TÜRKİYE-İSRAİL SİL BAŞTAN

Yaşar İÇEN 17 Eyl 2022

14 Mayıs 1948 tarihinde kurulan ve Türkiye'nin de 28 Mart 1949'da tanıyarak 1950'de de diplomatik temsilci atadığı İsrail ile siyasi, diplomatik, bürokratik ilişkilerimiz tarih içinde inişli çıkışlı bir grafik çizse de bir şekilde hep devam etti…

Kimine göre dünyanın şımarık çocuğu, kimine göre sürgün yıllarını acılar eşliğinde kapatıp 1948’te ait olduğu topraklara dönen bölgenin en eski ev sahibi, kimine göre ise sayısız başlıkta tüm dünyaya hükmeden temel güç; İsrail…

14 Mayıs 1948 tarihinde kurulan ve Türkiye’nin de 28 Mart 1949’da tanıyarak 1950’de de diplomatik temsilci atadığı İsrail ile siyasi, diplomatik, bürokratik ilişkilerimiz tarih içinde inişli çıkışlı bir grafik çizse de bir şekilde hep devam etti…

Çünkü İsrailli Yaseya ve eşinin dediği gibi; “dünya üzerinde frekansları bu kadar iyi tutan ve yapılan iş birliği ile birbirinin menfaatine önemli kazanımlar sağlayan başka iki ülke yok… Ve her iki ülkenin insanı da işte, sosyal hayatta, dostlukta, kültürel etkileşimde birbirini çok iyi tamamlıyor… Özetle biz böylesi iyiyken neden daha fazla iş birliği yapmak yerine sık sık ilişkilerimiz geriliyor?”

Burada belki bir öngörü ve belki de bir komplo teorisi akılları kurcalamıyor değil… Neden tam her şey rayına oturacakken bir şeyler ortada belirip iki ülkeyi karşı karşıya getiriyor?

Türkiye ve İsrail bunca sorun eşliğinde bile iletişimi tamamen koparmamışken hiçbir sorun olmazsa acaba ne kadar birbirini tamamlar ve güçlenirdi?

Ortadoğu insanını dil, din, ırk, mezhep oyunlarıyla ayrıştırıp güçsüz kılmak çabasının temelinde neler yatıyor hepimiz gayet iyi biliyoruz…. Melez kombinlerin her daim güçlü sonuçlar elde edeceğini bilenler coğrafyada kutuplaşmalar yaratarak nimetlendiler… Misal Türkler ve Kürtler, Sünniler ve Şiiler…

KKTC ve Türkiye’nin seyahat çizelgesi de Yaseya ve eşinin dediklerini doğrular nitelikte… Seyahatte ve diplomaside yaşanan bunca kısıtlı imkana ve bunca inişe çıkışa rağmen Türkiye ve KKTC ye seyahat eden İsrailli sayısı hiç de az değil… Geçtiğimiz günlerde karşılıklı olarak imzalanan anlaşmalar ile güncellenecek uygulamalar hayata geçtiği zaman mevcut rakamların çok daha yüksek bir çıtayı yakalayacağına inanıyorum…

Yakın geçmişte yaşanan sorunlardan dolayı iki ülke arasındaki köprüler biraz sarsılsa da karşılıklı diyalog ve iş birliği kapıları hep açık kaldı…

İş birliği ve diyalogdan söz etmişken burada cümlelerimi coğrafyanın miladı diplomasi miladı sayılabilecek 2022 Antalya Diplomasi Forumu’na bağlamak istiyorum… Öncesinde, forumun sürdüğü günlerde ve sonrasında yürütülen görüşmeler eşliğinde kurulan diplomasi köprüleri çok değerliydi… Şu an konuşulan diplomasi mevzularının filizleri o süreçte boy vermeye başladı… Bizzat benim de dahil olduğum 2022 Antalya Diplomasi Forumu’nda katılımcıların öne çıkardığı ortak sonuç ise şu oldu; “Davos’u bile gölgede bıraktı…”

Evet Antalya Diplomasi Forumu’nun ana teması olan SOFT DİPLOMASİ Türkiye-İsrail ilişkilerine de yansıdı ve bugünlere getirdi… Hemen sonrasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun gerçekleştirdiği İsrail ziyareti iki ülke arasında önemli adımların atılmasına vesile oldu… Karşılıklı büyükelçi atamaları, uçuşların daha geniş ve özel çerçevede başlatılma kararı, iş birliği maddelerinin arttırılması ve daha nicesiyle Türkiye-İsrail ilişkileri, pandemi ile sıkça kullanılan yeni dünya düzenindeki yerini aldı…

Ki diplomasi de bu değil mi? Siz bakmayın bir kesim var ki; her şeye muhalefet! İlişkiler askıya alınınca neden alındı diyen, görüşmeler başlayınca da neden başladı diyen… Tek gerçek ise şu; Türkiye son yıllarda yakaladığı dış politika başarısıyla tüm dünyanın alkışlarını toplamakla birlikte iç siyasete de ilham oldu…

Peki bundan sonraki süreçte Türkiye-İsrail ilişkileri ne olacak? “Niyet suret-in temelidir” felsefesiyle yola çıkmalı ve her sorunda köprüler atılmamalı zira yıkmak bir günü yapmak ise bazen onlarca yılı alabiliyor… Bu sebepten diplomasi ve karşılıklı menfaatler doğrultusunda hareket ederek fayda ve kazanım gözetilmeli…

Ve önemli bir not; bu iş birliği adımlarının arkası gelirse ticaret, bilim ve teknolojik zirvenin yakalanmaması imkansız…