TOPLUMUN ETKİSİ AZALIRKEN

Öz ile bütünün karşılıklı etkileşimi, doğadaki bilebildiğimiz ve bilemediğimiz en küçük sistemden en büyük sisteme kadar geçerlidir.

İnsan, toplumsal yapının özü ve çekirdeğidir. Bir şeyin özü ile o şeyin içinde yer aldığı bütün arasında karşılıklı etkileşim vardır. İşte insan ile toplum da karşılıklı olarak birbirini etkileme gücüne sahiptir. Bu iletişimde bazen birey toplumun üzerinde bazen de toplum bireyin üzerinde daha etkili olur.

Öz ile bütünün karşılıklı etkileşimi, doğadaki bilebildiğimiz ve bilemediğimiz en küçük sistemden en büyük sisteme kadar geçerlidir. Öz konumundaki her sistem, daha büyük bir sistemin parçası ve alt kümesi olur ve sistemler birbirini tamamlar. Bu durum, doğurgan daireler misali genişleyerek sonsuza doğru devam eder.  Buğday tohumu, buğday tarlasının özünü, buğday tarlası unun özünü, un ekmeğin, ekmek beslenmenin, beslenme sağlıklı yaşamın, sağlıklı yaşam hayatın özünü oluşturur.

Canlının en küçük yapı taşı ve özü hücre, benzer özelliği taşıyan binlerce hücre bir organı, sistematik bir bağlantı ile bir araya gelen organlar bedeni, beden ile ruh canlıyı, canlı kendi türünü, türler canlılar topluluğunu oluşturur ve birbirine benzeyen canlılar bir arada yaşar. Sistem teorisinden hareketle bütünün, onu oluşturan öz konumundaki alt parçalardan ve alt sistemlerden farklı bir şey olduğunu da hatırlamalıyız. Yani insan, onu oluşturan tüm organlardan faklı bir bütündür.

Sonuç olarak ister özden bütüne tüme varımla ister bütünden öze tümden gelimle olsun fark etmiyor… Sonsuz âlemdeki her şey, her şeyle ilgili ve karşılıklı etkileşim halindedir. Bu muazzam etkileşimin, bilimsel metotlarla ortaya koyduğumuz görünen kuralları olduğu gibi gerçekte bilemediğimiz ama var olduğunu sezgilerimizle hissettiğimiz yahut inandığımız görünmez kuralları ve boyutları da vardır.

TOPLUM İNŞA EDER

Asıl gelmek istediğimiz nokta, öz ile bütün ilişkisinin belki de en güzel örneği olan insan ile toplum arasındaki karşılıklı etkileşimdir.

Sosyal bir varlık olan insan, diğer insanlarla bir arada yaşamaya ihtiyaç duyar. Toplumun özü konumundaki birey, genel olarak toplumun sahip olduğu özellikleri taşır ve toplumu temsil eder. Bunun içindir ki hem insanın hem de toplumun karakteri, kültürü, geleneği, zihinsel potansiyeli ve kişiliğinden söz ederiz. Bireyler, toplumun genel özelliklerinin oluşmasını sağlarken, yetişme ve yaşam sürecinde toplum, bireylerin kişilik kazanmalarında etkili olur.

Değişim ve dönüşümün adeta fırtına misali hayatın tamamında etkili olduğu günümüzde birey - toplum ilişkisinin de bundan etkilendiği bir gerçektir. Zira ilk insanlardan bugüne kadar daha rahat yaşama, ileri teknoloji, medeniyet arzusu, insanları daha fazla bir arada ve etkileşime yöneltmiş ve insanlık ailesi, küçük bir köy misali iç içe yaşamaya başlamıştır.

Sosyal psikoloji alanındaki çalışmalar; karşılıklı etkileşime dayanan birey ve toplum ilişkisinin, insanın toplumu toplumun da insanı inşa sürecinde ciddi sorunlar olduğunu ve insanın hızla topluma yapıcı faydasından uzaklaştığını ortaya koymuştur.

Zira birey - toplum ilişkisini belirleyen temel kurallar öylesine çoğalmış, çeşitlenmiş ve derinleşmiştir ki bireyler buna uyum sağlamakta zorlanmaya başlamıştır. Bireyler; başka insanlarla, toplumlarla, dünya ile ilgilenmekten, ilgilenmek zorunda kalmaktan kendisini ihmal noktasına gelmiştir. Böylece toplumun yani bütünün, birey yani parça üzerindeki uyum sağlama ve sosyalleştirme işlevi zayıflamıştır. Toplumun birey üzerindeki iyileştirici gücü zayıflamıştır ki günümüz insanı; merhameti, hak duyarlılığını, sevgiyi, nezaketi unutuyor da riyakârlığı, kişisel çıkarı, yalancılığı, tribüne oynamayı tercih ediyor ve adalet taşımayan yürekler hızla çoğalıyor.

Refaha yönelen kapitalist modernite anlayışının, aslında insana ve topluma hizmet etmekten ziyade dünyayı yönetmeye çalışan güçlere hizmete yöneldiği görülmektedir.  

METAVERSE

İnsanoğlu, Descartes’ın ifade ettiği zorbalık ve sömürü üreten uygarlık şartlarına geri dönüşün belirtilerini yaşıyor sanki. Çünkü dijital toplumun insana biçtiği rol, insan ve toplumu bir arada tutan temel değerleri aşındırmaya başlamıştır. Kendi insani değerlerinden, inançlarından, öz kültüründen, tarihinden, coğrafyasından koparılmaya çalışılan insanlar, Metaverse gibi gerçekte olmayan sanal toplumların, ağların üyesi olmaya zorlanıyor.

Daha çok özgürlük vaadiyle insan; ahlak, kültür, inanç, bağımsız düşünce, aile, toplum, devlet gibi öz değerlerinden hızla uzaklaştırılıyor. İnsanın; gerçek birey-toplum ilişkisinin yapıcı etkilerinden sanal toplumun yıkıcı etkilerine doğru yol almaları için sergilenen yoğun çaba artık aleni halde yapılıyor. Yüceltilen bireysellik, insanı kendi eliyle kendinden uzaklaştırmaya başlamıştır.

Zira bireyin kişiliğinin inşasında aktif rol alan toplumun; ahlak, kültür, dil, inanç, cinsiyet rolleri, yaşam şekli, ekonomik enstrümanlar gibi temel değerleri, çeşitliliğini yitirerek tek renge doğru evirilmeye başlamıştır. İnsanın özüyle ait ve parçası olduğu üst sistemi olan ailesinden, toplumundan, devletinden uzaklaşması, psikolojik dengesini sarsar boyutlara ulaşmıştır.

Sosyolojinin kurucusu sayılan İbn-i Haldun, ünlü Asabiye Teorisinde birey - toplum ilişkisinin, toplumsal yaşamın dinamiklerine göre bazen fert, aile ve soy lehine bazen de bunların oluşturduğu toplum ve devlet lehine işlediğini ve burada belirleyici olanların da toplumu idare edenler olduğunu belirtmiştir. Şu halde hangi düzeyde olursa olsun yönetim mesleğini icra edenlerin ve özellikle idarecilerin, toplumdan uzaklaştırılan bireyin yeniden kazanılması sürecinde çok daha hassas olmaları beklenir.

(Haftaya devam edeceğiz.)