İBB m0b


TÜRK-YUNAN SAVAŞI NASIL BAŞLAYABİLİR?

Öncelikle bu savaşın başlama yer ve zamanını belirleyecek olan Yunanistan değil ABD olacaktır.

Öncelikle bu savaşın başlama yer ve zamanını belirleyecek olan Yunanistan değil ABD olacaktır. Yunanistan ve GKRY gerginliği tırmandırmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. Yunanistan’ın yeteneklerini aşan durumlar söz konusu olduğunda ise (örneğin amfibi tatbikat yapma gibi) ABD iş birliğine gitmekte, Türkiye karşıtı eylemin inandırıcılığını ve gerginliği arttırmak için müşterek tatbikat vb. çalışmalar ile doğrudan müdahil olmaktadır. Dikkatler Ege Denizine yoğunlaşmışken birden Kıbrıs’a başımızı döndürmek zorunda kaldığımız ABD hamlelerini görüyoruz.

ABD’nin ambargoları kaldırma adımından sonra 19 Eylül’de GKRY yönetimi ile Askeri Alım ve Kuvvetler Arası Hizmetler Anlaşması'nı imzalaması ve anlaşmanın içerdiği konular son derece önem taşımaktadır. Bu anlaşma kapsamında ABD savaş gemileri, GKRY limanlarında ikmal yapabilecek ve Rum birliklerinin eğitimi, teçhizat ihtiyaçları konusunda Rum yönetimi ABD’den askeri alım yapabilecektir. Bu anlaşmanın 2 hedefi olduğu düşünülebilir. İlki benzeri bir anlaşmayı 2015 yılında Rusya ile yapan GKRY’nin Rusya ile ilişkilerine son vermek, ikincisi ise Türkiye’ye Yunanistan gibi GKRY’nin de arkasına ben varım diyerek tercihini kesin bir şekilde yapmış oldu. Bu hamlesi ile gün geçtikçe Rusya ile iş birliği geliştiren, Rusya tarafından son  yapılan Şanghay İşbirliği Örgütüne davet edilen ve bu davete icap eden Türkiye’yi cezalandımak olduğu değerlendirilmektedir.

YENİ JEOPOLİTİK TERCİH

ABD’nin yeni jeopolitik tercihi genişletilmiş Doğu Akdeniz kavramı etrafında şekillenmektedir. Bu tercihte Kıbrıs adası kalpgahı oluşturmaktadır. Kıbrıs adasını kontrol altına alarak İsrail’in arzı mevud kapsamında, Kıbrıs adasında Rumlarla iş birliğini geliştirerek, her iki taraftan arazi, şirket ve gayrimenkul alımı ile adayı yavaş yavaş ele geçirmekte olan İsrail’in bu hedefini kolaylaştırmak olduğuda değerlendirilmektedir.

ABD’nin GKRY’ni destekleme tercihi KKTC’nin varlığını kabul etmeme, adanın bir bütün olarak kontrolü altına girmesi ve adada 2 üssü bulunan İngiltere ve elbette İsrail ile birlikte Doğu Akdeniz’i; Lübnan, Suriye, Irak, İran, Türkiye, Ürdün, Mısır ve Libya’yı’da kapsayacak şekilde genişleterek bölgeyi Türkiye, Rusya ve Çin’e tamamen kapatmak, Kıbrıs adası etrafındaki zenginliklerin tam emniyeti sağlanmış bir şekilde süratle çıkarılmasını sağlamak ve AB ülkelerine sevkini sağlayarak enerji konusunda Rusya’ya olan bağımlılıklarının giderek zayıfladığı sırada bu ülkelerin enerji tedariki konusunda bağımlılık adresinin ABD’ye dönmesini sağlamak, bu suretle AB ülkeleri üzerindeki tahakkümünü perçinlemek olduğu düşünülmektedir.

TATBİKATIN SENARYOSU

ABD’nin bu jeopolitik tercihi olası bir savaşın başlangıç noktasını konusunda da bize ip ucu vermekte, aklımıza 24 Temmuz 2002 tarihinde Nevada çölünde icra ettiği tatbikat gelmektedir.

Lozan Anlaşması’nın yıldönümüne gelen bir tarihte 22 gün süren tatbikatın senaryosu ise oldukça ilginçtir.

“Akdeniz'de bir ada sorunu yaşayan ve birçok azınlık barındıran bir ülkeyi kapsayan bir  tatbikat. Hedef ülkenin stratejik açıdan iki kıtayı birbirinden ayıran bir su yolunun üzerinde ve iki kıtada birden toprağı bulunuyor. Hedef ülke, bazı denizyollarını kontrol etmektedir. Bir ada ülkesiyle şiddetli sorunları vardır. Bu ülkede çok büyük bir deprem olur. Hükümet depremle mücadele edemez ve kaos durumunda ordu duruma el koyar. Uluslararası yardım çağrısı yapılır. ABD yardımlarının kendi askerleri tarafından yapılmasını şart koyar. Böylece ülkeye girmekte olan ABD askerlerinin miktar ve faaliyetlerinden kuşkulanan hedef ülke ordusuyla ABD ordusu arasında savaş çıkar ve ülke 96 saat içinde işgal edilir.” 

Associated Press, tatbikat senaryodaki hedef ülkenin Türkiye olduğu bilgisini haberleştirdiği gözden uzak tutulmamalıdır.Yunanistan medyasında son günlerde çıkan haberler bu tatbikat senaryosunu tekrar gündeme taşımıştır. Pentapostagma'nın 19 Haziran 2022 tarihli haberinde 2002 yılındaki tatbikat senaryosundaki ifadeler birebir kullanılarak "Türkiye'nin ABD tarafından 96 saat içerisinde işgal edileceği" açık bir şekilde belirtilmekte, ABD ise asla yalanlamamaktadır.

DÖNÜLMEZ BİR YOL

ABD, bir süredir Türkiye’yi ne dost ne de düşman olarak görüyordu. Ancak, son gelişmeler açık bir şekilde göstermektedirki ABD için Türkiye artık bir düşman ve bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. ABD için Türkiye’nin bir NATO üyesi olmasının bir önemi kalmamıştır. Türkiye, ABD’nin yol haritasına göre hareket etmediği sürece düşmanlık giderek artacak ve artık dönülmez bir yola girilebilecektir. İlk yayımlanacak ABD ulusal güvenlik strateji belgesinde Türkiye’nin düşman ülke kategorisnde yer almasına şaşırmamak gerekir.

ABD’nin savaşın çıkış noktası olarak Kıbrıs adasını ön plana çıkarmasında, KKTC’ne yönelik bir harekatta, bu bölgenin Türkiye toprağı olmaması nedeniyle Türkiye’nin NATO’nun 4’üncü madde kapsamında NATO’yu harekete geçirerek yardım talebinde bulunmasını engelleme, Türkiye’nin Rusya’ya yaklaşmasını sağlayarak NATO’dan uzaklaştırılması için gerekçe oluşturmak, NATO üyeliğinde çıkarılacak Türkiye yerine GKRY ve İsrail’i üye yapabilmenin yolunu açmak olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.

“Türkiye’yi NATO’dan çıkaramazlar, oy birliği şart” gibi söylemlerin uluslararası anlaşmaların hegemonik gücün menfaati ile uyum sağlamadığı bölümlerinin ve hatta tamamının yok hükmünde sayıldığı kaotik bir dünya ortamında bir anlam ifade etmediğini uygulamalardan yola çıkarak söyleyebiliriz.

YAPILMASI GEREKEN

Türkiye’nin yapması gereken öncelik KKTC’de olmak üzere bütün milli güç unsurları ile hazırlıklı olmak, tam bağımsızlığından asla taviz vermeden NATO’nun askeri kanadından derhal çekilmek, ABD’nin GKRY ile yaptığı anlaşmanın bir benzerini Rusya ve gerekirse Çin ile yaparak ABD‘nin bu hamlesini olabildiği kadarı ile engellemek, her iki ülkeye üs önerisinde bulunmak, Doğu Akdeniz’de hidrokarbon kaynaklarının aranması konusunda tecrübe sahibi Rus petrol şirketleri ile iş birliğine gitmek ve nihayetinde ABD’nin hamlesinden önce bir refrandum ile KKTC’nin Türkiye’ye katılmasını sağlamak olmalıdır.