jenerik mobil


TÜRK KÜLTÜR MEDENİYETİ VE AKM

Ümit G. CEYLAN 28 Eki 2021

Hepimizin bilindik ezberleri çerçevesinde, dünya medeniyetinin kaça ayrılacağı konusunda kimse tereddüt etmez.

Hepimizin bilindik ezberleri çerçevesinde, dünya medeniyetinin kaça ayrılacağı konusunda kimse tereddüt etmez. Doğu ve Batı olmak üzere iki medeniyet var denilir. Birini Hıristiyanlık diğerini de İslam ile tarif edenler olduğu gibi coğrafi açıdan da ikiye ayıranlar vardır. Yıllardır kafamızı hep şu kurcalamıştır; peki biz Türkler bu iki medeniyetten hangisine aitiz? Hemen Orta Asya diyenler çıkacaktır. Ancak bu tanım da Doğu medeniyetinin içine sokulmuştur. Bu iki tanım neye göre ve kime göre yapılmıştır bu da sorulması gereken başka bir sorudur. Peki! Üçüncü bir medeniyet tanımı neden yapılmamıştır? Üçüncü medeniyetin üzeri örtülmek için medeniyet tanımını doğu ve batı olarak ikiye ayırarak bu sözüm ona sınıflama yapılmış olmalı.

Üçüncü Medeniyet

Bu iki medeniyet tanımlamasının dışında bir başka medeniyet daha var: Türk medeniyeti. Doğu ve batı medeniyetinin sınıflı ve köleci yapısının haricinde sınıfsız olan Türk Medeniyeti nedense yıllarca göz ardı edilmiştir. Tarih, Felsefe başta olmak üzere bilim alanlarında yeri olmamıştır veya öylesine adı geçmiştir. Ama asla Türk medeniyetinin temel düşünce ve fikri yapısı olan gücünü Tanrı’dan alan o hikemi anlayış “Töre”den bahsedilmemektedir. Türkleri at üzerinde “dıgıdıg dıgıdıg” oradan oraya koşturan, koyun, keçi otlatan, çadır kuran bir topluluk şeklinde resmedilerek kafalarda bir hudut çizilmiştir. Hatta 80’lerde edebiyat kitaplarında yer alan ‘Alper Tunga öldü mü ıssız acun kaldı mı’ diye geçen dizeler sınıfta herkesin dilinde bir espri konusu olur ve hocalar tarafından bu destanın kültürel ve felsefi tarafı açıklanmadan öylece geçer giderdi.

Cumhuriyet ve Türk kültürü

Cumhuriyetin ilk yıllarında Türklük ırk temelli bir anlayışa hapsedilerek daha da vahim bir hata işlenmiştir. Türk milletinin Osmanlı’dan gelen bütün kültürel miras reddedilerek yeni bir ulus yaratılmaya çalışılmıştır. Gerçi Osmanlı Devletinin kültürel yapısı da 16. Yüzyıldan sonra Türk’ün töre temelli yapısından yavaş yavaş Arap-Hint temelli bir taklidi din anlayışı ve onun beraberinde getirdiği kültürel anlayış etkisini göstermeye başlamıştı. Cumhuriyet Türkiyesi kendi modernleşmesini gerçekleştirmek üzere bazı hamleler yaptı. Pozitivist bir bakış açısıyla kültür ve sanat şekillendirilmeye çalışıldı. Bu anlayışın içinde klasik Türk sanatları uzunca bir süre yer altında kaldı. Kamu binaları başta olmak üzere beton ve köşeli mimariye teslim oldu. Bu konuyu çok detaylandırabiliriz ancak bugün itibariyle milli kültürümüzün ne olduğuna dair kafa yorulması ve bunların yetkin ağızlardan dillendirilmesi gerekiyor.

Atatürk Kültür Merkezi açıldı

AKM 1969’da açıldığında Opera Binası olarak hizmete giriyor. Bugün de resmi makamlar başta olmak üzere AKM’yi Opera binası olarak lanse ediyorlar. Zaten AKM’nin genel sanat yönetimi Opera ve Balesi genel sanat yönetmenidir. Çok katmanlı bir kompleks olduğunu anladığımız bu yapının farklı görsel ve plastik sanatlara ev sahipliği yapacağı anlaşılıyor. Açılışta milli opera ifadesinin kullanılması ve bu nedenle de bestelenen Sinan operasının sahnelenmesi ve ön plana çıkarılması dikkat çekiciydi. Peki! Gerçekten opera bizim milli sanatımızın içinde mi yer alır? Bu soruyu soruyorum ve bahsi kapatıyorum. Neredeyse bin yıldır tıpkı medeniyet tanımı yaparken kullanılan doğu-batı ifadesi kadar klasik batı ve klasik Türk müziği gerçeği dünyaca kabul edilmiş bir vakadır. Atatürk kültür Merkezi’nin hayırlı olmasını dilerken Kültür bakanlığımız, Kültür politikaları kurumumuz Türk medeniyetinin kavrayıcı, kuşatıcı kültür dilinin toplumun dirlik ve beraberliği için yeniden ele alınıp anlaşılması, aktarılması için gerekli çalışmaları ve iş birliğini yaparak ortaya çıkacak olan eserlerle dünya sahnesinde medeniyetimizin ayak seslerinin duyurulmasına vesile olacaklarına inanmaktayız.

CUMHURİYET BAYRAMI

Yarın Cumhuriyetimizin 98. Yıl Dönümü. Cumhuriyet; Türk milletinin kanından, canından, varından, yoğundan gözünü kırpmadan genci, yaşlısı, kadını, erkeği kendini siper ettiği milli mücadelenin sonucunda elde ettiği zaferin nişanesi olmuştur. Cumhuriyeti bugün tekrar tanımlamak ve Türkiye özelinde yeniden anlamak için, birey olarak bu vatan için ne ifade ediyorum sorusunu kendimize cesurca sormalıyız. Çünkü hepimiz bir fert olarak çok değerliyiz. Vatanımız için yapabileceğimiz en önemli şey kendine güvenen, ahlaklı, seciyeli ve inançlı bir gençlik bırakmaktır. Türklüğün asaleti adaletindedir. Dünyaya adaleti gösterebilecek tek millettir. Avrupa milletlerinin hali ortadadır. Arap dünyası da ondan farklı değildir. Geriye sadece Türk dünyası kalmaktadır. Sadece Türkiye Cumhuriyeti değil, tüm Türk dünyasını Türk’ün adalet şemsiyesinde birleştirecek olan yine Anadolu irfanıdır. Bu inanç ve duygularla Cumhuriyetimiz ilelebet kutlu olsun.

AY VE YANSIMA

İçimdeki ay yarım ay. İsterdim ki olsun incecik bir hilal, olmazsa dolunay. İkilem içindeyim; kalbim kırık yarısı orada yarısı burada. Bir huzur arıyorum, durgun suya vurmuş bir yansıma. Beni de alacak bir kayık düşlüyorum, yavaş yavaş kürekleri çekiyorum. Yaklaştıkça aya içimden geçenleri söylüyorum. Eksik yanlarımı tamamlasa istiyorum. Sularla oynuyorum, yakamozlara sesleniyorum. Sonsuz sayıdaki yıldızlar denizin dibinde parlıyorlar. Göz kırpıyorum yakamozlara, dalıyorum yıldızlar çıkarıyorum. Uzatıyorum gökyüzüne, düşürmüş olmalı ay diyorum. Yerine koymak istiyorum. Her şey yerli yerinde durmalı. Gökteki ay, yıldızlar, gezegenler. Bir de benim kalbimdeki duygular, yerini bulmalı. Kıyıya vuran küçük dalgalar misali insanın içinde serinlemeli dertler, kederler, sıkıntılar. Gümüşten bir ışık yıkasın her geceyi, mehtap uyumasın, gündüzler…

SİZE BİR EKRAN KADAR YAKINIM!

YAZAN: BİLGE BAYRAKTAR

Türk insanına baktığınızda gerçekten tarihin tırpanı arasında Orta Asya’dan başlayan ve Avrupa’nın kapısına dayanmış çok kültürle yoğurulmuş bir hamurun toplum olduğunu görmekteyiz. Meraklıların araştırıp binbir titizlikle dedelerinin bile beş göbek öncesine kadar gidip bulduğu bağların, bizim kimliğimizin temel taşlarını oluşturduğuna inanmaktayız.  

Ben, Adanalı olan Kazan Tatarı bir babanın ve İstanbullu (aslen Boşnak olan) bir annenin kızıyım.          Göçmen olarak 1950’lerde gittikleri Amerika’da doğdum ve büyüdüm. Bitmedi; İdil nehrinden, Medine ve Mekke üzerinden Adana’ya yerleşmenin acılı mücadelesini duyarak büyüdüm.  Ben bizzat yaşamışım kadar üzülerek, kimliği ile var olabilmenin onurlu yolculuğu ve hikâyesi ile şekillendim. Bir de Amerika’ya göçmen olarak 50’lerde gidiş hikâyemiz var ki, filmlere konu olabilir sonra sıla hasreti ile vatana dönüş hikâyemiz ise ayrı bir film. Bütün bunlar, köklerimizi salmak ve korumanın ne kadar önemli olduğunu bana ufacıkken aşıladı.

Bugün gençlere nakledeceğimiz ve kimliklerini lehimleyecek fazlaca heyecanlı hikâyelerimiz kalmadı artık; ‘Elimde 5 bavulla uçağa bindim’ demek çok da efsanevi olamıyor. Ülkemizde 15 Temmuz mücadelesi belki bunun için çok önemliydi. Her şeyimizi her dakika kaybedebileceğimiz gerçeği ile yüzleşti bu nesil. Kitaplarda okudukları, tarihi olaylara tanık oldular ve içinde ilk kez rol aldılar.  

İşin gerçeği, artık çocukların kimliğinde aile, nüfus kâğıdı ve soy dışında kontrol edemediğimiz faktörler var.  Boş zamanlarının neredeyse çoğunu bilgisayar başında geçiren bir nesil yetişti ve yetişiyor. Arkadaşlarını bilgisayar oyunlarında tanıyıp, onlarla ortak bir kültürün zemininde farklı ülkelerden paylaşımlar yapıyorlar. Sosyal medya tercihleri bile aslında belli bir kimliği ifade ediyor; sanki kullandığımız sosyal medya, internet hatları hatta oynanan oyunlar da bizi tanımlar oldu. Çocuklarımızın kimliklerinde artık bizim denetleyemediğimiz farklı etkiler var. Değişime direnmek anlamsız, ama kaybetmemiz gereken temel taşlar asla yerinden oynamamalı.

Düzen kimliksiz ve kayıp nesillere izin vermez, dayanışmanın tutkalını eksik etmez. Çünkü insanlık dayanışma ile ayakta kalmaktadır. Sosyal medya ile büyümüş, değmiş ama dokunmamış, almış ama vermemişlerin bir nesli var karşımızda. İnsan olarak tamamlanmayan çocukları evren eksik bırakmaz. Hepimizi itina ile büyüten yaşam onları da hızlandırılmış insani bir kursa tabi tutuyor. Doğal felaketler ve bireysel trajediler, var oluşun gerektirdiği bilinci kısadan sağlar.  

Aile hayatlarımız artık her zamankinden daha önemli. Ailece yapılan gerçek faaliyetler, birlikte geçirilen dakika ve inşa ettiğimiz her anı çok değerli. Ekrandan uzak paylaşılan her dakika belki de kuşaktan kuşağa aktarım yapmamız için bizlerin son şansı. Homojen bir kültür bu kadar ekranın olduğu bir dünyada pek mümkün değil.  Ailenin görevi; hayatını anlamlı, mutlu ve sağlıklı yaşaması için çocuğunu hazırlamak ve beceri kazandırmaktır. Bilgi sahibi ama deneyim sahibi değiller. Her tür olasılığı az kala dokunacak kadar yaşayan, ancak gerçek hayat ile arasında bir ekran kadar mesafe bırakanların nesli bu!

Çocuklarınız bizzat sizin sosyal projeniz olmalıdır. Erdemli bir yaşam için iyilik kültürünü onlarla paylaşmanın yollarını bulun. Ham bir duygu alışverişi yaşayan, şiir, sanat ve edebiyatı tatmayan bir nesil var karşımızda.  Çocuklarımıza okulun, gıdanın ve giysilerin en iyisini sağlamak için didinirken,   içlerinde dolmayan kocaman duygu dehlizlerini görmüyoruz. Hep almak değil de vermenin keyfine tattırmadık. Sadaka, yardım, fazla olan eşyalarını paylaşmasını, sevmediğini değil, sevdiği şeyleri de vermesini öğretelim.  Fakiri, çaresizi, mülteciyi tanısın, elleri onların elini sıksın, onların acısını çaresizliğini anlasın. Yardım etmek istesin, çaresizliği yaşasın, üzülsün, kalbi kırılsın. Mevlana’nın söylediği gibi o kırıkların içerisinden ışık girsin. İçeriden aydınlansın çocuklarımız! O dehlizleri merhamet ile dolduralım, empati ve sempati zaten takip edecektir. Sonra kimsin dediklerinde, kendini;  Ben İnsanım diye tarif eden nesilleri yetiştirelim!

SOFRADA AZ ÇEŞİT

Bu salgın hastalık yüzünden evlere kapanınca, hanımlar başta olmak üzere evin tüm fertleri kendini mutfağa verdiler. Ekmekler, lahmacunlar, pideler neler neler pişirilmedi. Sofralar donatıldı. Yatana kadar yemek yenildi. Artık sofralarımızı da daha aza alıştırmalıyız. Kış aylarındayız. Sofralarımızı bağışıklığımızı yüksek tutabilmek için lif yönünden ve protein yönünden yüksek gıdalara yer vermeliyiz. O yüzden çok çeşit değil bir çorba ve bir ana yemek ile yetinmeliyiz. Bir de herkese birer porsiyon salata veya mevsimi olduğu için turp, turşu gibi harika gıdalardan sadece birini sofraya koymalıyız. Mideyi de çok doldurmadan sofradan kalkmalı, tıka basa yemekten kaçınmalıyız. Müslümanlarda beni en rahatsız eden şey göbekli olmaları. Bakanlar, Belediye başkanları, o kocaman göbekleri ile poz vermelerini çok yadırgıyorum. İlahiyatçı hocalar Peygamberimizi anlatıp duruyorlar ama onun gibi mütevâzi sofraya oturmuyorlar. O yüzden hem beden hem ruh sağlığımız açısından abartıdan uzak durup midelerimizin de yarıya kadarını bastırıp sofradan kalkmalıyız.

ARTI EKSİ

Artı

Ümraniye ve Eskişehir Melikgazi Belediyesi iş birliği

“Tarladan Şehre Dayanışma Köprüsü" projesi adı altında Eskişehir Melikgazi Belediyesi ile yapılan bir iş birliği ile 3 bin aileye sebze ve meyve ulaştırıldı. 40 günde de 7 bin yardıma muhtaç aileye bu ürünlerin ulaştırılması hedefleniyor. Bu sayede de tarım emekçilerinin boş tarla veya satamadıkları ürünleri değerlendirmelerine vesile olan Ümraniye belediyesi ve Ümraniye halkı arasında anlamlı birliktelik oluşturulmuş oldu. Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Akgün yaptığı konuşmada, “Böylesine önemli bir proje için bize yardım eden ve çiftçimize destek olan Ümraniye Belediye Başkanımız İsmet Yıldırım’a çok teşekkür ediyorum. Çünkü çiftçimiz atıl durumda olan arazisini nasıl değerlendirebilirim diye düşünüyor. Böylelikle arazisini tarıma kazandırmış oluyor. Değerli Başkanımıza çiftçiye hak ettiği değeri verdiği için çok teşekkür ediyorum. Projemizin bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Eksi

Okullardaki forma takıntısı

Okula aile birliğine bırakılmış bir konu olan okul kılık kıyafet tavrı otuz sene öncesini aratmıyor. Bizim gençliğimize nazaran forma denilen o sıkı kıyafet uygulaması artık olmasa da hala öğretmenler, çocukları kıyafetlerden yakalamaya çalışıyorlar. Halbuki öğrenciyi saygısı, disiplini ve davranışları ile ölçeriz. Lacivert değil de siyah pantolon giyebilir veya okul t-shirt’ü yerine siyah düz bir şey giyebilir. Çok uçlarda olmadıkça artık okul yönetimi de dahil günümüz gençlerini bu konularda uyarmak, parmak sallamak ancak antipati yaratır.

TARLADAN ŞEHRE DAYANIŞMA KÖPRÜSÜ KURULDU

Ümraniye Belediyesi ve Mihalgazi Belediyesi iş birliği ile hem üreticinin hem de ilçede bulunan ihtiyaç sahibi vatandaşların yüzünü güldüren “Tarladan Şehre Dayanışma Köprüsü" projesinin tanıtımı yapıldı. Proje kapsamında şu ana kadar 3 bin aileye sebze ve meyve ulaştırıldı. 40 günde de 7 bin yardıma muhtaç aileye bu ürünlerin ulaştırılması hedefleniyor.

Sosyal belediyecilik alanında örnek işlere imza atan Ümraniye Belediyesi bu kez de Mihalgazi Belediyesi’yle birlikte Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçirdi. “Tarladan Şehre Dayanışma Köprüsü” projesi sayesinde hem çiftçiler kazanacak hem de ihtiyaç sahibi aileler destek görecek. Bu sayede de tarım emekçileri ve Ümraniyeliler arasında bir gönül köprüsü kurulmuş olacak.

İHTİYAÇ SAHİBİ AİLELERE ARACI OLMAKSIZIN ORGANİK ÜRÜNLER ULAŞTIRIYORUZ

Çiftçiler tarafından hasatı yapılarak Ümraniye’ye ulaştırılan tüm organik sebze ve meyveler gün kaybı yaşanmadan her gün 4 araç ve 8 personelin desteği ile ihtiyaç sahibi ailelerin evine götürüyor. Şu ana kadar 3 bini aşkın aileye 30 tona yakın sebze ve meyve ulaştırılarak ihtiyaçları karşılanmış oldu. Şimdi de 40 günde, 7 bin aileye bu ürünlerin ulaştırılması hedefleniyor.

Ümraniye Belediye Başkanı İsmet Yıldırım ve Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Akgün, projenin tanıtımı için basın mensuplarıyla bir araya geldi.

“Sosyal belediyeciliğin gereği neyse, her zaman daha fazlasını hedefledik”

Başkan İsmet Yıldırım yaptığı konuşmada, “Bildiğiniz üzere hizmet anlayışımızı son yerel seçimlerde ‘’Gönül Belediyeciliği’’ şeklinde tanımlamıştık. Göreve başladığımız günden itibaren attığımız her adımda, gönüllere girmeyi asıl gayemiz olarak belirledik. Sosyal belediyeciliğin gereği neyse, her zaman daha fazlasını hedefledik. Bugün sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğumuz projemiz de bu hassasiyetle hayata geçirdiğimiz örnek bir çalışmadır. Mihalgazi Belediyemizle iş birliği yaptığımız bu proje ile çiftçilerimizin ellerindeki ürünleri Ümraniye’mize getiriyor ve ihtiyaç sahibi komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.

“Bu ürünlerimizi Ümraniye’mizde bulunan yaklaşık 7 bin yardıma muhtaç ailemize ulaştıracağız”

Başkan Yıldırım: “Ürünlerin Mihalgazili üreticilerimizin elinden Ümraniye’deki yardıma muhtaç ailelerimizin sofrasına gelene dek olan sürece hiçbir aracıyı dahil etmiyoruz. Tarladan sofralarına komisyonsuz alıp getiriyoruz. Bu şekilde maliyeti neredeyse yarı yarıya düşürmüş oluyoruz. İlçemizdeki ihtiyaç sahibi ailelere her gün 4 araç ve 8 personel ile 200-250 kasa arasında dağıtım yapıyoruz. İnşallah bu ürünlerimizi Ümraniye’mizde bulunan yaklaşık 7 bin yardıma muhtaç ailemize ulaştıracağız. Tabii burada projenin istikrarlı bir şekilde devam etmesi çok önemli. İhtiyaç sahibi komşularımıza tek seferlik değil, devamlı olarak taze ve organik sebze, meyve ulaştıracağız. Bu çalışmamız kalıcı olarak devam edecektir. Bu yardım kasalarımızda sebze ve meyvelerle birlikte üretici kadınlarımızın kendi elleriyle yaptıkları köy ekmekleri ve erişte gibi ürünler de bulunuyor. Günlük dağıtımlara başladığımız 11 Ekim 2021 tarihinden bugüne kadar, 3 bini aşkın haneye 30 tona yakın sebze meyve ulaştırdık. Aynı zamanda belediyemiz bünyesinde yer alan yemekhane, aşevi ve tesislerimizde kullanmak üzere çok daha uygun fiyata aldığımız ürünler sayesinde tasarruf etmiş oluyoruz” dedi.

“Tarladan Şehre Dayanışma Köprüsü’’ projesinin kısa sürede ilham kaynağı olacağına ve örnek alınarak yaygınlaşacağına gönülden inanıyorum”

Başkan Yıldırım: “Ümraniye Belediyesi olarak paydaşı olmaktan büyük gurur duyduğumuz ‘’Tarladan Şehre Dayanışma Köprüsü’’ projesinin kısa sürede ilham kaynağı olacağına ve örnek alınarak yaygınlaşacağına gönülden inanıyorum. Bu vesileyle Mihalgazi Belediye Başkanımız Zeynep Akgün’e böylesi hayırlı bir projede iş birliği yaptıkları için teşekkür ediyorum. İnşallah birlikte daha nice ailemizin yüzünü güldüreceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum” dedi.

“Değerli Başkanımıza çiftçiye hak ettiği değeri verdiği için çok teşekkür ediyorum”

Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Akgün ise yaptığı konuşmada, “Böylesine önemli bir proje için bize yardım eden ve çiftçimize destek olan Ümraniye Belediye Başkanımız İsmet Yıldırım’a çok teşekkür ediyorum. Çünkü çiftçimiz atıl durumda olan arazisini nasıl değerlendirebilirim diye düşünüyor. Böylelikle arazisini tarıma kazandırmış oluyor. Değerli Başkanımıza çiftçiye hak ettiği değeri verdiği için çok teşekkür ediyorum. Projemizin bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Projenin tanıtımının ardından Başkan İsmet Yıldırım ve Başkan Zeynep Akgün, belediyenin önünden Ümraniyeli ihtiyaç sahiplerine dağıtımı yapılacak sebze ve meyveleri taşıyacak olan araçları uğurlamasıyla program son buldu.

ABD’Lİ MÜZİKOLOJİ ÖĞRENCİSİ

Türk medeniyetinde kadın konusunun konuşulduğu seçkin bir toplantının ilk yirmi dakikasını kaçıran bir Amerikalı gencin içeri girmesi dikkatimi çekiyor. Yanında bir Türk kız ile gelen ve toplantıyı pür dikkat dinleyen bu genç sıra sorulara geldiğinde kırık Türkçesi ve oryantalist tavrı dikkatimi çekiyor. Türkiye’de müzikoloji okuyan bu gencin toplantıda konuşulanlardan belli ki kafası çok karışıyor. Ön yargıyla sorduğu sorular bize o kadar tanıdık geliyor ki şaşırmıyoruz. Türk medeniyetinin anlatıldığı bölümlerle ilgili olarak hemen Türk tanımını bir ırk temeline indirdiğimizi zannederek Türk veya Alman olmak neden o kadar önemli ki diye soruyor. Oysa önemli olan ırk değil, Türklerin Töre olarak adlandırdıkları hikmet bilgisindeki Adalet vurgusu olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Konunun uzmanı olan Dr. Sait Başer’in sabırla bu gence, aslında biz öyle zannettik ama yanındaki Türk kızına anlattığını sonradan anladığımız, Türk kimliği kavramının bir Türk gencinin bilmemesi gerçeği ile karşılaşmanın acı yüzü ile bir kez daha üzüldük.