VERİ ÇAĞI

Ümit G. CEYLAN 26 Ara 2019

Bir bilgiye ihtiyacımız varsa nereye bakarız?

ADALET Mİ? MERHAMET Mİ?

Merhameti kutsadığımız kadar adaleti kutsamaya cesaretimiz var mı? Bir gazetede yer alan başlık şöyle: ”Dünya adil yönetilmiyor.” Bu başlığı gazete sayfasına taşıyanlar önce kendi fikir işçilerinin haklarını versinler. Sonra da bu başlığı atsınlar. Adam sokaktaki hayvanlara aşırı merhamet gösteriyor ama evde çoluk çocuk aç sefil. Eh o zaman adalet mi merhamet mi derken nerden bakacağız bu konuya. Ben elbette adalet diyorum. Allah cehennemi boşuna mı yarattı? Cezayı boşuna mı veriyor?  O zaman her şeye merhamet gözüyle bakalım ve af edelim, adalete gerek kalmasın! Göz yumalım haksızlıklara, kılıf bulalım adaletsizliklere. Allah’ın adaleti var da kulun olmayacak mı? Biz Allah’tan ayrı, gayrı mıyız? Bu ilk Forum köşemizde zaman zaman buluşma noktası sayfamızda sizlerle birlikte olacağız. Bakalım farklı meslek mensuplarından vatandaşlarımız bu konuya nasıl bir açıklama getirmişler.

VERİ ÇAĞI

Bir bilgiye ihtiyacımız varsa nereye bakarız? Mesela bilgi kelimesinin anlamını araştırmamız gerekirse neler yapar, neleri düşünürüz? Nerelere başvururuz? Google mı? Kitaplar mı? Hangisi veya hangileri? Farabi’nin bilgi anlayışı nedir diye sorsak, ne yapacağımızı biliyorum. İnternetten arama motoruna girip “Farabi’nin bilgi anlayışı” diyeceğiz ve önümüze düşen yüzlerce veriden birini seçip kopyalayıp yapıştıracağız. Kimse kütüphaneye gidip onlarca kitabı tarayıp Farabi’nin bilgi anlayışı hakkında yazılan tartışmalara, karşılaştırmalara ve hatta aynı alandaki başka bağlamlara bakmanızı sağlayacak araştırmalarla ilgilenmeyecektir. Çünkü artık bilgiye adanacak vaktimiz yok; biz enformasyonun peşindeyiz. Nabi Avcı hocamızın 1. ve 2. baskılarını 1990 yılında yaptığı ve genişletilmiş yeni baskısı da geçenlerde çıkan “Enformatik Cehalet” adlı kitabında bilgi, enformasyon üzerinde bizleri derinlemesine düşünmeye sevk ediyor.

Bilgi ve Enformasyon

Bilgi bizde var olan, yani doğuştan kodlanmış hikemi olgulardır. Bir taraftan da tasavvur ettiğimiz, üzerine düşündüğümüz, fikir çilesi sonucunda doğurttuğumuz varlığa dair her şeydir. Bilgi yüzeyde değildir, derinlerdedir. Bilgiye ulaşmak, araştırılmak, anlaşılmak ve zahmet çekilerek bulunan ve bulunmakla da kesinlik kazanmayan sonu olmayan bir yolculuktur. Bugün bilgi üretimi dediğimiz şey aslında enformasyondan başkası değildir. Enformasyon bu global dünyada bir kültürel kimliğin adıdır. Moda, tasarım, yemek yani hayata dair ne varsa, bir üretim inşaası içinde elimizin altında kolayca ulaşabileceğimiz şeyin adı enformasyondur. Biz neyin peşinde olduğumuza karar vermeliyiz. Bilginin mi enformasyonun mu? Biri bilgeliğe biri de bilgisizliğe götürecektir.

Veri nedir?

İletişim teknolojileriyle birlikte geldiğimiz son nokta veri bilgisidir. Data information denilen bu yeni tür, hap gibi yenilir yutulan cinsten olmayan ama pek bir itibar atfedilen şeydir. Veri gazeteciliği kavramı da literatüre giren bu veriler dünyası adı üzerinde size verilen o her neyse alıp kabul ediyorsunuz. Çünkü istatistiklerle, grafiklerle matematiksel verilerle önümüze serilen ve dünyayı eşitleyen bir kavramlar hiyerarşisi ile karşı karşıyayız. Yeni bir toplum düzeni oluşturma çabası ile burun burunayız. Ölenlerin, doğanların veri bankasındaki rakamlarla açıklanmasıyla, hayatın anlamına şekil veren toplum mühendislerinin elinde yeni bir çağa doğru çekiliyoruz.

Bilgi + internet =  bilişim

Günümüz öyle bir sürecin içinde ki; her şey internetle halloluyor. Fakat internetin nimetlerinden faydalanabiliyor muyuz bütün mesele bu!..  Bilgi internet teknolojileriyle bilişimi oluştursa da, bilgi insan bilincini yüceltmeye hizmet etmiyorsa o bilgi sinede yüktür. Bilgiye ulaşabilme pratikleri çoğalmakla birlikte insan aklını çelen, kalbini körelten bilgi hammallığından kurtulmamız gerek.  İşe yarar bilgiyi kabul etmek, işe yaramayan bilgiden uzaklaşmak ve bilgiyi bir hikmet kabul edip hakikat yolundan yürümek gerek. Bu çağı veri çağı olarak adlandırmak yerine Bilinç çağı olarak yaşamak gerek vesselam!..

ELİF SABIR
Adalet ve merhamet...Kavramların zihnimizdeki manalarına denk düşmediği bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple her kavram, manayı kavramaya gayret eden kişinin elinde bambaşka kavrayışlara sebebiyet verebiliyor. Adalet ve merhamet kelimeleri de bu bahse dahil iki kelime. Merhamet, herhangi bir canlının acısını yüreğinde duyabilenlerin sıfatı. Adalet ise, herkesin hakkını gözetenlerin unvanı olabilecek kudrette bir mefhum.
Adalet ve merhamet kelimeleri birbirlerinin içinde mahfuz olan pek çok hususiyet barındırıyor. Peki bu iki kelimeyi yan yana zikretmemize sebebiyet veren nedir? Adil olan müşfik de olmalı mıdır? Adalet ve merhamet terazinin iki ayrı kefesinde mi konumlanmalı? Yoksa bir kefede bulunup karşılarında bulunan kefedekilerle denge mi yarıştırmalı? Sorulacak soruların kesreti başımızı da döndürse sormaya devam
etmeliyiz. Zira sorular cevapları da işaret eder çoğu zaman. Adil olan elbette müşfik olmalı. Ancak yine adalet tahtında bir merhamet barınmalı. Zira kişinin merhameten davranışları bazı insanlara zulm olarak görünebilir. Adalet, bir toplumda kanun ve nizam yoluyla canlıların hakkını korumaya yarıyor ise merhamet ile çelişmemesi hatta karşı karşıya dahi
gelmemesi gerekiyorken bu iki kelimeyi karşı karşıya getiren hususlar neler? Mesela bir hükümdar adaletin öngördüğü kurallara aykırı olarak bir cana kastedeni affederse merhametli olur mu dersiniz? Üzerinde durmak istediğimiz bahis tam da bu misalde zuhur ediyor. Adaletsiz bir merhamet zulme de kapı aralayabiliyor. Zira merhamet, adaletin tecelli edebildiği gönüllerde hürce yaşayabiliyor. Merhameten yapıp etmelerimizin, başkalarını merhamete muhtaç hale getirmemesi için adaleti çokça vurgulamış hatta öncelemiş olabiliriz. Ancak bahsedilen adalet, merhametten âri de olmamalı; insanı, toplumdan ve iktidardan, devlet eliyle veya müşfikçe gönüllere hükmedenler ile korumalıdır.

ELİF HÜSNA İNCİ, SOSYAL HİZMETLER ÖĞRENCİSİ:

Adalet, hakların gözetimidir ve merhamete kıyasla daha güvenilir, uygulanabilir ve verimlidir. Merhamet ise tanımı gereği her ne kadar şefkati ve sevgiyi temsil etse de, içinde acıma duygusunu barındırır. Merhamet eden kişi, merhamet edilen kişiden daha üstün konumdadır. Bu, haklarının savunulmasına ihtiyacı olan kişinin, mahçup hissetmesine sebep olabilir. Bu nedenle, özellikle resmiyette, hak temelli yaklaşımlar benimsenmelidir. Birey, iyi halini elde ederken veya korurken kişiden kişiye göre değişen normlara göre değil, evrensel, kabul görmüş kaidelere göre muamele görmelidir. Bu bakış açısıyla hareket etmek, bireyin özbilincinin ve özgüveninin artmasıyla beraber hak tanımının çeşitlenmesini ve gelişimini sağlayacaktır. Çünkü adaletin sağlanması için hareket etmek, merhametle hareket etmenin aksine, sistematik ve uzun vadelidir. Bir toplumun refahını sağlamak da, uzun vadede, hakların güvencesinden geçer.

ADNAN ÖVENÇ (ÖĞRETMEN)

Kelimeler mânâya izin verirse zannedildiğinin aksine merhamette de bir tür adaletin tahakkukunu görebiliriz sanki. Toplumsal hukuk bağlamında ele alındığında kabaca adaletin tahakkuku, hak kaybının haklı-haksız ikiliği veya kavgası içinde bertaraf edilip, adalet terazisinin dengeye gelmesi demek. Halbuki merhamet müessesesinde işler daha başka yürür; adaletle karşılaştırıldığında merhamet bir dengesizlik, adaletsizlik hâli olarak gözükür!.. Bir anne bireysel olarak haksızlık yapmış, suç işlemiş evladına adaletten ziyade merhametle muamelede bulunmayı göze alır. Bir yerden bakıldığında bu annenin, merhametiyle adaletsiz davranıp bir hakkı teslim etmeyerek büyük feragat göstermiş olduğu söylenebilir; şüphesiz o merhametin içinde büyük bir merhametsizlik de sezilebilir. İsteyen istediğini görsün! Bildiği, emin olduğu bir hakkı (evladının haksızlığı) ifade etmeyerek yahut edemeyerek Hakta durmak sorumluluğundan feragat etmek! Sahiden insan bilerek haksızlar zümresinde yer almayı haklılar zümresinde yer almaya tercih eder mi? Kim bilir kiminin vazifesi de böyle bir noktada bulunmayı göze alıp güya adaletsizlik yapmaktır!..

Ferdî adalet cihetinden bakıldığında ise adalet Hakkın diğer adı; merhamet adaletin bir vechesi olarak görülmekte. Hacı Bayram Veli ‘Hakkın kudretini inşa et!’ buyururlar. Peki kendindeki Hakkı keşfedemeyip, Hakla itişip kakışması bitmeyenin o kudreti inşası mümkün müdür? Adalet mi merhamet mi!.. Belki bir heyecanla şunu söylemenin yeri gelmiştir: İtişip kakışması devam eden nezdinde cevap hep başka başka değil midir? Hakkı perdeleyen arzulardan kaynaklı zararla karşılaştığımızda adaletten ziyade merhamet dileriz.. Dileriz dilemesine de muradımız ne adalettir ne de merhamettir çoğu zaman..Bulunduğumuz yeri hep kollamak, orayı hep suret-i haktan, suret-i merhametten görmek fakat menfaatimize dokunduğu anda haksızlıkla itham ettiğimiz adalet ve merhamet!.. İşte böyle böyle o kudreti inşa edecek fark edişi hapsediyoruz kendimizde.

KALBİ İLETİŞİM

BİLGİÇ DOSTLAR

Bilgiç dostlarınız varsa ve sürekli sizin lafınızı bölüp, sözlerinizi çürütmeye çalışıyorsa ve siz buna göz yumuyorsanız bilin ki o dostluk uzun sürmeyecektir. Onu uyarsanız da bir zaman sonra siz bıkacaksınız o da zaten bu huyundan vaz geçmeyecektir. Siz siz olun böyle insanlarla bir araya geldiğinizi anlar anlamaz onlarla yakın değil mesafeli bir dostluk kurun. Dostluğun da mesafelisi olur mu demeyin. Olur bal gibi olur. Yardıma ihtiyacı olduğu zaman yanında olursunuz. Ama birlikte tatil yapmak, her anı birlikte geçirmek gibi daha çok sayabileceğimiz şeyleri birlikte yapmayın. Her zaman onunla aranızdaki mesafenizi koruyun. Başlangıçta kendinizi mesafe koymaya ve belirli mesafeden bakmaya alıştırırsanız daha net görürsünüz. Çok yakından netlik bozulur. Detayın içinde kaybolur bütünü göremezsiniz. O yüzden parolamız mesafeyi korumak. Üzülen taraf siz olmayın.

SOSYAL MEDYA YORUMLARI:

Güven Güner (Müzisyen): Adalet hiçbir zaman gerçekleşmez. Merhamet zaman zaman gerçekleşir.

Nilüfer Erdoğan (Öğretmen): Gerçek merhamet adaleti de içerir yoksa merhamet kayıtsızca her şeyi hoş görmek, affetmek değildir. Bazen merhametinden dur dersin.

Saliha Malhun (Yazar) : Kutadgu Bilig diyor ki; Tanrı seni adalet için buraya dikti. O halde adil ol; senin için adalet üzerinde durmak esastır. Küçük büyük herkese eşit olarak Töre ile bak, muamele et. Kavmin işlerine bakarken merhamette bulun.

Tijen İsa (Ev hanımı): Merhametten maraz doğar derler adalet daha objektif bir bakış açısıdır. Duygulara rağmen adaletli olabilmek marifet ister.

ARTI – EKSİ

Artı

Farabi yılı

Birleşmiş Milletler, Türk bilgini, filozof, düşünür Farabi’nin anısına doğumunun 1150. yılı nedeniyle 2020 yılını “Farabi yılı” ilan etti. Geçen yılı Kutadgu Bilig yılı ilan eden Birleşmiş Milletler bu kez başka bir Türk bilginini anarak iki yıl üst üste Türk-İslam dünyasına yer vermiş oldu. Farabi, Aristo’dan sonra mantık tarihinin en önemli filozoflarından biri sayılmaktadır. Özellikle devlet kuramcılığı açısından son derece önemli ve bugün dahi olmayan yüksek bir adalet vurgusunun altını çizdiği çalışmaları vardır. Farabi’nin dikkat çekici cümlelerinden derlediklerimiz şöyledir;

·         Başkan halkın mutluluğunu sağlamalıdır. Bu görevi hem kuramsal bilimlere sahip hem de onları toplumun yararı ile ilgili olarak kullanma gücünü taşıyan gerçek anlamda filozof başkan başarabilir.

·         Başkan, toplumun farklı sınıflarını sevgiyle birleştirip birbirlerine bağlamalı, sonra da adalete uygun kararlarla onların arasındaki bu bağlılığı korumalıdır.

·         Toplumda eğitim yoluyla sanatsal erdemleri yaygınlaştırmak ve insanları yapabilecekleri işlerde çalıştırmak da başkanın görevleri arasında yer alır.

·         Toplumdaki iş ve görevleri kişilerin yeteneklerine ve aldıkları eğitime göre belirlemek başkanın diğer bir görevidir. Başkan, toplulukları ve bireyleri, layık oldukları mertebeye göre düzenler. Onlardan hizmet mertebesine layık olanları hizmet mertebesine, yöneticilik mertebesine layık olanları ise yöneticilik mertebesine yerleştirir.

Eksi

Yeni Yıl kutlaması

Yeni yılın Noel olmadığını söyleyip teselli bulmayalım. Hazreti İsa’nın doğumu ile başlayıp Miladi takvime göre yeni yılın belirlenmesi Hristiyan dünyasında bir kutlamayı, neşeyi, sevinci birlikte getirebilir. Onlara ait olan bu günleri kutlamak, hediyeleşmek bir araya gelip yeni yılın sevinci yaşamanın anlaşılır bir tarafı yoktur. Müslümanlıkta hediyeleşme vardır. Her zaman hediyeleşilebilir. Buna engel yoktur. Ama bugünü abideleştirmek, özelleştirmek bizim Türk – Müslüman geleneğinde yoktur.

İNSANLIKTAN ÇIKMAK

Antalya’da ev eşyası satan mağazanın birinde indirime giren çift kişilik battaniye ve yorganları alma yarışındaki vatandaşların halleri iç acıtıcıydı. Kadın, erkek birbirini ezerek üstünden atlayan koskoca insanların bu hallerini şaşkınlıkla izledim ve videonun sonunu getirmeye de dayanamadım. Bu kapitalizm denilen şey insanları zıvanadan çıkardı. Kasketli amcalar, başörtülü ablaların yerlerdeki salvoları battaniyeleri çekiştirmelerini izlerken insanlığımdan utandım. Arkadan da bir ses, ringteki boksörleri birbirine vuruşturup, seyircilerin adrenalini yükseltmeye çalışan çığırtkanlar gibi bağırıyordu. Ne ara böyle olduk, bir eşya için nasıl canavarlaştık. Alt tarafı bir yorgan, battaniye! Allah bilir evinde en az yedeğinde iki tane fazladan battaniye, yorgan vardır. İnsanlık haysiyetini ayaklar altına almayalım. İnsanlıktan çıkmayalım. Alet olmayalım.