jenerik mobil


YAŞASIN ÇOCUKLUĞUM!

Çocukluğuma şükrediyorum.

Mutfak alışverişine gidiyorum.

Biraz peynir, zeytin, tereyağ falan alacağım.

Biraz sebze ve meyve de falan alacağım.

Herşeyin etiketine bakıyorum inanılmaz zamlanmış.

İnsanlar ellerine alıp bakıyor, gözünü tavana dikiyor, vazgeçiyor ve geri bırakıyor. 

Korkunç.

Ve endişe verici

İnsanlar artık çok zor, imkansız karnını doyuramazlar. 

Aliyor beni bir düşünce

Çocukluğuma şükrediyorum.

Evimizin bereketine şükrediyorum.

Allah rahmet eylesin çakır gözlüm babamı düşünüyorum.

Eve kasa ile portakal, mandalina ve elma alırdı.

Eve arabanın bagajı ağzına kadar dolu karpuz kavun alırdı 

Turşu tenelekelerini, tavanda asılı kavurmaları sayamazdım.

Mutfağı bol, misafiri çok olan bir evdi. 

Dert üstü murat üstü yaşar dururduk 

Şimdiler de kim kimi evine misafir çağırıyor, ya misafir gelirse evdeki yeter mi endişesi kalmaz olmuş.

Aman misafir gelmesinde endişesi var..

Ya da evinde hasta var, sen yoksun çocuğuna bir tas çorba götüren arkadaşın mı kalmış.

Halimiz harap.

Halimiz vah vah.

Doktor ne yerseniz yiyin demiş ya işte halimiz var.

Çocukluğumda akvaryum olarak seyrettiğim gökyüzü şimdilerde karanlık.

Ay dede bulutların arasından parlamıyor, öyle doğmuyor. 

Yaşamsız mavi, dumansız hava kalmamış ki.

Aydınlık bir Türkiye, karnı aç, fakir insanlarla aydınlık olamaz bunu çok iyi biliyorum.

İnsanların şükredecek birşeyi kalmazsa çok yazık olur 

Paranın değeri kalmayınca, karnı aç insanın başka değerleri kalır mı?

O değerlere sahip çıkmak imkansız olmaz mı?

Herkesin birbirinin malına parasına göz dikmesine sebep olursanız.

Yaptıklarından utanmayan insanlar çoğaldıkça!  

Birbirinin hayatından çalan insanlar çoğaldıkça! 

Emeklilerin maaşını da çalarlar.

Kaybettiklerimizi bir daha asla kazanamayacağız.

Direnç kalmadı ki.

Yeni nesil, namusu ile para kazanan, okumuş maaşlı  insanlar, ömür boyu çalışsalar bir ev, bir araba alabilirler mi?

Ya işçiler, bir.dilim ekmek için akşama kadar beden gücüyle çalışıp duracaklar.

Gerçekten ekmek parası denilen şey, sadece ekmeğini alma çabası içinde olanlarındır. 

Ülkemiz ekonomik olarak  hüzün mevsimini geçmiş, yas tutma mevsimine geçmiştir.

Her gün!

Gelecek endişesi ile uyanan insanlar, canından bir parça koparmış kaderinde sessizliğe bürünmüşler.

Hiç kimse ormanlarda koşmuyor.

Hiç kimse tabiat ne halde bakmıyor 

Hiç kimse karınca yuvalarını seyretmiyor.

Herkesin, hepimizin canı çok sıkkın.

Masal anlatacak ne de dinleyecek hal kalmış.

Düşler fire vermiş.

Rüzgarla dolu ümit yelkenleri var mı bilmiyorum.

Uğrunda ölünecek ne kaldı onu da bilmiyorum.

Kendi adıma.

Çok şükür.

Bin şükür.

Yaşasın çocukluğum, sevgi ve saygı ile, güven ile, merhamet ile, bereket ile, bolluk ile geçti.

Funda'nın aklındakiler..

... Adana'ya gidiyorum.

Hakemlik görevim var.

Sabiha Gökçen Havalanı, sabah 07.00’de içerideyim.

İnanılmaz kalabalıklar var.

İlk güvenlik adımı, bilet ve kimlik kontrolü, sonrası bagaj kontrolü sokaklara taşmış.

Onu aştım.

Bilet checkin kontuarlarındaki kuyruk kelimelerle tarif edilemez.

Onu da aştım.

Geldim 2.adıma, yani ikinci bagaj ve güvenlik kontrolü.

Yok böyle birşey, inanılmaz kuyruklar var.

Dış hatlar pasaport kontrolü akıl almaz halde, o kuyruklar, kontrol edilerek nasıl biter bilmiyorum.

İş için seyahat edenleri, gidenlerı anlarım.

İnsanlar nereye ve neden gidiyorlar.

Size birşey demek istiyorum aslında.

İnsanlar ne kadar yükselmişler ve ne kadar çok geziyorlar.

Kimse taksitlerini ödediği evinde oturmuyor.

Yahu okul taksitleriniz, çocuklarınızın okul masrafları falan yok mu? 

2.5 gün tatili tatil zannediyor, illa bir yerlere gidecekler.

Gerçekten geleceğinizi, önünüzü görebiliyor musunuz çok merak ediyorum.

Çocukluğumda bir cümle vardı.

Şimdi anlamını çok iyi anlıyorum. 

Ve .

Kırın dizinizi oturun be kardeşim.

Funda'nın aklındakiler…

... Adana'ya gidiyorum, uçaktayım.

Uçakta tek çocuk var, o da benim yan koltukla.

2.5, 3 yaşlarında kız çocuğu.

Annesi yanındaki koltuğa oturtuyor, büyük mücadele ile kemerini bağlıyor.

Uçak kalkıyor.

Kız yemek diyor, annesi çantada ne varsa önüne koyuyor, kız her önüne konulana tokat atıyor, yemem diyor, ağlıyor.

Sonrası masaya tokat atıyor, açıyor kapatıyor, açıyor kapatıyor.

Ağlıyor, avazı çıktığı kadar bağırıyor. 

Annesi uzanıyor, dağılan saçlarını toplayacak ona da tokat atıyor.

Koltuktan iniyor, çıkıyor, önünde oturan insanın saçını çekiyor, rahatsız ediyor.

Küçücük kızdan ne ses çıkıyor, uçak inliyor.

Annesi, sus kızım, bak uçakta başka insanlar var, bağırmamak lazım, kimseyi rahatsız etmeyelim diye tek cümle kurmuyor.

Sus ağlama bile demiyor.

Özgür çocuklar yetiştiriyorsunuz, hayır demek hiç yok, tabi ki haklısınız.

1 saat böyle avaz avaz geçiyor.

Dünyada sadece siz ve çocuğunuz var. 

Çok haklısınız.

Folik asit falan.

Yeni nesil çok farklı falan.

İnternet dünyası falan.

Çizgi filimler falan.

Bunlar çok akıllılar falan.

Z kuşağı sonrası harf kalmadı o nedenle ne kuşağı diyecekler, ben bilemiceğim. 

Bildiğim tek şey.

İşiniz çok zor.