaşların bulunduğu mezarları ortaya çıkarmasıyla başladı. Kasabanın ismi Tauste’ydi. Ebro vadisinde, Zaragoza'ya 47 km uzaklıkta, 7000 nüfusa sahip bu kasabaya arkeologlar çağırıldı, araştırma başladı, karbon 14 testleri yapıldı. Bazı mezarların 700’lü yılların başına ait olduğu belirlendi. Tauste’ye dört yüz yıl boyunca binlerce insan defnedilmişti.

Üstüne üstlük Tauste’deki kilisenin çan kulesinin de minareden bozma olduğu söylenmeye başladı. O dönemde Anadolu Ajansı ve TRT de haberleştirdi olayları. Ancak bizdeki haberlerin ıskaladığı bir şey vardı. Çan kulesinde kriptografik bir yazı da keşfedilmişti. Burada “Adil olandan başka İlah yoktur” yazıyordu. Kasaba Hristiyanların hakimiyetine geçtiğinde inançlarından vazgeçmeyen Moriskoların kuleye yerleştirdiği bir metin ortaya çıkarılmıştı.

İslam hakimiyetinin sona ermesinden sonra büyük çoğunluğu baskı altında Hristiyan yapılan Müslümanlar yani Moriskolar arasında İslam inancını gizlice yaşamak oldukça yaygındı. İspanyollar tedbir olarak onların küçük çocuklarını manastırlara yerleştirildi. İslâmî usullere göre kesim yapan kasaplar denetlendi. Arapça konuşulması, çocukların sünnet ettirilmesi takibata uğradı. Bir Morisko’nun kendisine ikram edilen domuz etini yememesi, yatak odasında haç bulundurmaması gibi sebepler engizisyon mahkemesinde yargılanmasına neden oldu.

Mahkemelerde kendilerine yüklenilen suçu itiraf eden sanıklar para cezası, kürek mahkûmiyeti veya yakılarak öldürülme gibi cezalara çarptırılmaktaydı. Papalık tarafından İspanya engizisyonuna gözlemci olarak gönderilen rahip Lorenzo, 1481-1517 yılları arasında ülke genelinde 13 bin kişinin diri diri yakılma cezasına mahkûm edildiğini aktarıyordu. Hristiyanların eline geçtikten 230 yıl sonra bile, 1727’de Granada’da bir Morisko topluluğu tespit edilmiş, bu kimseler hafif cezalarla kurtulmuştu.

Trevor Dadson, İspanya'nın Moriskoların yaklaşık yüzde 40'ının sınır dışı edilmekten kurtulduğu kanaatinde. Sınır dışı edilenlerin yüzde 20'si de takip eden yıllarda İspanya'ya geri dönmeyi başarmış.

Morisko’ların eskiden cami olan kiliselerin katakomblarında, katedral bahçelerinde defnedilenleri var. İstanbul’da bir keşiş mezarının evliya mezarı olarak aktarılması, yüzyıllardır bunu bilen az sayıda ziyaretçinin onu ziyaret etmesi de buna benzeyen bir şey. Muhterem Okutur “yoldan geçerken güzel bir ağaç gördüğümde bir parça bez bağlardım ki burayı ziyaret sanıp ağacı kesmesinler” dememiş miydi?

Ah İspanya, vah İspanya sen büyük bir muammasın. Sadece El Hamra’yı görmek için seni ziyaret edenler vardır. İstanbul’u Karacaahmet’teki mezar taşlarını görmek için ziyaret edenler, Anadolu’ya sadece Divriği Ulu Cami’nin fotoğraflarını görüp gelenler, Hindistan’da Taç Mahal’i arayanlar bulunur. Ankara için böyle çarpıcı bir görüntü olduğunu söyleyemeyiz. İnşa edilebilir mi? Evet edilebilir. Kendi güneş mimarımızı bulup doğru bir şekilde desteklediğimizde…

Bir şiirle bağlayalım:

reinosa’da kaldığım ay

bir fatiha istemişti

yolu şaşırıp

bulduğum mezar