​VATAN NEDİR?

Ümit G. CEYLAN 23 Kas 2023

Bizdeki vatan düşüncesi ve ona verilen değer bir başka millet için farklı olacaktır.

Foto Kritik2311Bizdeki vatan düşüncesi ve ona verilen değer bir başka millet için farklı olacaktır. Yani bu çok eski bir düşünce şeklidir. Artık vatan denilen yerlerde sınırlar yoktur diyecek olacaksınız ama ben dur diyeceğim. Evinizin kapısı varsa ve daire numarası 1 yazıyorsa sizin bir mahreminiz var demektir. Vatan da işte bizim mahremimizdir. Bizim değerimiz, bizim saklayıp kolladığımız kem gözlerden sakındığımız toprağımızdır. Sadece toprak parçası da değildir bizim için vatan. Vatan bütün duygularıyla insanın özgür hissettiği ve değer bulduğu ve bu değerlerin hakikatin kökünde yeniden filizlenip her mevsim açtığı bir ülkedir. Ülke yani ülkümüzün yeridir vatan. Kalbimizin attığı, kanımızın karış karış dolaştığı yerdir vatan. Vatan bir emanettir. Vatan hiç bitmeyen bir aşktır. İnsana duyduğun aşk biter de vatana duyduğun aşk asla bitmez.

Vatansever olmak ya da olmamak

Din, dil, ırk, soy, sop, mezhep ile insanın huyunun, suyunun kimyasından üremiş her şey, her düşüncenin ötesindedir vatansever olmak. Günümüzün paradigması artık vatansever olmak üzere kuruludur. Vatansever olmak cümleye ama ile başlamamak demektir. Gri yoktur vatansever için. Ya seversin ya sevmezsin. Vatanını seven izimlerin arkasında kendini saklamaz. Nerede durduğunu bilen kişidir vatansever. Bayrak en değerli şeydir vatansever için. Hele Türk için hilal ve yıldız, al renk anlatılacak gibi değil ancak yaşanır. Vatan kavramı Türk milleti için sadece bir kara parçasının çok daha derinlerde bir anlayıştır. Dünyada her toprağa elinin yüreğinin uzanabildiği her toprağa adalet tohumunu ekebilmektir vatanseverlik. İnsanlığın tek ihtiyacı olan adaleti sağlamak ancak Türklerde oluşmuş yüce bir değerdir. Bunu Türkün varlık anlayışı içinde görebiliriz.

Adalet varsa vatan var

Hak ya da adalet, adına ne derseniz diyelim varsa vatan var. Adalet varsa sevgi de vardır. Adalet varsa özgürlük de vardır. Adalet varsa huzur da vardır. Adalet varsa inanç hürriyeti de vardır. Adalet varsa insanca yaşamak da vardır. Adalet varsa denge vardır. Adalet varsa ahlak da vardır. Adalet varsa doğanın nimetleri de vardır. Adalet varsa dünyanın ve üzerindeki her canlının hakkı korunur. Ama adalet yoksa bütün şiirler birer hamaset, bütün sözler nutuktan ibarettir. Adalet olmadan hakikati bulmak imkansızdır. Adalet olmadan gerçeğin kendisi de sahtedir. Adalet olmadan velhasıl ne vatandan söz edilebilir ne de vefadan. Vatan ne markadır, vatan ne ambalajdır ne makyajdır. Vatan bir Türk için Kızılelma’dır. İşte o da düpedüz adalettir. 

Vatan her yerdir

Vatan adaletin ayaklar altına alınan yerdir. Orası Gazze’dir, Irak’dır, Suriye’dir, Arakan’dır, Libya’dır, Ürdün’dür. Nerede bir zulüm varsa bizim için orası vatandır. Çünkü bizim için orayı vatan yapan adaletin tesisi için bizim bekleniyor olmamızdır. İlk bilinen anayasamız da diyebileceğimiz Türklerin Bilgesi Bilge Kağan’ın uzun metninden tek bir cümleyi buraya koyuyorum; “Gereksiz yere ağaç kesmeyeceksin, suyu kirletmeyeceksin”. Tek başına bu cümle bile Türklerdeki adaletin ne kadar doğal ve kendiliğinden olduğunu gösteriyor. Doğayı koruma günü tesis ederek değil de bunu hayatın içine yerleştirerek yapmış olan yüce milletimiz, yerdeki karıncadan gözünün görebildiği en uzak yere kadar adaleti korumaya and içmiştir vesselam.

 2023 UTANÇ YILI

Bu yılı bir kelime ile ancak utanç yılı olarak tanımlayabilirim. Medeni “batı” batsın inşallah zaten Ortadoğu’yu benim hatırladığım en az 50 yıldır rahat bırakmıyor. Yeraltı kaynakları için diyelim ya da başka amaçlar uğruna. Neyse ne ama batının medeniyet anlayışı sadece sömürmek üzerine. O yüzden emperyal emeller diyoruz. O yüzden acımasız diyoruz. Batılıların o nezaketleri hep menfaat gereği. Şunların janjanlı tavırlarını medeniyet diye sattıklarına inanmayın. Evet çok çalışıyorlar, düşünüyorlar ama hep altında bir soru işareti arayın. Batının artık yekpare olmadığını da gördük. Halkın neredeyse yarıya yakını belki daha fazlası batı liderlerinin kendi halklarını sömürdüğünü anladı ve şok içindeler şu anda. Küresel politikalara alet edildiğini anladılar. İnsan bu ya, onlar da vicdan taşıyorlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak derken şu emperyalist, şu Siyonist, şu kapitalist anlayışın su değirmenine su taşınan suların kesileceği anlamını taşıyor. Evet bu bir anda olmayacak belki 20 yıla yayılacak ama başlangıçtayız bu çok net. Bilinç çağı deyip duruyorum. Bakın bütün insanlar bir anda derviş veya evliya olmayacak. Ama ayan beyan ortaya çıkan bir şey var o görülüyor. Bunu görenler beyaz tarafa geçecek ve bunlar çoğunlukta. Ama o beyaz tarafı göremeyenler yine karanlıkta kalacak. Biz uyanık kalalım lütfen.

MONA LİSA ZULME KARŞI


İnsan, duygularıyla, düşünceleriyle, tavırları, davranışları, eylemleriyle iyi ya da kötü bir imaj oluşturur. İnsan niçin öyle düşünür, niçin öyle davranır, niçin böyle bir eylem içinde olur diye sorguladığımızda, bir olgunun sebep ve sonucunu gösterir. Her şey birbirini etkiler ve yekun olarak karşımıza iyi ya da tam tersi olarak karşımıza kötü bir imaj çıkar. Mona Lisa duruşuyla ve ifade tarzıyla nötrdür. Böyle bir resim 16. Yüzyıldan bu yana resim sanatının popüler, değerli bir tablosudur, bilmeyen yoktur. Çoğu kez bu imaj farklı duyguların ve konseptlerin objesi haline getirilmiştir. Mona Lisa'yı belki güldüremezsiniz ve ağlatamazsınız ama gündemdeki insanlık dramıyla ilgili bir objeyle fikir ve sanat aleminin dikkatini çekmiş olursunuz. Mona Lisa’yı Filistin atkısıyla mazlumdan yana, bir insanlık manifestosunun öncüsü haline getirebilirsiniz. Nice dünya çapında yazarlar, çizerler, gazeteci ve sanat adamı aydınların, elitlerin sus pus olduğu bu zor zamanda sanatsal bir imajın haklıdan yana tutum alması dilsiz şeytanlara bir kapak niteliğindedir. Çünkü haksızlık karşısında sessiz kalan herkes şeytandır. Zalimlerden yanadır. Oysa Mona Lisa bu haliyle Gazze’lidir, Filistinlidir. Mona Lisa bu haliyle haklılardan yana olmanın, zulme karşı çıkmanın tescilidir.

Suna YILDIRIM  

.....

İNSANLIK SINIFTA KALDI

Hiç bu kadar adaletsiz, insafsız, vicdansız ve insan haklarının, insan şeref ve haysiyetinin çiğnendiğini görmedim. En başta dünyayı yöneten ve sömüren süper güçlerin vekalet savaş yürüterek, kullandıkları aparat piyonlarla adeta dünyayı kana buluyorlar ve soykırım üstüne soykırım yapıyorlar. Kurgusal komplolar ile savaş çıkarıp ve yine savaş kurallarını da ihlal edip istediğini yapan, savunma bahanesiyle soykırım yapılan bir zamandayız… Çaresiziz. Sadece dua, boykot ve sosyal paylaşımlardan ibaret bir destek, beni ziyadesiyle üzüyor. Fakat umudumu yitirmiş değilim. Çünkü inancım var; Hak galip gelecektir. İnancım, bilincim ve dualarımla diken üstündeyim. Vicdanı olan her insan gibi zalimleri, canileri, katilleri, lanetliyorum. Kınından çıkmış keskin kılıç gibiyim.  Öfkemle ve hıncımla bilendikçe bileniyorum. 

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudilere uyguladığı muamelenin bir benzeri, şu an İsrail tarafından bugün tam 35 yıldır işgal altında yaşatılan Filistinlilere uygulanıyor. Nazi zulmünden kısa bir süre sonra devlet ile ödüllendirilen Yahudilerin, kendilerine uygulanan benzer bir zulmü aynen Filistin halkına reva görüyorlar, Yeryüzünün her yerinde Yahudiler var. Aynı zamanda bulundukları ülkelerde, ticaret ve üst mevkilerde yer edinmişler. Bununla birlikte kazanımlarının bir kısmını Ortadoğu’da kendilerine yer tahsis edilen İsrail Devleti’ne de her yönüyle bağlılar. Arzu Mevud’a inanırlar. Yahudileri siyasallaştıran Siyonistler, diaspora şeklinde bulundukları ülkelerin yönetiminde söz sahibidirler. Fakat inançları gereği masum bebekleri katletmek de onların akidelerinde vardır. Her zulmü ne yazık ki din adına yaparlar. Dünyadaki güç ilişkileri birleşik kaplar gibidir. Siyonistlerin yaptıklarına ülke yönetimleri karşı çıkmaz, halkların protestolarına de yasaklar getirirler. İnsanlık ölmüş ve tuz kokmuştur artık. 

Güneş balçıkla sıvanmaz. Vicdansızlığını, akılsızlığını, zalimliğini, kendi dışındakilerini ötekileştirerek canilikle yer edinmeye, hak elde etmeye çalışan İsrail dünya halkları vicdanda mahkum olmaktadır... Bu yüzden, bugüne dek pek az konuda sağlanabilen bir uluslararası seferberlik, İsrail’e karşı şu an gündemdedir… Filistin'de artık din savaşı değil, zalim ile mazlumun savaşı var! Bu bir var oluş savaşıdır. İnsanlığın ve vicdanın var oluşu.

“Büyük İsrail devleti" kurmak adı altında İsrail terör devletinin fitne, zulüm ve katliamlarla savaşı sürdürmesi, aslında kendini suçlu ve zalim olarak tescilidir. Haklıdan yana olanlarla, zalime sessiz kalanlar hakikat bir gün tecelli ettiğinde iş işten geçmiş olacaktır. Ancak zulümle savaşanlar şanıyla şerefiyle yaşayan kahramanlardır.

Avrupa birliğindeki birçok ülke gibi içinde yasadığım Avusturya’nın da alenen Israil’e destek vermesi gibi burada da insanlar ikiye bölünmüş durumda… Bir bana neciler; bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafa yapısına sahip olan kesim, bir de insanlık adı altında savaşa hayır, mazlumlara, çocuklara, kadınlara ve savunmasızlara açılan savaş ve soykırıma hayır diyenler grubu… Geçtiğimiz cumartesi katıldığım on binlerce kişinin yaptığı protest yürüyüş takdire şayandı… Meydanları hep bir ağızdan haykırarak Gazze ve Filistin için inlettik. “Gazze yaşasın, Gazze özgürleşsin (Lasst Gaza leben, lasst Gaza frei)”…  

Dünyanın her yerinde davasını savunacak, haklarını haykıracak insanlara ihtiyacı var. Silah bile bulunamayan, terlikleriyle Israil’e karşı sapanlarla ve ev yapımı silahlarla karşı koymaya çalışan, mücadele eden bir halk var orada, resmen şu an açık hava hapishanesi olan Filistin’e olan desteğimizin samimiyetini sorgulamalıyız. Daha fazla insanlık adına, kardeşlerimiz adına nasıl yardımcı olabiliriz. Bu dünyanın dengede durması gerek. İnsan haklarının korunduğu bir dünya gerek. Bu düzeni nasıl değiştirebiliriz asıl mesele bu. Kendi adıma sunu söyleyebilirim ki; bütün Avrupa ve Batı ne yazık ki; insan hakları konusunda sınıfta kaldı…

SİVİL TOPLUM KURUMU GÖREVİNİ YAPMALI

Sivil toplum kurumlarının esas görevi, konusu ile ilgili konularda faaliyetlerini geliştirmektir. Geniş kitlelere ulaşmak ve halkın sesi olabilmektir. Fakat hiçbir STK devlete haddini bildirecek vaziyette bir konum alamaz. Emir verir gibi uluslararası dengeleri bozacak şekilde kitlesini harekete geçiremez. Böyle yaparsa sonuçlarına katlanır. Sivil toplum kurumunun konusu neyse o konuda işini yapmalı. Sivil toplum kurumlarını ülkemizde İçişleri Bakanlığı temsil etmektedir. Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü Türkiye’deki bütün sivil toplum kurumlarının faaliyetlerini geliştirmesi konusunda çalışmalar yürütmektedir. STK’lar da hükümete ulaştırmak istedikleri dileklerini ve gerekli önerileri bu kurumumuz aracılığıyla gerçekleştirebilirler. Ayrıca hiçbir STK medyada kamuoyu oluşturarak diğer STK’ların önüne geçmemeli, daima birleştirici ve birlikte hareket eden bir tutum sergilemelidir. Yine bir sivil toplum kurumunun esas itibariyle yaptığı faaliyet ve ekip ön planda olmalıdır. STK’nın başkanı iletişim süreçlerinde sürekli manşetlerde olamamalı buna mukabil bir ekip ruhu hissettirilmelidir. 

ARTI

Hayvan sevgisi

Havaların soğumasıyla sokak hayvanları daha çok ilgiye muhtaç hale geliyor. Bunu dert edinen bir arkadaşımız her sokağa çıktığında çantasında bulundurduğu boş pet su şişe içinden daha önce doldurduğu kedi mamasını uygun yerlere döküyor. Boş gezen sokak kedileri sanki onu takip ediyormuş gibi arkadaşımın etrafına dolanıyorlar. Yere dökülen mamalara yumuluyorlar. Arkadaşımın yüzünde hafif bir gülümseme, mutluluk, tatlı bir huzur emaresi beliriyor. Kimsesizlerin kimsesi var elbet, kurda kuşa rızkını veren Allah; bizlere görev yüklüyor. Hayvanlar kendisine yapılan iyilikleri unutmaz. İyilik yapanın gölgesi bile onları uyandırır. Bilirler ki kendilerine mama getiren adamın hal ve hareketleri onları sevindirir. Şimdi hatırlıyorum da rahmetli ninemin şalvar cebinde mutlaka ceviz ya da kuru incir bulundururdu. Hatta kağıtlı şeker olunca ne kadar sevinirdik. Böylece çocuklarla iyi bir bağ kurulurdu. Bu sır sevgi şefkat diliydi. Madem ki kış geldi pencere önlerine bir kap içine konan yemler serçeler ve kumrular için ne kadar önemli. Bundan dolayı ben de arkadaşımı örnek alarak, küçük iyiliklerle, gönlümüzü yüceltiyoruz.

EKSİ

Puro görünümlü şey

Otobüs duraklarına yakın yerlerde bulunan bayilerde bir sürü şey satılıyor. En başta akbil doldurabiliyorsunuz, su, atıştırmalıklar gibi şeyler satılabiliyor. Sigara da satılıyor. Güya 18 yaşından büyüklere satılıyor ama çok zaman yaş sormadıkları için 18 yaşından küçüklere de satılıyor. En son bu bayilerde puro görünümlü, ince dışı kahverengi meyveli sigara ya da adı her neyse onlardan satıldığını gördüm. Üstelik bunun bir yaş sınırlaması da yok. 13 yaşındaki bir çocuğa da satılabiliyor. Satıcıyla da konuştum. Bir kanuni sınırlaması yokmuş. Sigara ve benzeri alışkanlıklarla ilgili konularda yoğun çalışmaları olan Milletvekili sayın Müşerref Pervin Tuba Durgut ile de görüştük. Bu konuda çalışma yürütüldüğünü söyledi. Bu kadar rahat nasıl oluyor da bu tür şeyler satılabiliyor. Çocukların gözleri önünde özendirici olarak durabiliyor. Satıcıların da zaten pişkin pişkin o puro görünümlü güya zararsız şeyleri satmalarında beis görmemeleri vicdansızlıkla eş değer.

DEPREM ÖDÜLLERİ 

Deprem bölgesi Malatya’daki bir üniversitemiz bir yarışma düzenlemiş. Medyada ciddi tepki aldı. Yarışma kaldırılmış olmalı ki üniversitenin web sayfasında etkinlikler arasında yerini göremedik. Malatya İnönü Üniversitesi’nin bir organizasyonu olarak afişleri de dolaşıma sokulan bu etkinlik hangi amaçla düşünülmüş hiç anlayamadım. Yarışmada 1000, 2000, 3000 gibi komik denebilecek fiyatlar ödül olarak belirlenmiş. Depremin nesinin öykü yarışması yapılabilir? Üniversite gibi ciddi akademik bir kurumun daha nitelikli işler yapması gerekir. Depremden neden bu kadar büyük zararlar görüyoruz? Bunların nedenleri üzerinden konuşmamız lazım. Deprem bölgesindeki bir üniversitenin yapacağı işlerin depreme yönelik bilinçlendirme çalışmaları olması lazım. Deprem bölgesi olarak yapılaşma başta olmak üzere depremden en az zararla kurtulmanın çalışmaları üzerine akademik çalışmalar yapılmalı. Akademik anlamda üniversitenin mühendisleri, sosyal bilimcileri, psikologlar gibi akademisyenlerden oluşan kurulların araştırma konuları seçip kamuoyunu bilgilendirebilirler. Depremin acısını, korkusunu hala yaşayanların canını daha fazla acıtmanın hiçbir faydası olmaz.